Filmler Nasıl Açılır?

İlk intiba denen şeyin önemine dair yazılanlardan, ayrı bir kişisel gelişim kitabı çıkabilir. Bir kitabı kapağıyla yargılamak yakışmasa da, ilk birkaç cümlesini okuyup yargılamak bu zamansızlıkta çok da anormal...

İlk intiba denen şeyin önemine dair yazılanlardan, ayrı bir kişisel gelişim kitabı çıkabilir. Bir kitabı kapağıyla yargılamak yakışmasa da, ilk birkaç cümlesini okuyup yargılamak bu zamansızlıkta çok da anormal karşılanmıyor.

Gazetelerin manşetleri, şarkıların introları, dizilerin ilk sahneleri. Bunların hemen hepsi izleyicisini “yakalama” esasına göre kurgulanıyor artık. Hem karşı karşıya kalacağımız şeyin içeriğine dair ipucu vermesi, hem de yapılan işin niteliğini az da olsa göstermesi açısından bir özet niteliği taşıyor açılış kısımları.

Sinema için ilk bakışta çok önemli bir yakalama aracı gibi gözükmeyebilir açılış sahneleri. Para verip sinemaya giden veya bir dvd alıp oynatıcısına yerleştiren insan, açılış sahnesi kendisini yakalamasa dahi filmi izlemeye bir süre daha başladığı heyecanla devam edecektir (televizyonda zap yaparken açılış sahnesine denk gelip filmi izlemeye başlayan seyirciyi bunun dışında tutuyorum). Ancak bir sanat olarak sinema, muazzam bir şekilde eserin bütünlüğünü başlatacak açılış sahnelerine ihtiyaç duyar. Kafamızda sanat veya bütünlük gibi kelimeler olmasa da, hangi yönetmen bi film çekerken, daha ilk sahnede ölümsüz bir etki bırakmak istemez ki?

Ben de bu yazıda, bir kez daha sinemanın öncü birliklerine, açılış sahnelerine el atayım dedim. Ancak bunu daha önce binlerce kez gördüğümüz gibi “En iyi 30 açılış sahnesi, başlıyorum, 1 – Apocalypse Now, 2 – A Clockwork Orange, 3 – Trainspotting” tarzında yapmaya daha fazla ihtiyaç yok. The Godfather, 2001, Goodfellas… Evet bu filmler muhteşem introlara sahip ve hepsini defalarca izlemekten sahnelerini ezberler hale geldik (Eğer aralarında hala izlemedikleriniz varsa da üzülmenize gerek yok, çaktırmadan en yakın dvdciden ya da seçkin müzik marketlerden edinip izledikten sonra “tabii ki canım, nerede kalmıştık” diyerek okumaya devam edebilirsiniz.) Bu yazıda en iyi –olduğunu düşündüğüm- sahneleri sıralamaktan ziyade, o iyi açılış sahnelerinin iyi olmasını sağlayan nedenleri düşünüp, açılış sahnelerini filmdeki konumlarına göre sınıflandırmaya çalışacağım.

Açılış Sahneleri: Nasıl Açalım?

Bir filmi açmak için muhtelif yöntemler düşünülebilir. İzleyeceğimiz herhangi bir film için, paytak paytak yürüyen bir penguenden, kilolarca ağırlıkta silahların kullanıldığı bir çatışmaya kadar onlarca fikir, açılış sahnesi olarak kullanılabilmekte. Yine de yıllardır süren anlatım tecrübeleri, insanları belli pratiklere yöneltiyor ve böylece, birden fazla film tarafından kullanılmış güvenilirliği test edilmiş film açma yöntemlerine ulaşabiliyoruz.

Şimdi birkaç film açma yöntemini örnekleriyle birlikte sıralayalım:

1 – Güzel bir müzik eşliğinde baş karakteri göstermek

En temiz film açma yöntemlerinden biri. Müziğin yakalayıcı etkisinden henüz filmin başında yararlanmak isteyen yönetmenler, genelde bu tip açılışları tercih ediyorlar. Baş karakterimiz ya uzun bir yol boyunca yürüyor, ya işine doğru yol alıyor, ya sabah kalkıp elini yüzünü yıkıyor, dişini fırçalıyor ya da bisikletine binip güzelim yollarda kilometre kat ediyor. Böylece biz de hem güzel seçilmiş bir şarkıyı baştan sona dinleme şansına erişiyor, hem de karakterin nasıl bir tip olduğu ve nasıl bir çevrede yaşadığına dair bilgi ediniyoruz.

