Festivalden İran Sesi: Tehroun

29. İstanbul Film Festivalinin sürdüğü şu günlerde İran sinemasından ilginç ve ilginç olduğu kadar da etkileyici bir film İstanbul seyircisi ile buluştu. Filmin adı Tehroun ya da bizdeki yaygın...

tehroun-tahran-film.jpg

29. İstanbul Film Festivalinin sürdüğü şu günlerde İran sinemasından ilginç ve ilginç olduğu kadar da etkileyici bir film İstanbul seyircisi ile buluştu. Filmin adı Tehroun ya da bizdeki yaygın adı ile Tahran. Hikaye Tahran’nın karanlık yüzünü anlatmakta: köyden gelmiş ve para için kiraladığı kaçırılmış çoçukla dilencilik yapan İbrahim, çocuk kaçırma çetesi, İbrahim’in köyden gelen hamile karısı, İbrahim’in bitirim arkadaşı ve fahişelerin önplanda olduğu bir İran filmi kulağa biraz sürreel gelse de, film gerçekten bu karakterlerin çevresinde dönmekte.

Özellikle son 10-15 yıldır, dünyanın saygın sinema festivallerinin vazgeçilmez unsurlarından İran sinemasının filmleri. Özellikle, Mahsun Malkambaf, Abbas Keyrüstami, Jafar Panahi, Majid Majidi gibi yetenekli sinemacıların farklı tatlarda ama benzer stilde olan filmleri dünya festivallerinde ses getiren yapımlar olmuştu. Bu yetenekli yönetmenlerin önlerinde İran hükümetinin oluşturduğu sevimsiz bir sansür de vardı. Filmlerde asla, kadın ve erkeğin birbirine dokunulmasina izin yoktu; çıplaklık söz konusu bile değildi. İslamiyet hakkında hiçbir motif gösterilemez ve hiçbir söz söylenemezdi. Ve tabii ki politik hiçbir düşünce olamazdı. Bu kadar katı sansüre ve kısıtlamalara rağmen basit, yalın ama son derece etkileyici filmler yapmayı bildiler.

Tehroun ise bugüne kadar yapılan diğer İran bağımsız yapımlarından biraz ayrılıyor. Tehroun da diğer İran filmleri gibi yalın, estetize ve etkileyici. Ama bir fark var ki, hayli öne çıkarıyor. Tahran, rejimi eleştiriyor! Daha doğru bir değişle rejim ile dalga geçiyor. Filmde devrim muhafizı adlı o meşhur sert polisler hırsızların soygundaki paravanı oluyorlar, belki de ilk kez devrimden sonraki bir İran filminde başı açık kadınlar ve içki şiseleri gösteriliyor. Fahişeler daha önce yapılan Daireh filmindeki dolaylı anlatım ile değil direkt gösteriliyor ve kuşkusuz en önemlisi ise Tahran filminde yer alan bir islami nikah sahnesinde molla komik bir şekilde gösteriliyor. Film adeta Ahmedijihad’ın ülkesinin çarpıklığını direkt bir şekilde eleştimekte. Oyunculuklar güçlü ve yalın; zaman zaman da komik. Birkaç yıl önce Jafar Panahi’nin Crimson Gold filminde yapmaya çalışıp başını belaya soktuğu eleştirisel bakışı, Nadir Tekmil Humayun daha doğrudan vermiş.

Filmin kuşkusuz en etkileyici sahnesi finali. Uzak açıdan gizlenmiş kamera ile çekildiği belli olan sahne günümüz Tahran’ın diğer metropoller gibi nasıl vahşi olduğunu güzelce gösteriyor. Ayrıca filmde şaşırtıcı bir şekilde İranli Spike Lee ve Kıvanç Tatlıtuğ’un yer aldığını da ufak bir not olarak düşelim.

Tahran gerçekten iyi bir ve cesur bir film olmuş. Belki cesareti filmin Fransız yapımcılardan gelmiş olabilir ama iyiliği tamamı ile yönetmen Nadir Tekmil Humayun’un başarısı.

kategori:
izlenim

ilgili

  • Festival Kalıntıları: Sona doğru

    Festivalde ilk günler için bakınız. Festivalde ısınma turları için bakınız. 12 nisan 2010 | Pazartesi “Aslında festivalin en sevdiğim yanlarından biri de sürpriz filmleridir”gibi klişe bir ifade kullanmak istemezdim...
  • Festival Kalıntıları: Festivalde Isınma Turları

    8 nisan 2010 | Perşembe Bir günlük aralıktan sonra festivale bütün hızımla devam etmek arzusundaydım. İzlediğim ilk filmler diğer filmler hakkında ne umutsuzluğa kapılmama ne de umut dolmama neden...
  • Festival Kalıntıları: İlk günler

    İstanbul’da yaşayan her sinemasever gibi ben de festival programını sabırsızlıkla beklemekteydim. Neler olacaktı? Nasıl filmler gelecekti? Ne etkinlikler yapılacaktı? Bu minvalde bir sürü soru kafamda dönüyordu. Sonunda karşıma program...
  • Bir Tarlabaşı Dramı: Teslimiyet

    29.İstanbul film festivali sona erdi. Doğruyu söylemek gerekirse ne festivalin havası ne de gösterilen filmler eskisi kadar etkileyici değildi. Buna rağmen yine de akılda kalan iyi ve ilginç filmler...