Deux: Sadece Gerçek Aşklar Nefes Alır

Haktan Kaan İçel İstanbul Film Festivali online gösterimler çerçevesinde yayınlanan haziran seçkisinden "Deux" filmini yorumluyor.

Alışık Olmadığımız Gerçeklikte Performanslar

Genelde aşk hikayelerini gerek sinema, gerekse insanlar genç insanlar üzerinden anlatırlar. Bu nedenle de yaşlı karakterler söz konusuysa bu durum geçmişe dayandırılır. Deux ise bu iki yöntemi de tercih etmeyerek yıllanan yaşlı vücutların birbirleriyle yakınlıklarını normal bir zaman akışı içerisinde hikayeleştirmeyi uygun görüyor. Buna yönelik mantıklı senaryosal hamlelerde bulunuyor. Örneğin iki kadının birbirilerine aşkını, ne günlük hayatta etkileşimde oldukları insanlara, ne de aile fertlerine inandıramamaları durumu biraz da gerçek hayattaki insan yaklaşımlarına bağlanabiliyor. Bir anlamda yaşlı insanların aşık olabileceklerine inanmıyorlar.

Özellikle ana karakterlerden Martine Chevallier’in canlandırdığı Madeleine karakterinin uzun süredir Nina ile ilişkisini çocuklarına itiraf edememesi ve toplum tarafından hor görülme korkusu yüzünden film karakterleri içinde belki de en büyük ayrımı yaratan çatışmasını ortaya koyuyor. Böylelikle her mükemmel görünen çiftin kendi içlerinde görünen harika uyumunun, dış etmenlerle altüst olmasına tanıklık ediyoruz. Zaten Nina’nın hayat arkadaşına “Bu devirde artık kimse lezbiyenlerle ilgilenmiyor. Artık her şey normal demesi” de bir anlamda Madeleine karakterinin aklının geçmişte kaldığının kanıtlarından biri olarak filmin senaryosunda kendine bir yer bulmuş gözüküyor.

İki ana karakterin kimyası o kadar birbiriyle uyumlu ki, ortaya az rastlanır bir romantizm çıkıyor. Karakterlerin birbirlerinden uzak kaldıkları her an içiniz parçalnırken, iki sevgilinin iletişim kuramamasının travmatik yürek burkuculuğu filmin en önemli gerilim unsuru haline geliyor. Bu kadar romantizm üzerinden dramatik çatıyı kuran bir filmin, gerilim unsurunun ayrılık olması ise son derece mantıklı görünüyor.

Engeller Aşkı Yok Edebilir Mi?

Geçtiğimiz yıllarda izlediğimiz “Heiresses” filmini karakter şablonu açısından bu filmle benzeşterebiliriz. Karakterlerin birbirleriyle oluşturdukları hukuk çerçevesinde verilen sözler ve saklanan yalanlar benzer paralelliklerle bu filmin içerisinde hayat buluyor. Ancak o filmdeki kırılma, bu filmde birleşmenin temelini oluşturuyor.

Filmin ilk sahnelerinden biriyle finalinin benzer bir paralellikte ilerlemesi de filmi izlerken bize tatlı bir sürpriz olarak sunuluyor. Çünkü iki sevgilinin kendi aralarındaki jestleri, mimikleri ve temelinde konuşmadan uygulanan davranışları tek başlarına anlam ifade etmezlerken, bir engelin ortaya çıkmasıyla beraber son derece dokunaklı sembollere dönüşüyorlar. Bu da filmin anlatımındaki gücü kuvvetlendiriyor. Filmdeki kullanılan karakterler arasındaki yakın planlar ise hikaye anlatımında samimiyeti sonuna kadar seyirciye sunan bir seçim olmuş.

Duyguların Görselliği…

İletişim kuramayan bir kadının herşeye rağmen aşkı için mücadele vermesi, bu yüzden ayrıntıları değerli kılıyor. Her ayrıntı filmin bulunamayan yapboz parçalarıymışçasına önem kazanıyor. Her daim insanların kendi kendilerine sorduğu bir soru vardır: Sevdiğiniz insanı her şeye rağmen sevmeye devam eder miydiniz? Bu sorunun yanıtı pek çok kişi için evettir. Ancak bu cevaplar zor durumla karşılaşmayan insanların kendilerini kandırma düşüncelerinden başka bir şey olmaz. İşte Deux filmi de bu teori üzerinden giderek sevdiğinizi her türlü zorluklara rağmen sevmeye devam eder miydiniz sorusunu sorarak bunu görsel imgeler üreterek cevaplamayı tercih ediyor. Bunu özenli bir şekilde yapması ise seyirciler için bir nimet gibi diyebiliriz.

Filmin en büyük güçlerinden biri de sessizliği bir anlatım aracı olarak kullanması denilebilir. Yaşlanınca insanlar konuşmak yerine hatırlamayı tercih ederler. Çünkü her gün biraz daha yalnızlaşan bireylere dönüşürler. Sessizlik ya çaresizliğin bir sembolü haline gelir ya da olgunlaşmış bir ilişkinin demi haline gelir. Deux’ta demlenen bir ilişkinin dış faktörlere direnişini gözlemliyoruz. Gerçek aşklar samimidir, yerine oturmuş ve anlamlıdır. Madeleine ve Nina’nın ilişkisinin hikayesi de bize bu olgunluğu en doğal şekilde yansıtan hikayelerden biridir. Yönetmen Filippo Meneghetti de bu bağlamda son derece olgun bir sinemayla hikayesini seyirciyle paylaşarak gelecek için heyecanlanmamıza neden oluyor.

kategori:
izlenim

ilgili