Fetih 1453: Şefik Sultan Mehmet

Fetih 1453, Türkiye sinema sektörü açısından oldukça önemli bir iş. Sinemayla uğraşan birçok insanın İstanbul’un Fethi’ni çekme hayalini Faruk Aksoy gerçekleştirmiş oldu. Filmle ilgili çok farklı açılardan değerlendirmeler yapmak...

Fetih 1453, Türkiye sinema sektörü açısından oldukça önemli bir iş. Sinemayla uğraşan birçok insanın İstanbul’un Fethi’ni çekme hayalini Faruk Aksoy gerçekleştirmiş oldu. Filmle ilgili çok farklı açılardan değerlendirmeler yapmak mümkün ancak bu kadar şefkâtli bir Fatih’i kabullenmek güç.

Fetih 1453 yılın en çok konuşulacak filmi olma konusunda ilk jeneriklerinin yayınlanmasından bu yana hızlı adımlarla ilerliyor. Film bu hafta vizyona girdi ve biz de çok vakit kaybetmeden bu yapımı görmek istedik.

Filmin sosyolojik açıdan önemi gerçekten çok büyük. Türkiye’de çok büyük kitleler Fatih Sultan Mehmet’i, Türk dünyasının en büyük lideri olarak kabul ediyor. Bu varsayım üzerinden birçok farklı noktaya çıkarak filmin önemini anlayabiliriz.

Öte yandan Türkiye’nin sinema ve yapım dünyası adına da Fetih 1453’ün önemi çok büyük. Öğrencisinden senaristine, yapımcısından yönetmenine İstanbul’un Fethi filmini çekmek, sektörle uzaktan yakından ilgisi olan birçok kişinin hayaliydi. O filmi çeken yönetmen ne güzel yönetmen, o sette çalışan set işçisi ne güzel set işçisiydi. Sonunda bu hayali Faruk Aksoy gerçekleştirdi.

O nedenle filmin nasıl bir film olduğundan çok, neleri kapsayan bir film olduğu sorusu Fetih 1453 açısından daha önemli hâle geldi. İki yıldır televizyonlarda esen Muhteşem Yüzyıl fırtınasına bir turnusol işlevi görmesi açısından da bu yapım ayrı bir önem taşıyordu. Şimdi gelin isterseniz farklı perspektiflerden gördüklerimizi paylaşalım.

Şefkat timsali bir Mehmet

Bizce filmle ilgili en kritik mesele “Nasıl bir II. Mehmet portresi çizildi” sorusuydu. Fetih 1453’ün en önemli falsolarının başında bu konu geliyor. Fatih Sultan Mehmet, Osmanlı İmparatorluğu’nun en agresif padişahlarından biri. Fakat filmde çizilen Sultan Mehmet portresinin başına “Fatih” önadını koymakta insan zorluk çekiyor. Dökümhanede çalışan ordu mensuplarına “kolay gelsin”, topu taşıyan erata “yolunuz açık olsun” gibi diyaloglara giren II. Mehmet portresi gerçekten oldukça şaşırtıcı. Ancak en son sahnede (sürprizi bozmak gibi olmasın ama filmin sonunda fetih gerçekleşiyor), fethettiği ülkede halkın arasına karışıp, kucağında bir kız çocuğuyla “Clintonvari” pozlar verirken, çocuğun bıyıklarıyla oynamasına izin veren Sultan Mehmet, Boğazkesen’de yakaladığı korsanları kazığa oturttuğunu bildiğimiz Fatih’ten farklı bir padişah portresi. Üstelik çevresinde ona muhalefet eden bunca insana karşı da biraz pasif gördük II. Mehmet’i. Bir tokat çakmakla bu iş olmaz. Kuşatma esnasında Osmanlı tokatlarından bol miktarda savurmuştur gibi geliyor insana. Tabii filme bu kadar yatırım yapan bir şirket beceriksizlikten böyle bir yola girmemiştir. Son dönemin en önemli emperyalizm silahlarından biri olan ve “Yumuşak Güç” adı verilen “Kültür Emperyalizmi” uygulamalarına çok uygun bir yaklaşım geliştirilmiş. Fetih’le ilgili en iyi bilinen konuların başında kentin yeniçeriler tarafından yağmalanması bulunmasına rağmen, bu “şefkatlilik hâli”nin bir planlama hatası olduğuna inanmak zor. Zihniyet biraz sorunlu gibi sanki.

Senaryo çatışmalarındaki sıkıntılar

160 dakika gibi uzun bir süreyi kapsayan filmde olaylar arasındaki neden sonuç ilişkileri oldukça zayıf. Fethin en önemli mimarlarından Akşemsettin’in filmde bu kadar işlevsiz olması, II. Mehmet’in kuşatmayla ilgili yaşadığı baskıyı nedensizleştiriyor. İktidarını ziyadesiyle islâmi motiflerle ören bir sultanın, Akşemsettin’le ve dolayısıyla inançlarıyla ilgili benimsediği fikirlere sadece “tadımlık” düzeyde yer verilmesi, olay örgüsünde büyük kopukluklar yaşatıyor.

