Ema: Buz ve Ateşin Şarkısı

Larrain, Ema'da sinema gramerini dans üzerine kurmuş.

Star Wars’un en yeni filmiyle aynı hafta vizyona giren, muhtemelen çok konuşulmadan sessiz sedasız vizyondan kalkacak olan Ema, Şilili yönetmen Pablo Larrain’in son yapımı. Ema, son dönemde Neruda, Jackie gibi biyografik dönem filmleriyle karşımıza çıkan yönetmenin farklı bir işi… Tabii Larrain, Tony Monero filminde de bir dansçıyı ele almıştı ama bu yapımda, filmi bir dans gibi ele aldığını görebiliyoruz.
Ema’nın hem öykü kurgusu hem de biçimsel kurgu, bir dans gibi düşünülmüş. Giriş bölümünde karakterleri tanırken bir dans koreografisinin paralel kurguyla gösterilmesi tercih edilmiş ve daha ilk sahnelerde diyaloglar yerine beden dilinin belirleyici olacağı vurgulanmış. Filmin müthiş afişinde de yer alan ateş görüntüsünün önünde gerçekleştirilen koreografide Ema’nın (Mariana Di Girolamo) “ateşle oynamayı seven” bir karakter olduğu da gösterilmiş.

Ema gibi, evlatlık oğulları Polo da ateşle oynamayı seven bir çocuk. Çocukları olmadığı için evliliği kurtarmak amacıyla evlat edindikleri Polo’nun bir yerleri yakma tutkusu, teyzesinin yüzünü alkolle yakmaya kadar varınca onu “iade etmişler.” Fakat çevresindekilerin baskısı ve Ema’nın pişmanlığı, karakterimizi onu geri almak için bir plan yapmaya itiyor. Bu plan, Ema’nın yaşadığı hayatı da gözden geçirmesini sağlıyor.

Senaryo “Plan yapılır, adım adım plan izlenir, başarısızlığa uğranır, ama sonra…” şeklinde bir çizgisellikten oluşmuyor. Finale kadar, boşlukları tamamlamak seyirciye bırakılıyor. Bu sırada koreografiler, bireysel dans figürleri, montaj sekanslar eksik olmuyor. Diyalog yoğunluklu sahneler yönetmen sanki “Hadi biraz da soluklanalım” demiş gibi duruyor, konuşmalardan hemen sonra sokakları ateşe veren Ema ve arkadaşlarını, itfaiye arabasının üstünde hortumla duran Ema’yı, koreografi gibi kurgulanmış seks sahnelerini izliyor, aslında koreografisi iyi kurgulanmış bir gösteri sanatı izliyor gibi hissediyoruz.

Ema’nın bir dansçı olması, eşi Gaston’un (Gael Garcia Bernal) onun da içinde bulunduğu ekibin başındaki bir koreograf olması, evliliklerinin gidişatını, uğraştıkları sanatla beraber okumamıza izin veriyor. Yakın zamanda izlediğimiz Marriage Story filmindeki gibi çiftin anlaşmazlığını, kadın ve erkeğin mesleki hedefleriyle paralel bir şekilde görüyoruz. Marriage Story filmindeki erkek karakterin bir tiyatro yönetmeni olması gibi, bu filmdeki Gaston da bir koreograf ve özel hayatında da otorite olmaya çalışıp kadının hayatını düzenlemek istiyor. Gaston, Ema’nın ateşliliğine karşın buz gibi bir karakter, onun “kısır” olarak gösterilmesi de yaşam vermeyen karakterini somutlaştırıyor. Kadın ise, adamın küçümsediği, ama yaşamın içinden bir alana eğilmek istiyor.

Dolayısıyla bir “kadının arayışı” filmi bu da… Ema, hiphop ile reggae müziklerinin karışımı bir müzik ve dans olan reggaeton tarzını tercih ediyor. Seksi hareketleriyle ön plana çıkan, sokağa daha yakın bir dans bu. Ema’nın bu dansı sevmesi, kendisini onunla ifade etmesi doğaçlama düşünüş ve yaşayış biçimlerini de gösteriyor. Kendini sınırlamıyor, koreografilerden çıkıp sokakta, sahil kenarında dans ediyor. “Örnek bir öğretmen” olmak yerine “serserice” yaşamaya başlıyor.

Ema da çocuğu Polo gibi bir yerleri ateşe verirken hem hayata karşı tutkusunu, hem de çocukça bir sevilme isteğini dışa vuruyor. Bu noktada Sergio Armstrong’un elinden çıkan sinematografi, ateşi, tutkuyu, sefilliği sokaklarda ve iç mekanlarda yaratmak için sıcak ve soğuk renkleri yerli yerinde kuruyor, duyguları görselleştiriyor.

Diğer yandan Larrain bu filmin senaryosunda da politik bir iskelet kuruyor. Sokağın dansına, dayatmacı erkek lidere karşı çıkan kadınlara rastladıkça, bilincin yaşamı deneyimleyerek kazanılabileceğini görüyoruz. Bu sefer büyük bir meseleyi ele almayan Larrain’in, yer yer Gaspar Noe tarzına yaklaşırken “çağın ruhunda” güncel bir deneme yaptığını düşünüyor, tabii her deneme gibi bunun da birçok eksiği içerdiğini not alıyoruz.

Bir de, ön gösterimden çıkarken AVM güvenlik görevlilerinin birbirine yaptığı “Senin resmini çizecem, hem de nü” şakasını duyunca sanatın farklı kesimlerde farklı yorumlanabileceğini, elitist olmamak gerektiğini bir kez daha anlayıp filmin anlamını pekiştiriyoruz.

kategori:
izlenim

ilgili