Hangimiz Şüphe Etmedik ki?

Ruhani dünya her zaman için bir bilinmezken, tanrının varlığı ve inanç dünyası, inanan – inanmayan herkes tarafından mutlaka sorgulanmıştır. Bu nedenle, inananlar da inançları konusunda daima şüpheye düşmekte ve...

doubt-filmi.jpg

Ruhani dünya her zaman için bir bilinmezken, tanrının varlığı ve inanç dünyası, inanan – inanmayan herkes tarafından mutlaka sorgulanmıştır. Bu nedenle, inananlar da inançları konusunda daima şüpheye düşmekte ve bu durum da inanç dünyasında ayrılıklara, mücadelelere neden olmaktadır. İşte ilahi şiddettin kudreti… İnsanların birbirlerine olan şüpheleri aslında inandıkları sisteme karşı olan şüphelerinden mi ortaya çıkar sorusuyla başlayıp daha birçok tartışmaya yol açabilecek bir filmle karşı karşıyayız. Bu nedenle filmin herkeste farklı bir etki bırakıp, herkese farklı sorular sordurabileceğini düşünmekteyim. Shanley’in senaryosunu yazdığı “Şüphe”, Katolik Kilisesi’ne odaklanıyor ve tam da ABD’de değişim rüzgarlarının esmeye başladığı 1964 senesini seçiyor. Kendisi de bir Katolik Kilise Okulu öğrencisi olan Shanley yaşadığı deneyimlerden besleniyor. Bu da filmin dayandığı zemini daha da güçlendiriyor.

Shanley, Şüphe’yi kendi yazdığı tiyatro oyunundan sinemaya uyarladı ve yönetmen koltuğuna oturarak Hollywood film piyasasına son yıllarda eksikliği çokça hissedilen kaliteli bir yapım kazandırdı. Şüphe, tiyatro sahnesinde gösterildikten sonra Pulitzer ve 4 Tony ödülü alarak büyük ses getirdi. Tiyatro sahnesinde elde ettiği bu başarıyı, sinemaya uyarlandıktan sonra da devam ettirdi.

Martin Luther King’in “Bir hayalim var” konuşmasından bir yıl sonra, Nobel Barış ödülünü kazandığı, ABD Yurttaş Hakları Kanunu’nun çıktığı sene, 1964 Sonbaharı yer italyan ve irlandalı ailelerin çocuklarının çoğunlukta olduğu Bronx St. Nicolas Kilise Okulu; ilk siyahi öğrencisi Donald Miller (Joseph Foster) okula alınır. Donald’ın okuldaki öğrenciler tarafından yalnızlaştırılmasının akabinde, bu siyahi öğrencinin destekçisi olarak Rahip Flynn (Philip Seymour Hoffman) devreye girer. Rahip Flynn’in Donald’a olan bu özel ilgisi Rahibe James tarafından, Rahip Flynn’in Donald’ı taciz ettiği yönünde yorumlanır ve bu şüphesini Baş Rahibe Aloysius Beauvier’le (Meryl Streep) paylaşır. Rahibe James, her ne kadar gördüklerini bu şekilde yorumlasa da yumuşak başlı ve saf mizacı onun başedemediği bu şüphelerinden vazgeçmesine neden olur. Çünkü onun inanmak istediği kişi, görüşlerini benimsediği ve kilisedeki duruşunu takdir ettiği Rahip Flynn’dir. Diğer yandan katı ve kuralcı Rahibe Aloysius bu şüphelerin gerçek olduğunu ispatlamak yönünde uğraş verir ve bunu bir iktidar mücadelesine çevirir. Rahip Flynn daha özgürlükçü ve katı kurallarından sıyrılmış, kapsayıcı bir kiliseden yanadır ve 1960larla beraber esmeye başlayan değişim rüzgarlarının savunucularındandır. Öte yandan Rahibe Aloysius, kilise kurallarına hiçbir istisna olmadan riayet eden ve öğrencilerini de bu şekilde disipline etmeyi tercih eden bir figürdür. Bu nedenle bu iki karakter arasında daimi bir çatışma yaşanmakta ve büyük patlama için yalnızca bir sebep yetmektedir. İşte tam da bu sırada ortaya çıkan bu olay, iki taraf arasındaki düşmanlığa varan mücadeleyi daha da alevlendirir.