Örnek Film: Midnight Cowboy (1969)

John Schlesinger’in klasikleşmiş filmi, bu daldaki en leziz açılışlardan birine sahip. Şapkası ve çizmeleriyle birlikte tam bir kovboy gibi görünen Jon Voight’un uzunca bir yürüyüşüyle başlıyor film. Fonda ise Harry Nilsson’un unutulmaz şarkısı “Everybody’s Talkin”. Şarkı seçiminin muhteşemliği seyirciyi de etkisi altına alıyor ve biz film başlar başlamaz arkamıza yaslanıp müziğin ve filmin tadını çıkarmaya başlıyoruz.

Benzer şekilde bisikletine binip “The Killing Moon” şarkısı eşliğinde evine dönen Donnie Darko, veya The Beatles’ın “I’m Looking Through You” parçasıyla birlikte dünyasına girdiğimiz yakın tarihli Ghost Town, güzel müzikle açılan filmlere örnek gösterilebilir.

2 – Daha baştan izleyenlerin nefesini kesmek

Daha salona yeni kurulmuşken, arkadaşınızla konuştuğunuz konu henüz bitmemişken, bir filmin insana dumur yaşatarak başlaması da uygun olabilecek yöntemlerden biri. Tabii ki şok etmesini umduğunuz sahnelerin gerçekten şoke edici olması gerekiyor.

Örnek Film: Saving Private Ryan (1998)

Filmin dillere destan Omaha Beach sahnesi aslında tam olarak açılış sayılmaz. Öncesinde filmde önemli yeri olan yaşlı bir adamın mezarları izlemesini seyrediyoruz. Ancak çok kısa süre sonra başlayan ve filmin ilk 20 dakikasını ele geçiren muhteşem savaş sahnesi, tek başına bile Er Ryan’ı Kurtarmak’ı en iyi savaş filmleri arasına sokabilecek kadar başarılı. Böylelikle henüz açılışta yaşadığımız bütün dehşet, hem filmde bundan sonra yaşanacakları önemsememizi sağlıyor, hem de böylesi bi savaşın içerisindeki karakterleri daha iyi anlamamıza yarıyordu.

Ayrıca Sergio Leone’nin destansı filmi C’era una volta il West, heyecan dolu daha ilk dakikalarından ne kadar klas bir film izleyeceğimizi müjdeleyen açılışlardan birine sahipti. Tabii ki hemen her filmi kalpleri zorlayan bir aksiyonla açılan James Bond serisini de unutmamak lazım.

3 – Gizem yaratmak

Bazı yönetmenler ise filmini daha en başından bir bulmacaya çevirmeyi sever. En azından en başta sorulacak ve en sonda açıklanacak bir sorunun filme zarardan çok yarar getireceğini düşünürler. O yüzden bazı filmlerde daha karakterleri tanımadan “bu da nesi” dedirtecek bir soru karşımıza çıkabilir ve filme merak içerisinde başlamamıza sebep olabilir.

Örnek Film: The Usual Suspects (1995)

Karanlık bir ortamda adamın biri sigarasını yakar. Bir gemide olduğumuzu fark ederiz. Ortamdaki varillerden oluk oluk benzin dökülmektedir. Adam varillere doğru giden bir filtrenin ucuna ateşi tutar ve filtre yanarak ilerlemeye başlar. Tam varillerin yanına yaklaşacakken, yukarıdan bir yabancı bu ateşe “müdahale” eder ve ateşi söndürür. Yüzünü göremediğimiz bu yabancı aşağı inip sigara içen adamın yanına doğru gelir. Yerde cesetler olduğunu fark ederiz. Adam, yabancıya Keyser ismiyle hitap eder. Ama bu Keyser’in yüzünü görmeyiz. Bir süre konuştuktan sonra, Keyser adama ateş eder ve tüm gemiyi ateşe verir. Alevler içerisinde film başlar. Seyirci “neler oluyor, kim bu Keyser” demekten kendini alamaz. Film boyunca da bu soru herkesin aklında olacaktır.

