Eden à l’ouest: Batıdaki Cenneti Ararken

Batı’nın zevk-i sefa arayışından mı, yeryüzünde kendi cennetini kurma amacından mı, yoksa doğunun çektiği acılardan kurtulup bu cennete erişme çabasından mı bahsetmeli? İşte bu noktada Costa Gavras ve Claude...

Batı’nın zevk-i sefa arayışından mı, yeryüzünde kendi cennetini kurma amacından mı, yoksa doğunun çektiği acılardan kurtulup bu cennete erişme çabasından mı bahsetmeli? İşte bu noktada Costa Gavras ve Claude Grumberg”in senaryosunu yazdığı Costa Gavras’ın yönettiği Eden à l’ouest (Cennet Batıda) devreye giriyor. Gavras, Jean-Claude Grumberg’le beraber adaletsizlik ve eşitsizlikten kıvranan dünyaya kaçak bir göçmenin penceresinden bakıyor ve bize “cennet batıda mı?” sorusunu bolca sorduruyor.

Filmin kahramanı mülteci Elias, batıya ulaşmaya çalışır ve Avrupa’ya, açılış kapısı olan Yunanistan’dan giriş yapar. Tabii bu geliş hiç de kolay olmayacaktır. Daha yüzlerce insanla birlikte bottayken batı tarafından karşılama komitesi yola çıkartılmıştır bile… O hayallerindeki kurtuluşu yaşamak için fransızca öğrenedursun bota kurşun yağmaya başlar. Bol kurşunlu bir karşılamanın ardından Elias çareyi yüzerek karşı kıyıya ulaşmakta bulur. Uyandığında kendisini Yunanistan kıyısında bir çıplaklar kampının sahilinde bulur. Kamptan çıkmak için türlü engeller aşar. Karşılaştığı insanlar Elias’ın çaresizliğinden yararlanmaya çalışsa da yolda ona yardımcı olanların da sayesinde ilerlemeye devam eder. Batının illizyonuna kapılan Elias’ın tek amacı vardır o da Paris’e ulaşmak…

Elias’ın başına gelenler mizahi bir dille anlatılıyor. Batının zevk düşkünlüğü ve duruma olan kayıtsızlığıyla dalga geçiliyor. Bir sahnede sahile vuran ölü mültecileri gören otel müşterisi “bugün buranın tadı yok, denize girilmez biz de havuza girelim” diyerek normalde karşılaşmadığı mültecinin ölüsüsünün bile onu rahatsız etmeye yettiğini vurguluyor. Aslında Elias’ın yolculuğu sırasında karşılaştığı her engel ve her kişi ayrı bir film konusu olabilir ama Gavras bunu bir hikayede kotarmayı tercih etmiş ve bunu da başaralı bir şekilde beyazperdeye yansıtmış. Fransa’da çingenelere polisin muamelesi, kaçak göçmen çalıştıran şirketlerin bu insanların illegalliklerinden yararlanıp emeklerini sonuna kadar sömürmesi ve tabii bunun sonucu olarak küçük bir isyan, bunlar filmde geçen olaylardan yalnızca birkaçı…

İran, Irak, Afganistan, Somali gibi ülkelerden her sene binlerce mülteci Avrupa’ya Ege Denizininden botlarla ulaşmaya çalışıyor. Ülkelerini gerek siyasi nedenler gerek ağır yaşam koşulları yüzünden terketmek zorunda kalan mülteciler daha Yunanistan’a girer girmez türlü zorluklarla karşı karşıya kalıyor. Gelecekleri geçmişlerinden de belirsiz olan bu göçmenler Frontex adlı şirkete ait savunma botları tarafından saldırıya uğruyor ve bunun sonucunda ya ölüyor ya toplama kampı benzeri mülteci kamplarına kapatılıyor ya da ülkelerine zorla geri gönderiliyor. Tek amaçları ise süregiden yaşamlarını aksi yönde değiştirmek kendileri ve ailelerine yeni bir başlangıç sağlamak. Onlar yeniden doğmak istiyor ama batı buna bile izin vermiyor. Politik filmlere imza atan Gavras, bu filmiyle batının doğulu kaçak göçmene tepkisini irdeliyor ve ilticayı mizahi bir dille ele alıyor. Gavras Fransa’da yaşayan bir yunan olduğu için bu göç yolunu bu güzergahta anlatıyor ve bu yolda türlü zorluklara göğüs geren Elias karakterine can veren Riccardo Scamarcio’nun başarılı performansıyla bize seyirlik bir film sunuyor. Cennet Batıda, Filmekimi kapsamında 25 ekim, pazar günü saat 19:00da, Gmall’da tekrar gösterilecek kaçıranlara duyurulur.

kategori:
izlenim

ilgili