Dedemin İnsanları: Bir Göç Hikâyesi

Babam ve Oğlum adlı filmiyle doğup büyüdüğü çevreden hareketle hüzünlü bir dönüşün hikayesini anlatan Çağan Irmak, son filmi Dedemin İnsanları’nda ise yine Ege’de geçen ve yönetmenle ilgili otobiyografik öğeler...

Babam ve Oğlum adlı filmiyle doğup büyüdüğü çevreden hareketle hüzünlü bir dönüşün hikayesini anlatan Çağan Irmak, son filmi Dedemin İnsanları’nda ise yine Ege’de geçen ve yönetmenle ilgili otobiyografik öğeler de barındıran bir göç hikâyesi anlatıyor.

10 yaşlarındaki Ozan’ın dedesi Mehmet Bey 1923’te Girit’te ailesiyle birlikte yaşarken çıkarılan mübadele yasası ile kendi topraklarından ayrılmak zorunda kalmıştır. Mehmet Bey daha çocuk yaştayken terk ettikleri Girit’ten ayrı kalmanın ve karşısına çıkarılan yasal engellerle ziyaret amacı ile dahi olsa ailesinin topraklarına geri dönememenin acısını yaşamaktadır. Dede, bu geri dönemeyişin acısı içerisinde öylesine çaresizdir ki yaşadıkları İzmir’e bağlı kasabanın kıyılarından denize, bir zamanlar yurtları olan Girit’e ulaşır ümidiyle, içinde mektuplar yazılı olan şişeler atmaktadır.

Mehmet Bey hâli vakti yerinde, kendi hayatında kurduğu düzende yuvarlanıp gitse de babasının evine dönemeyişinin acısını her daim içinde hissetmektedir. Bununla beraber yavaş yavaş etrafındaki hayatı fark eden Ozan ise dedesinin bu çabasından oldukça rahatsızdır. Kendi arkadaş grubu içerisinde dedesi Girit göçmeni olduğu için “gâvur” olarak adlandırılan Ozan “Türk” oluşunu hem kendisine hem ailesine hem de arkadaş çevresine kanıtlamak için elinden gelen her şeyi yapmaya da kararlıdır. Ozan bu konudaki takıntısını etrafındaki insanlara zarar verme derecesine getirince dedesi Mehmet Bey, daha önce Ozan’ın çok da bilmediği göçün hikâyesini aktarmaya başlar torununa.

[flashvideo file=http://www.youtube.com/watch?v=mRH538E9mk4 image=http://a8.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-ash4/393697_10150427460056860_261778841859_9075826_1333908949_n.jpg /]

Dedenin torununa ve torunu aracılığıyla seyirciye anlatmaya başladığı bu hüzünlü hikâye insanlık tarihinin Anadolu’da geçen kısmının belki de baştan sona bir göç tarihi olarak okunabileceğini de hatırlatıyor insana. Zira hem yakın hem de uzak geçmişte insanların çoğu zaman yapmak zorunda kaldıkları göçler bu coğrafyanın hem demografik öğelerini hem ideolojisini hem inançlarını hem de yaşayış biçimlerini köklü biçimde etkileyegelmiş. Anadolu gibi her anlamda arada kalmış bu coğrafyada yaşayan insanlar, her ne kadar kendi vatanlarını doğu ile batı arasında bir köprü, medeniyetlerin buluştuğu, harmanlandığı bir yer olarak görseler de Anadolu’nun tarihi göç etmek zorunda kalan toplulukların kültürlerinin birbirine karışması sırasında yaşanan sancının tarihidir aynı zamanda. Bugün bile bu sancının bu topraklarda halen yaşandığı söylenebilir. İşte Dedemin İnsanlarında anlatılan da bir denizin iki yakasında kendi hallerinde yaşarlarken mağduru oldukları bir göçün dramını yaşayan insanların hikâyesidir.

Kendine öteden beri bir vatan ararken yaşanan tüm savaşların, politik ayrışmaların savurduğu bu insanlar hayata tutunmaya çalıştıkları her anda sadece kendi hayatlarını devam ettirme mücadelesi değil aynı zamanda bir kimlik edinmenin de mücadelesini vermek zorunda kalmışlardır. Bu topraklardaki ırkçı politik söylem dahi aslında kendini tanımlamaya çalışırken oluşturduğu söylemde “göç” kavramını kullanma gayretindedir. Sözgelimi Anadolu’daki bütün bir toplumu Orta Asya’dan göç eden insanlar olarak göstermek bu politik algının en tipik argümanlarındandır.

Dedemin İnsanları, hikâyesine 1980’lerde yaşanan karışık siyasi ortamı ve çatışmaları da ekleyerek yerli olma ve yabancılaştırma yaklaşımlarının her geçen gün tırmanışını, içinde yaşadıkları topluma uyum sağlamaya çalışan tüm bu “dışarıdan” göç ettirilen insanların arada kalmışlığının da altını çizmeye çalışıyor. Çağan Irmak tüm bu ırkçı, ötekileştiren söylemin yanında her şeye rağmen “iyi” olan, hayatı seven, ölümünün eşiğinde olduğunu hissederek kendi kefenini hazırlatıp o gün için bir kenarda saklayabilecek kadar hayatla barışık, ona tutunmaya çalışan, başkalarının hayatlarına tercihleri, inançları ve kökenleri ne olursa olsun, saygı duyan ve bu saygıyı kendisi ve etrafındakiler için de bekleyen, o güzel insanların sonuncularını, bir kuşağın son temsilcilerini anlatıyor bir bakıma. Onlara karşı duyduğu saygıyı, sevgiyi, hürmeti anlattığı bu hikâyeyle gösteriyor.

Çağan Irmak’ın sinemasında başardığı şeylerin başında seyircinin, acılarına gerçekten inandığı karakterler yaratabiliyor olması geliyor kanımca. Zaten bunu başardıktan sonra onların hayatlarına dair anlatılan her dram gözlerimizin dolmasına yetiyor.

kategori:
izlenim

ilgili