Benzer merak unsuruyla başlayan en önemli filmlerden biri de şüphesiz Citizen Kane. O filmde de önce Kane’in yaşadığı evin tuhaf çevresini, sonra ise yattığı yerden “Rosebud” diyerek son nefesini veren yaşlı adamı görüyorduk. Her şey ondan sonra başlıyordu.

4 – Anlatıcı kullanmak

Aslında anlatıcıyı bir anlatım biçimi olarak kullanan “Narrative Cinema” tamamen ayrı bir başlık ve üzerine ayrı bir yazı yazılacak kadar da örnek genişliğine sahip bir konu. Ama buradaki meramımız anlatıcının gücünü özellikle açılış sahnesinde kullanan filmler.

Anlatıcıyla açılan filmlerde de temelde iki yaklaşım görüyoruz. Birincisi dingin bir anlatıcı ve adeta bir roman girişi okuyormuş tadı veren zarif açılışlar.

Örnek Film: The Big Lebowski (1998)

Aslında Woody Allen’ın Manhattan filminin açılışı bu konuda ideal bir emsal olabilirdi. Ama tercihim işe biraz da ironiyle yaklaşan bir örnekten yana. Özellikle eski Western filmlerindeki “cool” açılışlara yaptığı göndermeyle açılan The Big Lebowski, hem karizmatik anlatıcıyla (Sam Elliott) filmi başlatmış oluyor, hem de bunu mizahından taviz vermeden yapmayı başarıyordu. Yuvarlanan bir çalı eşliğinde önce hayata dair derin sözler söyleyen anlatıcı, bir süre sonra işin “The Dude’a” gelmesiyle kafa karışıklığı yaşıyor ve ne diyeceğini unutmuş haldeyken filme –bir süreliğine- veda ediyordu.

Anlatıcı içeren açılışlardaki bir diğer yaklaşım ise, hızlı kurgu ile baş döndüren tanıtım sekansları. Bu tip açılışlarda ya ortamı ya da karakterleri, reklamlarda görülen hızlı kurgu ve sürekli değişen mekanlar eşliğinde tanıtır filmler. Babasının yine Yurttaş Kane olabileceği bu eğilimin, özellikle son dönemin sabırsız seyircisini filme sokmak konusunda epey yararlı olduğu söylenebilir.

Örnek Film: Le fabuleux destin d’Amélie Poulain (2001)

Jean Pierre Jeunet, Fransız sinemasının en sempatik filmlerinden biri olan Amelie için rüya gibi bir açılış düşlemişti. 1989 yılında çektiği Foutaises isimli kısa filmden de etkilenerek çektiği bu açılış sahnesinde, Amelie karakterinin neyi sevip sevmediğini, nasıl bir çocukluk geçirdiğini ve bu çocukluğun hayal gücüne nasıl etki ettiğini hızlı hızlı değişen planlar eşliğinde görüyorduk. Sinematografisi, Audrey Tautuo’nun şirin yüzü ve dinlemeye doyulmayan Fransız anlatıcısı ile daha 20 dakika geçmeden çok iyi film ünvanını almayı başaran filmlerdendi Amelie.

Coenlerin ilk dönemlerinden Raising Arizona, veya geçtiğimiz yıl çekilen korku komedi filmi Zombieland, anlatıcıyla hızlı kurguyu birleştiren keyifli açılışlar deyince aklımıza gelenlerden ikisi.

5 – Filmin temelini atmak

Özellikle intikam filmlerine, intikam alacak kişinin intikam almasına neden olan sahneyi görmekle başlanması artık gelenek haline gelmiştir. Bunun dışında anne ve babasız yaşayan bir çocuğun hikayesinde, annesi ve babasının ölmesi, felçli bir adamın hikayesinde, adamın kaza yapması, veya dağcılığı bırakan birisinin hikayesinde, son dağ gezisinde yaşadığı kaza, açılış sahnesi olarak gösterilmeye uygun sahneler. Bu sahnelerle karakterin yaşadığı travma gösterilip filmin temeli atılıyor, böylece katharsisi daha kolay kurduğumuz ana karakterin film içinde yaşayacağı çatışmanın da derinliği artıyor.