Seyirci, film boyunca Rahip Flynn’in yenilikçi ve özgürlükçü anlayışıyla Baş Rahibe Aloysius ‘un düzen koruyucu, köktenci tavrının çatışmasını ve bu çatışmanın getirdiği karşılıklı suçlamaları merakla ve bir sonuca varması beklentisiyle izliyor. Karşılıklı bu suçlamaları kanıtlayamamanın verdiği şüphe seyirciye filmin en başından geçiyor ve sonuna kadar sürüyor. Bu nedenle seyirci filmin sonunda kim doğru söylüyor, kim haklı karar veremiyor ve bu çelişki seyircinin filmdeki her karaktere karşı mesafeli durmasına neden oluyor. Tabii bunda güçlü senaryonun yanında etkili oyunculukların ve başarılı karakter tahlillerinin büyük etkisi olduğunu söylemeliyiz. Bazen sadece bakışmalardan ibaret olan sert tartışmalar, karakterlerin iktidar mücadelesi, yerli yerinde yapılmış zeka unsuru küçük espiriler seyircinin 104 dakika boyunca pür dikkat filmi izlemesini sağlıyor. Küçük rolleri de olsa çocuk oyuncuların başarılı ve etkiliyeci oyunculukları ve dört ana karakterin etkili paslaşmaları filmin başarılı çizgisini daha da yukarı taşıyor.

En iyi kadın oyuncu (Meryl Streep), en iyi yardımcı kadın oyuncu (Amy Adams, Viola Davis), en iyi yardımcı erkek oyuncu (Philip Seymour Hoffman) ve en iyi uyarlama senaryo (John Patrick Shanley) dahil beş dalda Oscar’a aday gösterilen Şüphe, güçlü adaylar arasında yer alıyor. Daha önce iki kez Oscar kazanan ve Şüphe’yle beraber 15. kez Oscar’a aday olan Merly Streep şimdilik rakipleri arasında en güçlü aday olarak gösteriliyor. Kısa da olsa takdire şayan oyunculuğuyla göz dolduran Viola Davis’ten de söz etmemek ayıp olur. Viola Davis’in canlandırdığı Mrs. Miller rolünü Oprah Winfrey’in oynaması yönünde çok fazla lobi yapılsa da rol, Shanley’in karar mercii olması sayesinde Viola Davis’e verilmiş ve Davis 10 dakikalık sahnesi boyunca sinema seyircisinin dikkatini çekmeyi başarabilmiştir. Viola Davis’in canlandırdığı Mrs. Miller karakteri, özverili (fazla özverili!) ve mücadeleci bir anne portresi çizerken, Rahibe Aloysius’un ve sinema seyircisinin Rahip Flynn hakkındaki şüphelerinin artmasına neden oluyor. Ayrıca, Viola Davis bu başarılı performansı sayesinde en iyi yardımcı kadın oyuncu dalında (Davis’in bu ödülü daha çok hakkettiğini düşünsem de) Amy Adams’tan sonra Oscar’a en yakın isim olarak gösteriliyor.

Beni filme dair rahatsız eden tek nokta ise Shanley’in çok açık etmese de film boyunca konformist bir tutum sergilemiş olması. Shanley’in bu tutumu en çok Rahibe Aloysius karakterine olan sempatisini seyirciden gizlememesinde ortaya çıkıyor. Rahibe Aloysius karakterini film boyunca eleştirmiş olsa da, hatalarını ve çıkışlarını sonunda insan zaafiyeti boyutuna indirgeyerek inanmış bir insanın mücadelesine dönüştürmesi ve meşrulaştırması filmin eleştirel niteliğini kaybetmesine sebep oluyor. Bu anlamda Rahibe Aloysius’un filmin sonunda ağlayarak “şüphelerim var” demesi ise Shanley hakkındaki şüphelerimizi haklı çıkarıyor. Buna rağmen bütününde filmin başarılı bir yapım olduğunu söyleyebiliriz. Filmin bu başarısını da sonuna dek seyircideki şüphe hissiyatını korumasına ve bu şüphe nedeniyle ara sıra seyircinin nesnelliğini kaybederek taraf olmasına, kendi değer yargılarından da şüphe etmesine bağlayabiliriz. Bu nedenle filmin başta hedeflediği etkiyi seyircide uyandırmayı başardığı söylenebilir.

kategori:
izlenim

ilgili