Film arasında fısıldananlar

Filmi Kadıköy Rexx’te izledik. Film arasında sigara içmek için çıkılan bir terası vardır sinemanın, bilenler bilir. Filmle ilgili izleyici izlenimlerini almak için farklı arkadaş gruplarının yanında dikilerek çaktırmadan film dedikoduları dinledik, aktaralım. Ulubatlı İbrahim Çelikkol, izleyici tarafından büyük beğeni toplamış. Filmi beğenme eğiliminde olanlar ağırlıklı olarak kadınlardı. “Keşke Ulubatlı’yı oynayan Fatih olsaymış” da gözebatan yorumlardan biriydi.

Dekor-Kostüm

“Filmin en iyi katmanlarından biri” desek yanlış olmaz. Muhteşem Yüzyıl’ın bizlere alıştırdığı “ev sıcaklığında saray” anlayışının oldukça uzağında. Saraylar donuk, seslerin yankılandığı, stresin yüksek olduğu iktidar alanları olarak yansıtılıyor. Osmanlı tarafında kullanılan kostümler de oldukça başarılı tasarlanmış. Topkapı Sarayı’nda sergilenen kaftanları andıran fazla sayıda kostüm bulunuyordu.

Oyunculuk

Çok tartışılan bir Fatih seçimi vardı. Ancak Devrim Evin, bu rolü fazlasıyla hakeden bir oyuncu olduğunu kanıtlıyor. Sürekli kasılan bir padişah yerine, bir taraftan korkularıyla boğuşan bir taraftan koca bir imparatorluğu yıkmaya çalışan genç bir komutanı canlandırıyor. Fatih’in hem cesaretini hem de toyluğunu canlandırması gerekiyor. Bunu çok iyi başarmış. Karakterin yükseldiği sahnelerde de durulduğu sahnelerde de korku ve arzuyu birarada gayet iyi hissettirebilmiş. Ulubatlı Hasan’ı canlandıran İbrahim Demirkol da işini hakkıyla yapanlardan. Ancak yan rollerde oldukça zayıf oyunculuklar göze çarpıyor.

Milli Tarih kitaplarının kalıcı zararları

Milli Tarih kitapları insan hafızasında kalıcı hasarlar bırakabiliyor. “Tarih sahnesinden silmek”, “Karadeniz ticaret yollarında hakimiyet kurmak\kaybetmek” gibi ortaöğretim klişeleri ne yazık ki senaryoya karışıvermiş. Bir de “İstanbul’un Fethi’ni hazırlayan siyasi sebepler” başlığı filmde kabak gibi duruyor. Bir Edirne’deki durum, bir Vatikan’ın tavrı, bir Anadolu Beylikleri’nin durumu, bir “Bizans Sarayı’nda neler oluyordu” görüntüleri de insanı sıkıcı ortaöğretim tarih müfredatına götürüyor.

Müzikler

Filmi görmeden sadece müzikleri dinlesek, bu film müziklerinin yeni çekilecek bir Cesur Yürek için yapıldığını düşünebilirdik. Şöyle okkalı bir mehteran sesi duyamadık. Tamam o döneme ait bir Mehteran Marşı kayıtlarda bulunmuyor ama bu noktada biraz daha lokalleşmek gerekirdi.

Şöyle bir toparlayalım

Bu filmle ilgili yapılabilecek en yanlış eleştiri aldığı ideolojik pozisyon üzerine olacaktır. Fetih gerçeğinin içinde Siyasal İslâm, otoriteryan yönetim, militarist toplum gibi kavramlar vardır. Bu pozisyonla ilgili yönetmeni eleştirmek haksızlık olur zira, hamama giren terler. Ancak bu bağlamda şöyle bir eleştiriyi de getirmek gerekir: Senaryo’daki tasavvuf ve İslâm vurgusu çay kaşığıyla değil, kepçeyle verilmeliydi. O şehadet şerbetinden film boyunca testi testi içilmesi gerekirdi. Diğer eleştiri noktamız, savaşa dahil olan askerler arasından özel hikâyeler çıkarılıp işlenmeliydi. Örneğin lağımcıların harakiri yapacak kadar fethe inanmasının nedenlerini öğrenmeliydik. Artık inanç durumu mu, görev aşkı mı, neyse filmin bize bu tip detaylar vermesi gerekirdi. Ezcümle, Fetih 1453, iddiasının uzağında bir sinema diline sahip. Filmin mesajlarını anlamak için seyirciye çok iş bırakılmış.

Fetih 1453, AKP’nin yarattığı Neoosmanlıcılık atmosferinde ticari bir başarı yakalamak için yapılmış gibi görünüyor. Fazla etliye sütlüye dokunmadan çekilmiş olması da, iktidar unsurlarına selam çaktığının kanıtı. Zaten başbakanın da çok hoşuna gitmiş film.

kategori:
izlenim

ilgili