Örnek Film: Antichrist (2009)

Evli bir çiftin estetize olmuş sevişme sahneleriyle açılan film,en başta bir doz şaşırma yaşatıyor. Daha sonra bu çiftin, evin bir başka odasında neşeyle oyun oynayan küçük çocuklarını görüyoruz. Bir süre ağır çekimde, paralel kurguyla birlikte bu iki görüntü art arda perdeye yansıyor. Ebeveynlerinin sevişmesi devam ederken, çocuk evdeki cama yavaş yavaş tırmanıyor ve şok edici bir biçimde kendisini aşağı bırakıyor. Böylece filmin vaat ettiği “çocuklarını kaybeden bir ailenin hikayesi” çarpıcı bir sahne ile birlikte başlamış oluyor.
Filmin temelini atan açılışlara, sinemada çok sık rastlamak mümkün. Mar Adentro’dan, The The Cliffhanger’a, Le Temps De Loup’tan Inglourious Basterds’a birçok film karakterlerinin temelini henüz başında atıp, film boyu sürecek çatışmanın zeminini önceden hazırlamıştı.

6 – Karakterin işinden bir örnek göstermek

Özellikle karakterlerin sırtına yüklenmesi beklenen filmlerde görülen bir açılış taktiği. Öncesinde karakterimizin her zaman yaptığı şeyden (işinden ya da kurnazlıklarından/ çapkınlıklarından) –genelde- başarılı bir örneği görürüz. Daha sonra ise, bu kişinin bu sefer çok daha zor koşullarda aynı işi yapmasını, ya da yaptığı bu işin dallanıp budaklanmasını, zıvanadan çıkmasını izleriz.

Örnek Film: Natural Born Killers (1994)

Sakin bir cafe’de oturmakta olan bir çift, fazla gürültü çıkarmadan vakit geçirmektedir. Çiftin kadın olanı müzik kutusuna doğru yürür ve Leonard Cohen’in buğulu şarkısı “Waiting for the Miracle”’ı açıp dans etmeye başlar. Derken çevredeki bir kamyoncu kadına askıntı olma hatasına düşer ve çiftimiz zıvanadan çıkar. Katil doğmuş olduklarını o anda anladığımız çift, hemen çevredeki insanları katletmeye başlar. Sona bir kişi tanık bırakma geleneği olan çift, bu kararlarını da şansa bırakırlar ve son bir kişi kalana kadar herkesi öldürüp yollarına devam ederler.

Uzunca bir plan sekans eşliğinde hayatına girdiğimiz senaristiyle The Player, çılgınca bir soygun düşüncesiyle George Clooney’in maharetlerini gördüğümüz Out of Sight ve bir arabulucunun diğer bir arabulucuyla arayı bulmaya çalışacağı eli yüzü düzgün aksiyon filmi The Negotiator da karakterin bir işini izleyerek başladığımız filmlerden.

7 – Seyirciyi gererek başlamak

Tabii ki genelde korku ve gerilim filmlerine ait bir yöntem. Korku dolu bir sahneyle seyirciyi koltuğuna mıhlayıp “hah, işte öyle oturup izleyin” diyen filmler de neredeyse en dehşet dolu sahnesini açılışına saklayıp ait olduğu türün isim hakkını vermeye çalışıyorlar.

Örnek Film: Suspiria (1977)

John Carpenter, Suspiria’nın açılışında izleyiciyi germeye öyle bir şartlanıyor ki doğa koşullarını, esen rüzgarları bile gerilim aracı olarak kullanıyor. Güven dolu bir havalimanından çıkıp, taksiye binmeye niyetlenen bir kadın, havalimanından çıkar çıkmaz yağmur ve fırtınayla karşılaşmaya başlıyor. Taksiye binmesi de kadını müreffeh kılmıyor ve yol boyunca tedirgin olmaya devam ediyoruz. Gerilim dolu bir yolculuğun ardından kadının gittiği yerde tanık olduğumuz bir cinayet ise rivayete göre izleyen birçok seyircinin kalp krizi geçirmesini sağlayacak derecede ürpertici.

Benzer örnekleri buraya yazmaya kalksak bu yazıyı dev bir korku filmi antolojisine çevirebiliriz. Onun için sadece duvardan taşan hayaletlerle özellikle çocuk yaştaki seyircinin hafızasına kazınan The Frighteners’ı, kemirecek tırnak bırakmayan tek planıyla Touch of Evil’ı, küpten çıkayım derken hacamat olan karakteriyle Cube’ü ve onlarca insanın bir saniye içinde parça pinçik olduğu akıllara durgunluk veren açılış sahnesiyle Ghost Ship’ı anarak geçelim.

