Extremely Loud & Incredibly Close: Aşırı Dağınık ve İnanılmaz Uzak

Amerikan sinemasında büyük film demek, %60 oranında roman uyarlaması demek. Salladığım anlaşılsın diye küsuratsız sayı veriyorum ama bu sene en iyi film dalında Oscar’a aday olan dokuz filmden altısının,...

Amerikan sinemasında büyük film demek, %60 oranında roman uyarlaması demek. Salladığım anlaşılsın diye küsuratsız sayı veriyorum ama bu sene en iyi film dalında Oscar’a aday olan dokuz filmden altısının, IMDb’nin “Top 250” listesinde ilk sıralarda bulunan on Amerikan filmin de yine altısının uyarlama olduğuna dikkat edince, bu sallamanın desteksiz olmadığını görebiliyoruz.

Uyarlamaların sektörde bu kadar yer edinmesi, vizyona da hemen her hafta birkaç roman uyarlamasının dökülmesi anlamına geliyor. Okuma konusunda zıvanadan çıkmış biri değilsek de, filmlere kaynaklık eden kitapların büyük bir çoğunluğunu filmlerden sonra –daha doğrusu filmler vasıtasıyla- öğreniyoruz. Filme çekilmeden önce kitabın namını duyduğumuz durumlara ise (Lord Of The Rings, The Da Vinci Code vb.) yılda birkaç kez denk geliyoruz. Bu gibi durumlarda kitabın hayranları film haberini duyunca önce heyecanlanıyor, sonra ise beklentilerle bir bir tokatlamaya başlıyor filmin müstakbel kadrosunu. Jonathan Safran Foer’in kitaplıkta durduğu gibi durmayan romanı “Extremely Loud & Incredibly Close”, yaratıcı anlatımı ve her sayfada sürpriz bekleten buluşları ile edebiyat dünyasında heyecan yayılmasına yol açmıştı. Filmin sinemaya taşınmasında sorumluların Eric Roth (Forrest Gump, The Curious Case of Benjamin Button) ve Stephen Daldry (Billy Elliott, The Reader) olması da beklentilerin aşağı sarkmamasına neden oluyordu.

Neticede film ortaya çıktı (Türkiye gösterim tarihi 16 Mart olan filmi birçoğunuz görmediniz ancak filmi geçen gece rüyamda gördüğüm için ilk yorum yapanlardan oluyorum). Filmi izlemeye başladığımızda bir şeyi biliyoruz. Bu tip bir romanı sinemaya uyarlarken basite kaçıp sayfa 1 = plan 1 şekilde bir izlek çıkartamazsın. Roman, genellikle yüzlerce sayfa süren ve okuması saatleri alacak bir deneyimdir ve bir odağa bağlı kalmaması tercih dahi edilir. Filmler ise ortalama iki saat sürer, tek seferde bitirilir ve özellikle ana akım bir film olacaksa, bir odağı, bir iskeleti olması farz kabilindedir. Trainspotting gibi dağınık bir romandan Trainspotting (1996) gibi bir film çıkması ve ikisinin de kendi alanlarında başyapıt olarak kabul edilmesi bu şiara bağlı kalınması sayesinde gerçekleşmiştir. Extremely Loud & Incredibly Close’u izlerken de seçilecek odağı az çok tahmin edebiliyorsunuz. Ancak bu iskeleti sahnelemek için züccaciye dükkanına girmiş bir fil gibi romanı yıkıp geçecek bir film izleyeceğimizi kimse düşünmüyordu sanırım.

Öncelikle, hikaye normal bir hikaye değil. Yani, karakteri normal değil. Normal bir çocuk, babasını kaybettikten sonra, bir vazonun içindeki bir zarfın üzerinde yazılı olan “Black” kelimesini görünce, şehirde soyadı Black olan herkesin adresini bulup tek tek aramaya başlamaz. Eğer elinizde bu gibi bir karakter varsa –tıpkı romanda yapıldığı gibi- böyle bir arayışa gitmesini ve onca korkusuna rağmen kendisini yollara atmasını açmanız, motivasyonunun gerçek anlamda üzerine gitmeniz gerekir. Sadece –muhtemelen kitapta da olmayan- bir metaforla (güneşin patlamasının ancak sekiz dakika sonra fark edilebilmesi) çocuğu yollara dökmeniz karakterin “delidir, ne yapsa yeridir” ya da “babası öldü ya dellendi çocuk” etiketiyle izlenmesine yol açar. Ancak film bir an önce odağını bulmaya, yani çocukla “kiracı”yı karşılaştırmaya o kadar odaklanmış ki, bu uğurda çocuğu pat diye yola düşürmekten de, önemli karakterlerden birini tamamen silip, diğerini bir figürana dönüştürmekten de geri durmuyor.

[flashvideo file=http://www.youtube.com/watch?v=ZqfA1BocV44 image=http://fbcdn-sphotos-a.akamaihd.net/hphotos-ak-ash4/404378_10150561576581860_261778841859_9537453_2034575164_n.jpg /]

Yine de yakalanan hikayeyi, çizilen 11 Eylül sonrası Amerika insanları portresini etkileyici bulanlara “hadi ordan siz ne anlarsınız” demek harcıma değil ve filmi enikonu sevmek de saçmalamak anlamına gelmiyor. Ancak böylesi zengin ve katmanlı bir eserin, hem genel anlamda aşırı derecede dağınık, hem de kitabın cinfikirliğinden inanılmaz ölçüde uzak olması Extremely Loud & Incredibly Close filminin 100 dolarlık bir hayal kırıklığına dönüşmesine yol açıyor ve bu da botlarımızı bir hayli ağırlaştırıyor.

kategori:
izlenim

ilgili