Exodus: Gods and Kings: Ne İsa’ya Ne Musa’ya…

Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim: “Exodus” ortalama bir film. Ama bu sevindirici bir haber. Zira uzunca bir süredir dört başı mamur bir film ortaya koyamayan, vasat/vasatın biraz üstünde filmlerle karşımıza...
exodus gods kings

Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim: “Exodus” ortalama bir film. Ama bu sevindirici bir haber. Zira uzunca bir süredir dört başı mamur bir film ortaya koyamayan, vasat/vasatın biraz üstünde filmlerle karşımıza çıkıp duran, yaşı ilerlediğinden olsa gerek artık senede iki film çekip Woody Allen’ın hızını da aşan Ridley Scott söz konusu olunca yeni filminin kötü olmaması sevindirici. Dediğim gibi bir süredir hayal kırıklığı yaratan filmlere imzasını atıyor Scott. Tekrar epik, tarihi anlatılarına döndüğü “Exodus” filmi önceki filmlerinden daha çarpıcı olmayı başarsa da bayağı, hem de bayağı eksiği olan bir film de aynı zamanda.

exodus gods kings

Lafı uzatmadan eksilerden başlayayım. Göze çarpan ilk eksiklik filmin yan karaktersizliği. Ben Kingsley, Aaron Paul, Sigourney Weaver gibi ünlü isimlerin canlandırdıkları karakterler hakkında neredeyse hiçbir şey söylenmiyor. Bu oyuncuların canlandırdıkları karakterleri tanıyamıyoruz. Ramses’in annesinin, Musa’dan neden nefret ettiği açıklanmıyor, bu mevzu havada kalıyor. Öte yandan Ramses’in de, Musa’nın da eşlerini tanıyamıyoruz. Gerçi Musa’nın eşi ile ilgili bir iki kelam ediyor senarist ama ortaya da “Ya Tanrın ya ben! Beni bırakma,” diyebilen bir kadın karakter çıkıyor. Halkını özgürleştirmeye giden Musa’ya “Gitme!” diyen bir kadın karaktere sahip bir film. Belli ki senarist sadece iki karaktere, kardeş gibi büyüyüp düşman olan Ramses ile Musa’ya odaklanmak istemiş. Neyse ki iki karaktere de çok iyi olmasa da odaklanabiliyor senarist/yönetmen. Ama yan karakterlerin derinleştirilmemesi, buradaki yan öykülerin umursanmaması filme zarar veriyor kanımca.

Öte yandan Scott’ın fantastik filmden çok gerçekçi bir film yapma isteği de filmin en büyük sıkıntısını oluşturuyor. Scott kutsal kitaplardaki mucizelerin çoğunu es geçiyor. Musa’nın Kızıl Deniz’i asasıyla iki yarması, Tanrı’nın gazapları hep değiştirilmiş; mantığa oturtulmaya çalışılmış. Mesela doğal afetler, böcek-kurbağa-sinek-timsah saldırıları normalleştiriliyor, doğa olayı gibi gösteriliyor filmde. Bu sahnelerden önce Tanrı gösterilse de dolunun yağdığı, böceklerin sarayı işgal ettiği sahnelerdeki olağanüstülük es geçiliyor. Kızıl Deniz de bizlere anlatıldığı, filmlerde işlendiği gibi ikiye ayrılmıyor. Bu sahnelerin mantığa oturtulmaya çalışılması filmin etkileyiciliğini fazlasıyla azaltıyor. Kanımca bu mucizelerin olağanüstü taraflarının törpülenmesi son derece yanlış bir karar olmuş “epik” bir film için. Halbuki Musa’nın denizi Tanrı sayesinde ikiye ayırması son derece çarpıcıdır, etkileyicidir. Bunun doğruluğuna inanılmasa bile çarpıcı olduğu kabul edilir herhalde. Sonrasında Firavun’un bu denizde boğulması da tüyleri diken diken eder. Ama Scott bu olayın olağanüstülüğünü törpüleyip normalleştirmeye çalışınca açıkçası sahnenin epik tarafı da yok oluyor. Öte yandan Musa’nın peygamberliği de törpüleniyor, ki bu da yanlış bir karar olmuş. Neden? Musa peygamber olduktan sonra halkını özgürleştirmek ister. Ama Scott son zamanlardaki peygamber portrelerine uygun bir Musa portresi yapmak istediğinden Musa’yı halkından, herkesten soyutlar, onun acı çekmesine, günah işlemesine, Tanrı’ya kafa tutmasına odaklanır. Nedenini de Musa’nın bir süreliğine kendisini İbrani olarak görmemesi olarak açıklar. İyi, hoş da Musa’nın halkıyla ilişkisi es geçildiğinden film gene zarar görüyor. Halbuki Musa’nın halkıyla ilişkisine odaklanılmalıydı. Böylelikle İbranilerin Musa’nın peşinden gitmeleri anlam kazanırdı. Peygamberliği de, mucizeleri de es geçilmemeliydi bence. Zira bu mucizler ve peygamberlik, öykünün epik tarafını güçlendirebilirdi.