8 – Baş karakterin çocukluğundan başlamak

Çocukluktan ufak bir kesit gösterip karakteri büyütmek. Özellikle biyografi filmlerinin ve “yıllar sonra kavuşan aşıklar” temalı romantik filmlerin olmazsa olmazlarından. Karakterin küçük ve masum haliyle inandığı şeyler ile, yıllar sonra geldiği hal arasında kurulan ilişki ya da tezat, filmin birkaç dakika içinde güçlenmesini ve derinleşmesini sağlayabiliyor.

Örnek Film: The People vs. Larry Flynt (1996)

Dünyanın en meşhur erkek dergilerinden birisinin sahibi olan Larry Flynt’in gerçek öyküsü. Film, çocuk yaşta bir Larry Flynt ile başlıyor. Babasıyla birlikte bir tarlada çalışan Larry, zorluklar içerisinde çocukluğunu sürdürmekteyken, ani bir kesmeyle yıllar sonrasına gidiyor ve dans eden bir kızın iç çamaşırına para yerleştiren yetişkin Larry’yi görüyoruz. Flynt’in hayatındaki bu keskin değişim, Milos Forman’ın başarılı filmindeki ilk şaşkınlığımızı yaşamamızı sağlıyordu.

Bu açılışın benzerlerini, iki genç aşığın zorla ayrılmasını izlediğimiz The Illusionist, ve evindeki duvarı televizyon olarak görüp yayın yapan küçük Andy Kaufman’ı gördüğümüz Man on the Moon gibi filmlerde de görmüştük.

Farklı yaklaşımlar

Elbette ki bugüne kadar dünya üzerinde çekilen milyondan fazla filmi bizim burada 8 ayrı açılış kategorisine ayırmamız mümkün değil. Burada yazdıklarımızdan çok daha değişik ve başarılı açılışlara rastlamışızdır. Hepsini yazmak mümkün olmasa da, birkaçına değinmekte fayda var.

Bir grup mafyoz adamın oturup bahşiş problemi ve “Like A Virgin” şarkısı gibi konularda konuşmasıyla fark yaratan Reservoir Dogs, genç bir adamın evden çıkıp tamamıyla bomboş sokakları görerek yaşadığı kabusla Abre Los Ojos, dünyanın, gezegenlerin, galaksilerin gelip gelip bir çocuğun gözünde nihayetlendiği Contact, filmden önce adeta ayrı bir kısa film tadındaki mistik girişiyle A Serious Man, Stres içindeki bir iş kadınının kazara ölümüyle başlayıp, aslen onu otopsi eden adamın hikayesini izlediğimizi fark ettiğimiz A Nyomozo ve koca bir ringde yalnız başına yumruk sallayan Robert De Niro’yu gördüğümüz, her karesiyle bir poster olabilecek efsane açılışıyla Raging Bull, bugün büyük keyifle hatırladığımız farklı stillerdeki açılışlara örnek olarak gösterilebilir.

10 Başarılı Açılış Sahnesi Örneği

1 – Enduring Love (2004)

Roger Michell’ın filmi, bütünüyle değerlendirdiğimizde çok parlak sayılmayabilirdi ama kesinlikle büyüleyici bir sahneyle açılıyordu. Uçsuz bucaksız bir yeşillikte piknik yapmak isteyen çiftimizin rahatı, kazara bölgeye düşen dev bir balon ile bozulur. Kesinlikle unutulmaz bir açılış sahnesi.

2 – Lord of War (2005)

Ülkeler arası bitmek bilmeyen savaşlara, bir silah satıcısının gözünden bakıyordu film. Açılış sahnesi ise bu savaşta suçlu olmak için taraf olmanın gerekmediğini gösterir nitelikte. Fabrikada üretilen bir kurşunun gözünden şen başlayan bir yolculuk, şok edici bir şekilde noktalanıyor.

3 – Toprağın Teri (1981)

Bir örnek de bizden. Çoğumuzun Atla Gel Şaban ya da Avanak Apti gibi Kemal Sunal filmlerinden tanıdığı Natuk Baytan’ın gerilim denemesi Toprağın Teri filmi, açılışıyla dilden dile dolaşmış ve kült Türk filmlerinden birisine dönüşmüştü. Henüz açılışta kan ter içinde koşturan bir kadın, çevredeki evlerden birinin camında bizzat kendisine rastlıyor. Sonrasındaki sahne ise, gerçekten tüm sinemaseverlerin deneyimlemesi gereken benzersiz bir ana sahip.

