bakınız

Dr. Strangelove or SS: Seks ve Savaş

| Yorum Yok

dr-strangelove-or-how-i-learned-to-stop-worrying-and-love-the-bomb.jpg

II. Dünya Savaşı’ndan sonra iki bloğa ayrılan dünyada soğuk savaş başladı. 1945 yılından SSCB’nin dağılmasına (1991) kadar uzanan bir süreçti bu. Bir anlamda paranoyalarla dolu bu uzay yarışı, başta ABD olmak üzere kapitalist batı bloğu ülkeleriyle komünist SSCB ve müttefikleri arasında yaşanan siyasi ve askeri gerilim dönemiydi. Bu soğuk savaş döneminde taraflar “kimin çükü daha büyük” tadında öyle büyük bir silahlanma yarışına girmişti ki, sonuç “nükleer kıyamet” paranoyası oldu.

Dr. Strangelove: Or How I Learn To Stop Worrying And Love The Bomb (Dr. Strangelove: Ya da Endişe Etmeyi Bırakıp Bombaları Nasıl Sevdim), soğuk savaş döneminde ABD ve Sovyetler Birliği arasındaki bu gerginliği anlatıyor. Amerikan hava kuvvetleri komutanı, komünist düşmanı General Ripper saçma bir paranoya yüzünden 30 megatonluk hidrojen bombası taşıyan B-52 uçaklarına saldırı emri verir. Her şey böyle başlar. Dünya kıyametin eşiğine bu kadar kolay gelebilir mi?

Dünyanın kumanda paneli birkaç egemenin elinde, insanları yok etmek paneldeki birkaç tuşa basmaya bakıyor. Egemenler bilim ve teknolojiyi son damlasına kadar kullanarak yok etmek üzerine kurdukları planlarını bugün de kolayca gerçekleştirmiyor mu? Dr. Garipaşk: Üzülmeyi Bırakıp Bombayı Sevmeyi Nasıl Öğrendim gerçekten garip, tuhaf, sapıkça bir yok etme aşkını anlatıyor. Filmin sadece adını okuduğunuzda bile tuhaf, ürkütücü, komik gelmiyor mu? Senaryosunu Terry Southern’le birlikte yazdığı Stanley Kubrick’in 1964 yapımı bu başyapıtı; ismi, afiş tasarımı, hikayesi, anlatım biçimi, diyaloglarındaki zeka ve altmetin okumalarına müsait derinlikli yapısıyla gerçekten yumruk sıktıran bir politik hiciv, güçlü bir kara komedi, allak bullak eden bir absürd mizah örneği.

Filmin isminden başlarsak; Dr. Strangelove filmde savaş stratejileri, bombaların teknik yapıları ve sonuçlarıyla ilgili kendisine danışılan bilim adamının adı. Savaş Odası’nda (War Room) daire şeklindeki dev masada Amerika başkanı, kabine üyeleri ve yetkili askeri kişilerle birlikte oturuyor. Tekerlekli sandalyeye mahkum, yabancı el sendromu olan bir eski nazi. Filmin uyarlandığı kitapta* böyle bir karakter yok ancak filme de ismini veren Dr. Strangelove uyarlama sırasında hikayeye eklenmiş. Yabancı el sendromu beynin iki yarım küresi arasındaki bağlantı koptuğunda, beynin her iki bölümünün kendi iktidarını ilan etmek istemesi sonucu oluşan bedensel çatışma olarak tanımlanıyor. Bu sendromun olduğu el, hastadan bağımsız, karşıt, istemsiz hareketlerde bulunuyor. Mesela filmdeki bir sahnede olduğu gibi hastanın kendi elinin onu boğmaya çalışması sıkça görülen bir durum. Dr. Strangelove’ın eli başka şeyler de yapıyor tabii.

Dr. Strangelove’ın bilinçdışını yansıtan siyah deri eldivenli sağ eli bombayla ilgili heyecanlı konuşmasının ortasında Hitler selamı vererek doktorun bombaya olan aşkını fallik bir hareketle açığa vuruyor. Nükleer bombanın ardından insan ırkının ne kadar süre, nerede, nasıl yaşayacağını anlattığı sahnede ise bu heyecanlı ereksiyona tekerlekli sandalyesinden kalkıp “I can walk mein Führer!” (Yürüyebiliyorum önderim) demesiyle filmdeki orgazm sahnelerinden biri daha zihnimize kazınmış oluyor. Başka bir açıdan doktorun istemsiz çalışan eli, insanlığın kendisiyle ettiği kavganın bir sembolü olarak da okunabilir.

Dr. Strangelove karakterinden başlamışken diğer karakterlerin isimleriyle gönderme yapılan anlamlara göz atalım.

