Divino Amor: Tanrının Sevdiği Evlatları

38. İstanbul Film Festivali programı "Dünya Festivallerinden" bölümünden "Divino Amor" filmini Haktan Kaan İçel yorumladı.

En Sevdiğim Dini Aktiviteler

Sevmek nedir?

İnsanın en saf duygusu mudur?

Ya sevmek bir dinse?

“Neon Bull” filmiyle özellikle film festivali takipçilerinin sevgilisi olan Gabriel Mascaro, yeni filminde distopik bir dünya yaratarak sevgiyi bir din haline getiriyor. İlahiler yerine aşk şarkıları çaldırırken, boşanmayı bürokratik bir işleme çeviriyor. Kilise ayinlerini grup seks partilerine dönüştürüyor. Deyim yerindeyse dine dair her şeyi kendince tiye alırken, kitsch yaklaşımını filmin postiş görünümünün içinde başarıyla harmanlıyor.

Neon ışıkların eksik olmadığı bir görsel evren yaratarak seyircisini masalsı bir gelecek tasvirine davet ediyor. Kadınların ve erkeklerin bildiğiniz gibi olmadığı bu dünyada, insanların davranış biçimlerini hunharca taşlamalarıyla iğneliyor. Tabii bu konuda elini korkak alıştırmadan, tüm gücüyle gelişine vuruyor ve cesur olmaktan kaçınmıyor. Neredeyse erotik filmlere öykünen cüretkarlıkta çekilen seks sahneleri, dinin en köşeli noktalarına kadar maytap geçerek eğleniyor.

Kendi Kurallarında Cirit Atmak

Filmin ilk bölümünde düzenin nasıl kurulduğunu görsel materyal bombardımanıyla aklımıza kazırken, böylesine müstehcen bir içeriğe rağmen anlatıcıyı çocuk yaparak provakatif bir tavır sergilediğini söyleyebiliriz. Bu yapılandırmanın amacının aslında filmin finaline gönderme olduğunu bir nebze belirtebiliriz.

İkinci bölümde ise toz pembe sunduğu kuralları bir bir yıkarak kendi cennetini en derin kabusa döndürmeyi başarıyor. Bunu yaparken gösterişli bir dil kullanmıyor. Nefsine hakim bir şekilde dinginliğin üst evrelerinde seyircisine aceleye gelmeyen yaratıcı bir hikaye sunuyor. Hikayenin son bölümü incili temellendirerek bir nevi mesih – meryem ilişkisine öykünse de; Brezilya gibi dinin fanatikçe yaşandığı bir ülkede böylesine cesur bir film çekmek her baba yiğidin harcı değil diyebiliriz.

Yakın Geleceğe Dair Bir Taşlama

Defoları yok mu filmin? Var tabii ki. Ama hikaye kendini merak unsurlarıyla donattığından kendi kurallarını kendi koyuyor. İzleyicinin hikayeyi yönlendirmesine izin vermiyor. Oluşan gediklerin üstünü rahatsız etmeyen bir örtüyle kaplıyor ve ilgiyi kendine çekerek koca bir gülümseme bıraktırıyor bize… Yapay duran dekorların çiğliğinden tutun, parlak ışıkların gölgelediği odak noktasındaki karakterlerin donukluğu bile filmin kendi seyir zevkinden çalmasına fırsat vermeden filmi sonlandırmayı beceriyor.

Yakın geleceğe dair böylesine yaratıcı denemelerin pek yapılmadığını düşünürsek Divino Amor yani İlahi Aşk, kendi kalıplarının içinde bizlere bildiğimiz ama farklı yansıtılan bir hikayeyi kabul ettiriyor. Bürokrasinin sıkıcılığı ve sıkışmışlığı, dinin kendisine dahi çözüm bulamadığı sivri uçları ve evlilik kurumunun ne kadar esnetilebileceğine dair kendine has fikirleriyle doyurucu bir içerik sunmanın keyfini yaşıyor. İlk bulabildiğiniz yerde, belki de bu filmi “sev”meniz gerekiyor.

kategori:
izlenim

ilgili