4 – Funny Games (1997)

Yazıda belirttiğimiz “müzik eşliğindeki açılışlara” bir örnek gibi duruyor başta. Evli ve tek çocuklu bir çift, klasik müzik eşliğinde yoldalar. En büyük eğlenceleri ise çalan eserin hangi müzisyene ait olduğunu bulma oyunu. İlk başta bir iki dakika süren bu huzur, en azından seyirci için, kısa bir süre sonra dahiyane bir buluşla bozuluyor. Haneke adeta, “huzur bozmak benim işim” diyor.

5 – Match Point (2005)

Woody Allen’ın yıllarca aynı filmi çektiğini iddia edenler, daha önce defalarca yatmadıysa, 2005 yılındaki Match Point ile tamamen ters köşeye yattı. Hayattaki şans kavramını da irdeleyen filmin açılışı ise basit ama çok etkili. Bir tenis mücadelesini file seviyesinde izlediğimiz açılış sahnesi, şans üzerine film boyunca yapacağımız zihinsel egzersizin de startını veriyordu.

6 – Memento (2000)

Yine hemen herkesin bildiği filmlerden biri Memento. Ancak öyle yaratıcı bir açılışı var ki değinmemek elde değil. Öyküsü sondan başa doğru akan filmin, açılış sahnesi ise aslında en son sahnesi. Gördüğümüz ilk karenin filmin son karesi olması için, tersten çekilen bu ilk sahne, zamanın geri alınamayacağı temasını sarsıcı bir biçimde işlemiş oluyordu.

7 – O Brother, Where Art Thou? (2000)

Coen kardeşlerin hem komik hem epik The Odyssey uyarlaması, sade ve muhteşem bir sahneyle perdeye merhaba diyordu. Yıllar öncesinden kalmış jenerik fontları, 80 yıl öncesine ait ultra hedonist şarkı “Big Rock Candy Mountain” ve hapisten kaçmaya çalışan komik üçlüsüyle defalarca izlense de sıkılmak nedir bilinmeyen bir açılışla, Coenlerin country sevgisine bir kez daha şükür ettiriyordu O Brother, Where Art Thou?

[flashvideo file=http://dl.dropbox.com/u/11122732/bakiniz/oh-brother.flv /]

8 – Narc (2002)

Narc kimileri için çok değerli, kimileri için ise sıradan bir polisiye. İyi oyunculara sahip filmin soğuk tonlu açılış sekansı ise, ne olursa olsun film adına umut vaat eden bir sahne. Kovalamaca içindeki bir polsin, French Connectionvari çıldırması ve sonucunu içeren bu ufak sahne, özellikle gerçekçiliğiyle çarpıcı hale geliyordu.

[flashvideo file=http://dl.dropbox.com/u/11122732/bakiniz/narc.flv /]

9 – Office Space (1999)

Fazla iddiası olmayan, ancak avuç dolusu güldürürken, iş dünyasını hafiften dürtüklemeyi de ihmal etmeyen bir komedi Office Space. Açılışındaki trafik sahnesi ise, trafik sıkışıklığının en büyük evrensel sorunlardan biri olduğunun kanıtı.

[flashvideo file=http://dl.dropbox.com/u/11122732/bakiniz/office-space.flv /]

10 – Magnolia (1999)

Amores Perros öncesindeki çoklu hikaye filmlerinden biri Magnolia. Yani karakterlerin hayatları bir trafik kazası vasıtasıyla kesişmiyor. Magnolia’yı üç saat boyunca izlerken sürekli aklımıza takılan ise, en başındaki şans kavramını sorgulayan nefis açılış sahnesi. Anlatıcının epey eskiden başlayıp, günümüze kadar getirdiği birbirinden ilginç hikayeler, “bu kadarı da tesadüf olamaz” dedirtecek kadar ilginç ve herhangi bir sohbette anlatmak isteyeceğiniz kadar da renkli. Sahne boyunca pek çok yerde gözüken 82 sayısı ise sette sıkılan birçok çalışanın seyirciyle oynamak istedikleri ufak bir oyundan ibaret.

kategori:
seçki

ilgili