General Jack D. Ripper (Sterling Hayden): “Jack the Ripper” ünlü ingiliz fahişe katili/ genelde sadece katil anlamında kullanılıyor.

Grup Kaptanı Lionel Mandrake (Peter Sellers): “Mandrake” şifalı bitki kökleri, otlar/ verimliliği körüklemek/ erkekliğin başlaması ve bir tür afrodizyak.

Buck Turgidson (George C. Scott): “Buck” erkek hayvan veya damızlık aygır/ cinsel erkeklik gücü. “Turgid” şişmiş/ penis için kullanılan “erekte” anlamında.

Merkin Muffley (Peter Sellers): “Merkin” argoda vajina demek. “Muff” kadının cinsel organı/ kadın genital bölgesindeki pubik kıllar anlamında.

Maj. T.J. “King” Kong (Slim Pickens): King Kong ünlü dev erkek goril. İlkel, obsesif, yıkıcı şehvet düşkünü canavar.

Sovyet Başbakanı Dmitri Kissof (telefondaki ses): “Kiss-off” literatürde ‘felaketin başlangıcı’ diye geçiyor. Ayrıca sıçmak, batırmak veya hor görmek anlamında.

Büyükelçi Desadeski (Peter Bull): “Desadeski” 18. yüzyılın ünlü sadisti Marquis de Sade’dan esinlenilmiş.

Miss Scott (Tracy Reed): İsminin özel bir anlamı yok. Filmde görülen tek kadın, sadece bir kadın ne de olsa. General Turgidson’ın sevgilisi ve B-52′de askerlerden birinin okuduğu playboy’daki çıplak kadın.

Dr. Strangelove (Peter Sellers): sapkın aşk.

Filmde seksüel öğeler sadece göndermeler boyutunda kalmıyor. Film bütünüyle, erkek cinsel dürtülerinin iktidar ve güçle somutlaşarak gerçek bir savaşa dönüşümünü anlatıyor. Böylece savaşın maskülenliğinin, seks, şiddet ve yok ediciliğin ayrılmaz dürtüler olduğunun altını çiziyor.

Filmde kullanılan müzikler de savaş ve seksin birlikteliğini, birbirini besleyen gücünü pekiştirmek için özenle seçilmiş. Açılışta iki uçağın havada süzülerek yakıt ikmali yaptığı sahne çok net olarak cinsel ilişkiye yapılan bir gönderme. Bu sahnede “Try a Little Tenderness” (Biraz Şevkat) adlı parçayı dinliyoruz.

B-52 savaş uçaklarından birinde hazırlıklar devam ederken Major Kong dağıtılan ‘hayatta kalma çantaları’nın içindeki malzemeleri mikrofondan okuyor:

Bir otomatik 45′lik, iki kutu mermi, dört günlük konsantre beslenme, bir ilaç kutusu içinde morfin, vitamin hapları, ateş düşürücüler. Uyku hapları, sakinleştiriciler. Bir minyatür incil ve rusça konuşma kılavuzu. 100 $ tutarında ruble, 100 $ tutarında altın. Dokuz paket sakız. Bir paket prezervatif, üç adet ruj, üç adet naylon çorap.

Altın, para, din, uyuşturucu ve seks. İşte savaşmak/hayatta kalmak için gerekli olan malzemeler çantanın içinde kendi anlamını yaratıyor. Hepsini okuduktan sonra şöyle diyor Major Kong: “Bütün bunlarla Vegas’ta iyi bir hafta sonu geçirilebilir.” Uçakta hazırlıklar devam ederken fonda muzaffer Johnnyleri karşılamak için yazılmış vatansever amerikan askeri marşı “When Johnny Comes Marching Home” çalıyor.

Daha önce sözünü ettiğimiz, Dr. Strangelove’ın tekerlekli sandalyeden kalktığı orgazm sahnesinin hemen ardından, patlayan nükleer bombanın görüntülerini izliyoruz. Bu patlamalar doktorun cinsel anlamda boşalmasının da imgesi. Fonda ise Vera Lynn’den ünlü ingiliz II. Dünya Savaşı şarkısı “We’ll meet again” çalıyor. Bir kıyamet sahnesinde “tekrar görüşeceğiz” diyen ince sesli bir kadın seyirciye adeta “Bu, dünyanın gördüğü ne ilk ne de son bomba/savaş olacak” der gibi.

