Ermeni Tehciri Üzerine İki Film Geliyor: The Ottoman Lieutenant ve The Promise

Olaylara iki açıdan yaklaşan iki film...
The Promise

Geçen yılın eylül ayında Toronto Film Festivali’nde Terry George’un Ermeni Tehciri’ni konu alan filmi The Promise gösterilmişti. Eleştiriler filmin epey demode olduğu, 90’lardaki benzer filmlerden farklılaştırılamadığı şeklindeydi. Eleştirilerden ve Türklerin (55 bin hesapla) IMDb’de filme bir puan verme kampanyasından sonra film için bir türlü dağıtımcı bulunamamıştı -Christian Bale’e rağmen-. Sonunda bulundu ve film bugün ABD’de gösterime girdi ama eleştirilerde pek bir değişiklik yok, genelde olumsuz eleştiriler aldı. Hasılatı da iyi değil; 100 milyon dolarlık bütçesine karşılık açılış hasılatı sadece 5 milyon dolar.

The Promise, 1. Dünya Savaşı döneminde, Osmanlı’nın bitişi zamanlarında İstanbul’da geçiyor. Filmin merkezinde tıp öğrencisi Michael (Oscar Isaac), Amerikalı gazeteci Chris Myers (Bale) ve Amerikalı Ana (Charlotte Le Bon) yer alıyor. Michael, Ana’yla tanıştıktan sonra ona âşık olur, ama Myers da Ana’ya âşıktır. Film, Ermeni Tehciri üzerinden Michael-Ana-Chris’ten oluşan aşk üçgenine odaklanıyor.

The Ottoman Lieutenant

Gelelim The Ottoman Lieutenant filmine. Geçen yıl çekilen bu film için “The Promise‘in rakibi” diyebiliriz. The Promise, Ermeni Tehciri’ni Ermenilerin gözünden aktarırken The Ottoman Lieutenant aynı olayları Türklerin gözünden aktarıyor. Joseph Ruben’in yönettiği The Ottoman Lieutenant de bir aşk üçgenine odaklanıyor: İdealist, Amerikalı bir hemşire Lillie’ye (Hera Hilmar) Osmanlı ordusunda subaylığına devam eden İsmail’in (Michiel Huisman) ve doktor Jude’un âşık olmaları… Lillie ABD’de Jude’la tanıştıktan sonra onunla birlikte Osmanlı Devleti’ne gelir, burada İsmail’le tanışır ve birbirlerine âşık olurlar, beri yandan savaş (1. Dünya Savaşı) patlak verir. İsmail ve Lillie savaş sırasında Ermenilere yardımcı olurlar. Yani The Promise “Türkler soykırım yaptı,” derken The Ottoman Lieutenant bunun tersini savunuyor. Hemen belirtelim ki bu film de olumsuz eleştiriler aldı, Hollandalı aktör Huisman’ın bir Türkü oynaması çokça eleştirildi. ABD’deki on bir günlük vizyon sürecinden sadece 240 bin dolar hasılat elde etti. Film Türkiye’de 19 Mayıs’ta gösterime girecek.

The Ottoman Lieutenant‘in soykırımı reddettiği anlaşılınca Amerikalı Yunan Konseyi boykot çağrısı yapmış, “filmin The Promise‘in önünü kesmek için çektirildiğini, soykırımı yanlış bir şekilde aktardığını” belirtmiş. New York Times’ın iddialarına göre Türk yapımcılar yönetmenin bilgisi olmadan filme son halini vermişler. Türk yapımcıların filmi istedikleri gibi kesip biçmeleri üzerine Ruben tanıtımlara katılmayı reddetmiş yazıya göre. Velhasıl neticede iki film de olumsuz eleştiriler aldı, iki film de Amerikalıların ilgisini çekemeyip ABD boxoffice’inden bütçesini çıkaramadı. Fatih Akın’ın tehciri konu alan The Cut‘ı da beklenen ilgiyi çekememiş, genelde karışık eleştiriler almıştı. The Promise‘in ülkemizde vizyona girmeyeceğini de habere dahil edeyim.

Kaynakça: Bu yazının bazı bölümleri The New York Times’taki yazıdan çevrilmiştir. Orijinal makale için tıklayınız.

kategori:
haber

ilgili