Delivery Man: 533 Çocuğun Yeni Babası

Son on senede kült sayılabilecek filmler arasında, sayısı en az olan kuşkusuz komedi filmleridir. Bunun en büyük nedeni komedide alışılmış, basit ve vasat senaryoların tercih edilmesidir. Hollywood komedi filmlerinin...

Son on senede kült sayılabilecek filmler arasında, sayısı en az olan kuşkusuz komedi filmleridir. Bunun en büyük nedeni komedide alışılmış, basit ve vasat senaryoların tercih edilmesidir. Hollywood komedi filmlerinin büyük çoğunluğu ya klişe hikayelere ya da kolej temalı senaryolara oynuyor. Belaltı espriler ve erotik görüntülerle süslenerek servis edilen bu eserler artık beklenilen ilgiyi göremediğinden yapımcılar farklı tarzlar aramakta. Bunun en kolay yolu remakeler olsa gerek. Daha önceki sayısız örneklerinden bildiğimiz gibi bunu çok iyi beceren Amerikan sineması benzer bir işe imza atmakta. Ülkemizde Süper Baba ismiyle vizyona giren “Delivery Man” bu tarz eserlerin son örneklerinden.

delivery man süper baba

Kanadalı Ken Scott filmin senaristi ve aynı zamanda yönetmeni. 2000-2003 yıllarında oynadığı 3 filmin de senaryosunu yazmış. Kendi çektiği Kanada yapımı “Starbuck” filmini elden geçirerek Hollywood’a “Delivery Man” olarak sunan Scott’ı, oyuncu, senarist ve yönetmen olarak tanımlayabiliriz bu nedenle.

Filmin konusu ise şöyle: Yıllar önce bir sperm bankasına spremlerini bağışlayan David (Vince Vaughn) her konuda yanlış kararlar verebilme potansiyeline sahip bir karakterdir. Kız arkadaşının hamile olduğunu öğrendiğinde ise kendisini daha büyük bir sürprizin beklediğini fark eder. Geçmişteki donörlük macerası nedeniyle tam 533 çocuğa daha sahip olmuştur ve gerçekler bu çocuklardan 142’sinin öz babalarının kim olduğunu öğrenmek için açtıkları davayla ortaya çıkar.

Delivery Man’in başrolllerinde oyunculuk kariyeriyle kendini kanıtlamış Vince Vaughn ve “How i met your mother” dizisinden hatırlayacağımız Cobie Smulders yer almakta. Smulders’i son 2 senede daha çok beyaz perdede görme fırsatı bulduk. Malum dizinin sona ermesinin ardından farklı yapımlar ile karşımıza çıkacağını tahmin ediyorum. Yardımcı kanatta ise son zamanlarda yükselişini sürdürmekte olan Chris Pratt var. Hikaye bu üçlünün etrafında dönse de asıl süreyi dikkat çekici oyunculuğu ile Vince Vaughn alıyor. Cast olarak gayet başarılı tercihler yapılan filmin müzikleri de bir o kadar hoş. New York’un muazzam görüntüsünü de tekrar görmek imrendiriciydi açıkçası.

delivery man

Türü komedi olmasına rağmen dram yönü daha ağır basıyor filmin. Bir yandan hayatını düzene koymaya uğraşırken diğer yandan 533 çocuğun izini sürmeye çalışan karakterimizin komik olduğu kadar trajik hikayesini izliyoruz. Bunu ilk yapım olan “Starbuck’da da görmüştük. Kendisini düzgün bir hayat yaşamamakla suçlayan hamile kız arkadaşına ve ailesine karşı büyük bir ispat savaşı veren David’in çocuklara ulaşma ve onlarla iletişim kurma çabası, karakterini sorgulaması, hayatta bir yer edinmeye odaklanması beklenenden daha samimi bir şekilde ortaya konuyor.
Film yer yer güldürmeyi de başarıyor. Özellikle Chris Pratt’in başarısız bir avukatı canlandırdığı Brett karakterinin basın açıklaması yaptığı sahne senaryoya renk katmış. Fazla beklenti ile izlenmediğinde eğlenebileceğiniz bir çalışma var ortada.

Delivery Man’in eski versiyonu, 2011 Kanada ortak yapımı olan Starbuck, 31. Uluslararası İstanbul Film Festivali’nde yer almıştı. Festival filmi havasını veren ve Fransızca’nın hoş tınısıyla daha da renklenen o eğlenceli yapımı başka bir dilde “yeniden” seyretmek ilginçti açıkçası. Peki bir filmi aynı yönetmenin tekrar çekme isteği neden doğabilir? Ya daha farklılaştırılmış bir senaryo ve kurguyla sunulmak istenmiştir ya da Hollywood üzerinden yapılan gişe pazarlamasıyla daha iyi bir gelir sağlamak hedeflenmiştir diye düşünüyorum. Ancak Delivery Man, maalesef dinamik, sıcak ve samimi Starbuck’ın başarısına ulaşamamış bana kalırsa. Aralarındaki yorum farkını hissedemiyorsunuz. Kurgudan repliklere kadar birçok öğenin ana filmle neredeyse aynı olması bunu net bir biçimde göze sokuyor. İki yapımı karşılaştırmadan birbirlerinden ayrı değerlendirmek daha doğru olacaktır.

Delivery Man orijinalini aratsa da dram ve komediyi soft bir şekilde harmanlamış; her yaşa hitap eden hoş bir film olmuş. Ken Scott’un ilk denemesini daha başarılı bulduğumu tekrar vurgulamak istiyorum. Eğer ki “Fransızca yerine İngilizce tercih ederim ve Hollywood’u seçerim” diyorsanız sıradan bir gün için sıradan bir yapım olacaktır. Yine de Vince Voughn izlemek için bir etken. İyi Seyirler…

kategori:
izlenim
Bakınız Twitter

ilgili