Escape at Dannemora: Kimi Hapishaneden Kimi Kendi Hayatından Kaçar

Gerçekliğiyle etkileyen bir hapishane dizisi...

Gerçek bir hikayeden alıntı olduğunu söyleyen not, ardından ekranda baş müfettiş tarafından bir hapishane firarı ile ilgili sorguya çekilen bir kadın, ağır şiveli konuşması ve tuhaf görünüşü ile bu kim diye bakarken bir anda Patricia Arquette olduğunu fark ederek yaşadığınız şok ve hayranlık, hemen sonrasında da mahkum rolündeki Benicio Del Toro ve Paul Dano’nun ekranda yerini alması ile Escape at Dannemora ayıracağınız zamanı hemen garantiliyor.

Yönetmen, The Secret Life of Walter Mitty ile kamera arkasında bizi şaşırtan aktör Ben Stiller… Komedi aktörü olarak anılırken bu dönüşümü çok iddialı şekilde gerçekleştirmek istediği açık. Kariyerine nasıl devam edeceğini merak ettiriyor. Escape at Dannemora, 7 bölümlük bir mini dizi ve gerçek hikaye ile çok fazla oynanmamış. Sürükleyiciliğini hızlı bir akış değil, gerçek zamanlı yaşıyormuş hissi uyandıran anlar sağlıyor. İlk bölümlerde ritmi zaman zaman biraz fazla düşebiliyor ama bu ritme teslim olduğunuzda güzel bir seyir başlıyor.

Hikayemiz New York’a bağlı Dannemora kasabasında geçiyor. Zamanın yavaş aktığı tipik bir kırsal yerleşim yeri burası ve içinde Clinton isimli hapishaneyi barındırıyor. Karakterlerimiz Richard Matt (Benicio Del Toro) ve David Sweat (Paul Dano) müebbet cezası almış suçlulara ayrılmış olan kargaşadan ve gürültüden bir nebze uzak üst koğuşlarda yatıyorlar. Sweat sessiz ve risk almayan, iyi bir insan olmaya çalışan biri, Matt ise içeride her tür tedariği üstlenmiş, resim çizerek vakit geçiren tecrübeli bir hükümlü. Matt ve Sweat’in neden bu cezayı aldıklarını ileri bölümlerdeki çok çarpıcı sahnelere kadar öğrenemiyoruz. Her ikisi de dikimhanede çalışıyorlar ve eşinden ve hayatından bıkmış, heyecan arayan Joyce “Tilly” Mitchell (Patricia Arquette) ile yolları burada kesişiyor. Bu ortaklık ve tesadüfler sancılı bir kaçış hikayesini başlatıyor. Hapishane sahneleri bu iki mahkuma yoğunlaşmış durumda, öncelik bu dizide karakterlerde ve acımasızlıklarıyla ünlü tipik bir Amerikan hapishanesi hikayesine dönüşmüyor, Tilly ve gardiyanların dış dünyadaki hayatları payını koruyor.

Dizide tüm karakterler derinlemesine işlenmiş ve bunun gerektirdiği iyi oyuncular kadroda fazlasıyla mevcut. Tilly’nin kocası Lyle Mitchell (Eric Lange) ve olayın tam ortasında olan gardiyanlar yardımcı rollerden aşina olduğumuz Gene Palmer (David Morse) ve Dennis Lambert (Jeremy Bobb). Eric Lange’i izlerken History Channel’da bir reality showda hayatına kameralarla girilmiş sıradan bir Amerikalıyı izliyormuş gibi hissedebilirsiniz, çok iyi bir performans çıkartıyor. Dizide Shawshank Redemption ve de Prison Break esansı var ama dayandığı hikaye ve uyarlama senaryosu ile daha gerçekçi bir tarzda.

Bu mini dizinin hangi kısmı uzun vadede bir iz bırakır diye sorsam, kesinlikle sıradışı karakterleri diyebilirim. Çok farklı insan hikayeleri izliyoruz ve zaafların insanlara hangi sınırları zorlatabileceğini, ilişkilerin nasıl manipüle edilebileceğini vurucu bir şekilde karşımıza koyuyor.

kategori:
izlenim

ilgili