Bu paragraftan anlaşılacağı üzere karakterlerde de, öykünün işlenişinde de sorun çok. Dolayısıyla klasik bir Musa filmi bekleyenleri üzebilir bu film. Ama “Gladiator” kadar epik, bolca savaş içeren bir film bekleyenleri de üzecektir, ki filmdeki savaş-çatışma sekansları çok az. Dolayısıyla başlıkta belirttiğim gibi muhtemelen ne İsa’ya, ne Musa’ya yaranabilecek bu film. Filmin güçlü taraflarına da değinmek gerek. Filmin en başarılı tarafları bolca efekt içeren sahneleri. Mesela timsahların insanlara saldırdığı ve denizin kana boyandığı, ardından gelen kurbağa, böcek, sinek saldırıları, dolu fırtınası, finale doğru Ramses’in Musa’ya saldırmaya yeltendiği Kızıl Deniz sahnesi, baştaki savaş sahnesi… Bu sahneler çok iyi çekilmiş, kurgulanmış, efektlendirilmiş. Oyunculuklarda ise sadece iki kişiden söz edebiliyoruz: Christian Bale ve Joel Edgerton. İki oyuncu da rollerinin hakkını vermişler. Edgerton, Ramses rolünde izleyeni sinirlendirebiliyor. Bale de Hz. İsa’dan sonra Hz. Musa rolünde de inandırıcı oluyor. Müzikleri de başarılı, görüntü ve sanat yönetmenlikleri de. Mısır’a tanrısal bakış açısından odaklanılan planların da etkileyici olduğunu belirtmeliyim. Kısacası Scott aksiyon konusunda beklentileri boşa çıkartmıyor ve bu tür filmlerin adamı olduğunu kanıtlıyor. Ama işte iş, yan karakterlere ve öykü anlatmaya geldiğinde dediğim gibi film epey yara alıyor. Scott bir kez daha ortalama bir senaryonun kurbanı oluyor.

exodus

Filmin tartışma yaratabilecek/yaratan taraflarına de değinmek gerek. Martin Scorsese’nin Hz. İsa filminde (“The Last Temptation of Christ”) beri peygamberler düşmüş, aciz olmuş, günahlar işlemiş insanlar olarak resmediliyorlar. Darren Aronofsky de bu sene “Noah”ta Hz. Nuh’un sözde kötü taraflarına odaklanmıştı film boyunca. Tabii bize (İslam) göre peygamberler günahsız olduklarından, Allah’a tevekkül ettiklerinden bu şekilde yansıtılmaları doğru gelmeyebilir. Dediğim gibi bu film de Musa’yı bu şekilde yansıtıyor. Bu tarafı tartışma yaratabilir. Diğer tartışma yaratacak tarafı ise Tanrı’yı bir çocuğun bedeninde göstermesi. Musa film boyunca bir Tanrı’yla konuşur. Biz de Tanrı’yı bu sahnelerde görürüz (gerçi o çocuğun melek mi, Tanrı mı olduğunu anlayamadım). Daha önce pek yapılmış bir şey değildi bu. En çok tartışma yaratan tarafı ise ırkçılığı ve Mısırlıları beyazlardan ibaret göstermesi. Ki göze hemen çarpıyor bu durum. İyi ve kötü beyazlara karşılık bütün siyahlar kötü gösteriliyor. Doğru bir tutum değildi bu.

Scott ve ekibi, Musa’nın öyküsünü akla uygun hâle getirmeye çalışınca filmin çarpıcılığı azalıyor. Dolayısıyla keşke böyle bir karar alınmasaydı. Bir de Musa’yı aciz bir insan olarak değil de bir peygamber gibi görmek daha güzel olurdu. Yan karakterlere de, yan öykülere de daha fazla alan açılsaydı film ortalamanın üstüne çıkabilirdi. Ne yazık ki efektli sahnelerinin muhteşem, geri kalan sahnelerin ortalama ve bazen bir hayli sıkıcı olduğu bir film olmuş “Exodus”. Scott önceki işlerinden daha etkileyici bir film yapmış yapmasına da gene dört başı mamur bir filme imza atamıyor. Bundan sonra imza atabilir mi tartışılır. En azından Woody Allen gibi hep aynı türde, aynı öyküleri, aynı karakterleri anlatmıyor diyebiliriz. Filmin sonunda beliren “Kardeşim Tony Scott’a” yazısının filmin tamamından daha fazla üzdüğünü de belirtmeliyim.

kategori:
izlenim

ilgili