Filmlerden Uyarlanan Öyküler: Suicide Squad

Sinemanın hayatımıza dokunduğu yerlerden çıkan öyküler...

“Batman hayırsever adam. Adam, parasını bi nevi hayır işinde kullanıyor. Bak bizim zenginimiz yalıda kadınlarla keyif çatıyor, elin zengini gece çıkıp Gotham’ın itiyle kopuğuyla vuruşuyor. Mütevazı yani… Diyelim ki gecenin bir saati Şahin’le gezen herifin teki Gotham’da bas bas Koray Avcı dinliyor. Gider yanına ‘Kardeş şunun sesini bi kıs’ der, bir şekilde kıstırır, şehrin düzenini sağlar. Ama Superman’e işin düşsün, iki dakika eşya taşımaya çağır mesela, ‘Kızla buluşacağım hacı’ der, ‘ter kokmamam lazım’ der, uça uça kaçar it herif…”

İlk biralarından birer yudum aldıktan hemen sonra, bira masası törelerine uygun olarak politik meselelere kafa yormuşlardı. Köy Enstitülerini övmüşler, yer yer Süleyman Demirel’in birkaç komik sözünü örnek vererek yüksek sesle gülmüşler, “Bu ülkeden cacık olmaz” şeklinde bir sonuç bölümüyle de politik muhabbeti kapatmışlardı. Farklı bölümlerde yüksek lisansını yapıp da tez döneminde olan üç arkadaşlardı; Alper, Özgür, Murat. Alper’in “Ulan yine içki masasında dünyayı kurtardık” demesiyle, konu bir şekilde dünyayı kurtaran kahramanlara da gelmişti. Alper iflah olmaz bir Superman taraftarı, Özgür ve Murat ise Batman yanlısıydı.

“O değil de, bu KYK, GSS borçlarını nasıl ödeyeceğiz ya?” diyerek Murat’ın Batman güzellemesini sonlandırdı, daha yaşamsal meselelere girdi Özgür. Söze girerken önündeki bira bardağına doğru dikmişti gözlerini. 12 lira değerindeki 50’lik biradan sözlerini desteklemesini ister gibiydi. Bardağın yarısı boştu… “Bu aydan sonra öğrenim kredisini de kesecekler, beş parasız kalacağım. KYK’nın sürprizleri işte! Normal öğrenim süresi dolanların kredisini hazirandan sonra keseceğiz artık diyorlar. Ya sen bir kurumsun, kurum dediğin böyle küçük sürprizler yapar mı? İlişkimizi mi renklendirmeye çalışıyorsun sen? Düşündükçe deliriyorum.”

Aynı zamanda üniversitenin televizyonunda sunucu olarak çalışan Özgür, söylediklerini yine çok düzgün bir diksiyonla dillendirmişti. Haber görüntülerinden sonra muhalif yorumlar yapan bir haber sunucusu gibiydi. Masanın geri kalanı, Fatih Portakal bir şeye kızdığında kafasını sallayarak onu onaylayan TV başında bir baba gibi hissetmişti kendisini. Murat, elindeki Camel paketini, uzaktan kumandayla kanal değiştiriyormuş gibi Alper’e doğru uzattı. Alper içinden bir sigara çekip konuşmaya başladı. Evet, diğer kanalda muhalif gazeteci Alper vardı:
“Hacı, GSS borcum olmasın diye 4 senedir sağlık primi ödüyorum, 2500 lira ödedim, sadece iki kere hasta oldum. Parasını peşin ödüyorum diye, hastaneye gittiğimde her doktora görünmek istiyorum, paramın hakkını versinler istiyorum. İstiyorum ki Dermatoloji uzmanı şakaklarıma masaj yapsın, Kulak Burun Boğaz’daki kadın kulağıma sağlıklı şeyler fısıldasın. Psikiyatr bölümünde Suicide Squad filmindeki Harley Quinn olsun. O da psikiyatrdı di mi lan? Joker bunu da delirtmişti, sonra sevgili oluyorlardı? Tamam işte, ben de Joker’mişim meğerse. Filmdeki gibi, hayattan beklentisi olmayan 2–3 kişiyi daha toplarız, çeteyi tamamlarız. GSS borçları iptal olana kadar SGK’dakileri rehin alırız. Sizin Batman de kurtarmaya gelir. ‘Kaç lira borcunuz var, ödeyeyim’ demez. Gelir hepimizi sopalar, sonra kahraman olur… ”

Bar çalışanı masaya geldiğine Alper üçüncü birasını söyledi. Murat hâlâ 100’lük birasını içmekteydi, küçük bir yudum daha aldı. Hızlı içmesi demek, fazladan bir bira parası demekti, acele etmeye gerek yoktu. Bardağın yarısı doluydu… Bar çalışanı “Zabıtalar denetime gelebilir. Kül tablalarını bir süre kaldırmak zorundayız” dediğinde Murat henüz başladığı sigarayı söndürdü, söndürürken kırıldı sigara. Özgür, sönen ve kırılan sigaraya, sönen ve kırılan umutlarıymış gibi bakıyordu.

Bu arada barın ışıkları söndü. Muhabbete daldıkları için fark etmedikleri, barın çeşitli yerlerine yerleştirilen mumlar loş bir aydınlatma sağladı. Müziğin sesi de kısılmıştı. Murat, karşısında oturan Alper ve Özgür’ün gözlerini diktiği köşeye bakmak için sandalyesini yan çevirdi. Dirseğini dizlerine, elini çenesine dayayarak Düşünen Adam heykeli pozuyla, bütün dikkatlerin yöneldiği olayı izlemeye koyuldu.

20’li yaşlarında bir adam, elinde bir yüzükle diz çökmüştü; önünde orta boylu, sarışın, güzel sayılabilecek bir kadın vardı. Çok da akıcı olmayan bir şekilde, kadını ve kadınla geçirdikleri güzel zamanları övüyordu. Konuşma daha etkileyici olabilirdi. Yeterince prova yapmamış mıydı yoksa sahneye çıkınca mı heyecanlanmıştı? Kadın içten bir şekilde seviniyor gibiydi; o hazırlıklıydı belli ki, içten sevinme provaları iyi geçmişti. Adam acaba nerede iş bulmuştu? KPSS’den en fazla 70 alabilecek bir tip vardı bunda, kesin torpille girmişti… Evlenme teklifini neden barda yapmıştı peki? Adam nasıl bir teklif yapacağını düşünürken barda çalışan arkadaşı “Sen bizim mekana gel, bi şeyler ayarlarız” mı demişti? “Ayarlarız” diyen bir arkadaş, ilişkilerinde önemli bir yere mi sahip olmuştu?

Bu arada, yüksek sesli bir “Evet” karşılığının ardından uzun süreli bir sarılma geldi… Bu sarılma ne kadar uzun olmalıydı? İkisinin aynı anda sarılmayı bırakması uyumlu bir çift olduklarını gösterir miydi? Peki kadının alkol oranı biraz daha yüksek olsa, bu anın büyüsü bozulur muydu? Sarılırken kulağına “Bebişim çok çişim var, biraz kısa kes de tuvalete gideyim lütfen” diye fısıldasaydı mesela?

Bunları düşünmüştü Murat, olaysız bir şekilde sonlanan ritüeli izlerken… Sonra, sandalyesini eski haline getirip masaya döndü ve çok da düşünmeden “Kadın Harley Quinn’e benzemiyor mu ya?” dedi. “Yok lan” dedi Alper, “ne alakası var?” Benzemiyordu. Benzese bilirdi…

kategori:
izlenim

ilgili