Dark Knight Rises: Son Bir Değerlendirme

Son aylarda üzerine çok yazıp, çizdiğimiz, konuştuğumuz Dark Knight Rises değerlendirmelerini Simge Üngör'ün son bir yazısıyla şimdilik toparlıyoruz....

Batman üçlemesinin final filmi “Kara Şövalye Yükseliyor” alışık olduğumuz Nolanvari bakış açısıyla, ‘yaz döneminin’ en iyisi olarak karşımızda.

“Dövüşçü” filminde gösterdiği performans ile Oscar’ı hakkıyla kazanan Christian Bale’e, Anne Hathaway ve Tom Hardy’nin mükemmel eşlik ettiği filmin senaryosunu Christopher Nolan ve Jonathan Nolan birlikte yazmışlar.

Önceki filmlerindeki parametrelere sadık kalan Nolan’ın, serinin son filmini, fazla risk almadan ve seyircilerini hayal kırıklığına uğratmadan tamamladığını söyleyebiliriz. Inception’da olduğu gibi IMAX tekniğiyle çekilen film, her zamanki gibi gerçek ekipman, sahici setler ve rekor figüranla hayat buluyor. (Hans Zimmer de ona ruh katıyor diyelim) Bilgisayar dünyası ve 3D’den uzak durarak sinemayı sinemaya benzeten Nolan için Batman’i hayata döndüren kişi dersek hata etmemiş oluruz sanırım.

Bir önceki film Kara Şövalye, Batman’in, Harvey Dent’in ölümünü üstlenip kahramandan kaçağa dönüşmesiyle bitmişti. Kara Şövalye Yükseliyor ise bu sürenin sekiz yıl sonrasında başlıyor. Açılışta, Batman’i, sevdiği kadın Rachel Daws’un Joker tarafından öldürülmesini atlatamamış, kendinden vazgeçmiş bir şekilde görüyoruz. Ancak bu emeklilik halet-i ruhiyesi kısa vadede bir kedi-hırsız, uzun vadede maskeli terörist Bane’in devreye girişiyle bozulmak zorunda kalıyor.

Batman’ı Bob Kane’in elinden alıp ete kemiğe büründüren yönetmen Nolan’ın en büyük başarısı karakterlere verdiği derinlik. Tim Burton bir yana Schumacher’in versiyonlarında -komedi ögesi ağır basan- Batman’i kötüleri alt eden gizemli bir dövüşçü olarak izledik. Nolan ise onu Batman yapanın ne olduğunun üzerine gitti. Maskesinin altında gerçek bir kişi olduğunu gösterdi, bu yeni yapıya göre hikayeyi yeniden ördü. Belki bu yarı gerçekçi taban çizgi roman severlerce hoş karşılanmadı ama 1939 daki çizgi romanların “Detectives Comics” başlığı altında “Maskeli haydut Batman’in polisiye hikayeleri” olarak başladığını düşünürsek aslında hikayenin bayağı bir özüne döndüğünü de söyleyebiliriz.

Filme geri dönersek, 93’de “Knightfall” serisinden hatırlayacağımız Bane karakteri Kara Şövalye Yükseliyor’un yeni kötüsü olmuş durumda. Hatta serinin son filmi Bane’e adanmış bile denebilir, zira kendisi, Batman’den daha çok göz dolduruyor. Tom Hardy’nin canlandırdığı karakter Joker’i canlandıran Heath Ledger’in altında ezilmeyecek kadar iyi. Kanında dolaşan Nitro sebebi ile her nefeste acı çeken karakter yıkım gücü zekasında saklı -hapishane doğumlu- gerçek bir kötü. (Bir yandan Heath Ledger’in çizdiği muhteşem Joker profili gönlümüzde öyle bir iz bıraktı ki kimse bize artık o kadar sinir bozucu görünmüyor.) Çizgi romanlarında Batman’in en güçlü ve en entelektüel düşmanı şeklinde geçen Bane, filmin sonuna doğru karizmayı çizdirse de filmin en iyisi. Keza Micheal Caine’in mükemmel performansı filmi, süper kahraman dünyasından başka bir noktaya taşıyan cinsten. (Özellikle Schumacher’ın Alfred’iyle kıyaslarsak)

Gelelim hanımlara…
Açıkçası cast açıklandığında kedi kadın olarak Anne Hathaway’e biraz burun kıvırmıştım ama Ann Hanım rolüne yakışmış, sevimli kız görünüşünü aşmış durumda ve filmin gidişatında bir hayli etkili. Yokluğu varlığından çok daha iyi olacak olan tek kişi ise Marion Cotillard. Sinema salonunda filmi izlerken fevkalade kötü final sahnesinde (biri benim olmak kaydı ile) senkronize bir iki kahkaha duyduğumu belirtmem lazım.

“Kara Şövalye Yükseliyor” filminin aksayan yanı yok mu diyecek olursanız, bir iki şey var tabii. Tahminimce anlatacak çok şeyi olduğundan süresine sığmayan filmde birkaç yerde kopukluklar söz konusu.
Spoiler* Örneğin atıldığı kuyudan bir azim çıkan Bruce Wane’in teröristlerce işgal edilen Gotham şehrine bir anda ışınlanması bunlardan biri. Mağarada geçen sürecin (sakal dışında) yeterli hissettirilememesi gibi bazı bölümler filmin inandırıcılığını baltalayan hususlar.
Bane’in kötücüllüğünün film boyu yüceltilip son karede alaşağı edilmesi ve finale yakışmayacak bir klişe olarak “aslında Batman aslında ölmedii kiii” esprisi filmden bir iki puan düşürmemize neden olacak noktalar.
Aksiyon kısmına değinecek olursak, süper kahramanların dirsek dirseğe dövüşte yenilmeleri beni kişisel olarak üzen bir şey ama bu konuda da Nolan’ın çizgi dizi moduna döndüğünü düşünüyorum. Zira League of Shadows mezunu birinin sokak dövüşçüsü gibi yumruklaşması pek olmamış biliyorum ama bu da yönetmen beceriksizliğinden çok bilinçli bir naiflik olabilir.
Dövüş sahnesinde bir iki karede, çizgi romandan yadigar “The man who broke the bat” karesini bire bir olarak seçebildim…

Özetle, Kara Şövalye Yükseliyor diğer çizgi roman uyarlamalarıyla kıyaslandığında bambaşka bir noktaya gelen iyi bir örnek olarak tarihte yerini almış durumda. Sarpa sarmış eski versiyonlarını açık ara geride bırakıyor. Batman’a felsefe veriyor. Bu nedenle yönetmeni bu film özelinde değil belki ama üçlü seri için tebrik etmek lazım.

kategori:
izlenim

ilgili