Müziklerin yanında kadınlığın ve erkekliğin filmde aldığı konum, mizansenleri belirleyen öğeler seksle savaş arasındaki ilişkiyi film boyunca vurguluyor. Komünistlerin içme sularına zehir karıştırdığına inanan ve yağmur suyu içen General Ripper SSCB’ye saldırı emrini, üstelik Plan R denen acil saldırı talimatnamesiyle birlikte veriyor. Gerekçe ise yüksek güvenlik. Bu plana göre hiç kimse, başbakan bile bu emri geriye çeviremez, geriye dönüş kodu bir kişide olmak zorundadır. O da General Ripper’dır. Ripper filmin başında bu emri verirken duvarda “Peace is our profession” (Barış bizim işimiz) yazısı göze çarpar. Generalin her daim ağzında taşıdığı purosu yine erkekliği vurgulayan fallik bir imge.

General Ripper komünistlerin içme suyuna kattıkları zehirle onları içten içe öldürdüklerini, bedenlerindeki kıymetli vücut sıvılarını çaldıklarını Mandrake’ye anlatır. Generalin bu bahsettiği bedensel sıvılar ise onun tüm kimliği haline gelmiş erkeklik sıvısı meniyi koruma çabası olarak okunabilir. General, Mandrake’yle konuşurken çıkan çatışmada teslim olan askerlerini görünce yıkılır ve intihar eder. Böylece nükleer saldırıyı geri çevirecek kod Ripper’la birlikte gitmiştir. Kaptan Mandrake pes etmez, kodu masadaki bir kağıda yazılı birkaç cümleden çıkarır. Kağıtta şöyle yazmaktadır: “Peace on earth/ Essence of Purity” (Dünyada Barış/ Saflığın Ruhu). Kod P,O,E’dir. Saldırıyı durdurabilecek kodu bulan Kaptan Mandrake filmdeki en dişi göndermelere sahip askerdir aslında. Ancak, saldırıya başından beri karşı olan, silah tutmaktan hoşlanmayan, Ripper’ın “şevkatli” ilgisine maruz kalan Mandrake’nin bulduğu kod bile bombanın hedefe ulaşmasını engelleyemeyecektir.

Amerikan Başkanı Merkin Muffley, iletişim kurulamayan ve hedefe kilitlenmiş bir B-52′nin varlığını Sovyet Başbakanı Kissof’dan öğrenir. Bu, Major Kong ve ekibinin uçağıdır. Uçakta bombaların bulunduğu bölümde bir sorun çıkar ve Major Kong kontrol etmek için oraya iner. Uçak hızla ilerlemektedir. Vatansever, ateşli, savaşsever Kong, kovboy şapkasıyla bombanın üstüne bir ata biner gibi oturur. Birkaç kabloyu yerine takar. Vakit gelmiştir. Pilotun orada olduğundan habersiz askerler bombayı ateşler ve filmin sembolü haline gelmiş ünlü sahne gerçekleşir. Kong bombanın üzerinde elinde kovboy şapkasıyla bir atın ya da bir kadının kıçına vurur gibi vurarak orgazm çığlıkları atmaktadır. Bomba bu şekilde düşer.

Savaş odasında patlama sonrası neler olabileceği konuşulur:

Amerikan başkanı: – Kimin kalıp kimin yeleştirileceğine karar vermeyi istemezdim doğrusu.

Dr. Strangelove: – Bu yerleştirme bir bilgisayar sayesinde kolayca halledilebilir. Bilgisayar gençlik, sağlık, zeka, üretkenlik ve gerekli ihtisasları öncelik alacak şekilde programlanabilir. Üst düzey hükümet ve ordu mensublarını dahil etmek yaşamsal önem taşır, gelenekleri ve önemli liderlik prensipleri vermek gerekir. Süratle üreyeceklerdir, zaten fazla yapacak birşey de olmayacaktır. “Bir erkeğe 10 kadın” oranıyla mevcut gayri resmi milli hasılaya 20 yıl içerisinde ulaşılabilinir.

Böylece kadınların rolü doktorun ağzından net şekilde ifade edilir. Fikir hem Turgidson hem de Muffley tarafından beğenilir.

Film taraflardan birinin (SSCB) tasarladığı ve bir saldırı karşısında otomatik olarak harekete geçecek olan Doomsday Machine’le (kıyamet silahı) başlamış, karşı tarafın (ABD) gökte cinsel ilişkiye giren savaş uçaklarıyla açılışını tamamlamıştı.

Sonunda ise sakat, yabancı el sendromlu korkunç faşizmin hiçbir yere gitmediğini ilan edercesine Dr. Strangelove’ın orgazmını/boşalmasını simgeleyen nükleer patlama görüntüleriyle bitiyor. Ve şarkı şöyle diyor “We’ll meet again”.

* Peter George, Red Alert. (İngiltere’de yayımlanan adı: Two Hours to Doom)

stanley-kubrick-001.jpg