First Man: Ay’daki Yalnız Adamın Hikayesi

Ryan Gosling'in başrolünde yer aldığı First Man'e dair...

First Man: Dünyanın Dışına Yolculuk…

Ülkeler ve devlet için en önemli şeylerden biri nedir? İlk olmak… Kimsenin başaramadığını elde etmek… İmkansızlıkları yapılabilir göstermek… Bir ülkenin gücü vizyonlarının ne kadar ileriyi gördüğüyle şekilleniyor. ABD’nin uzay projesi belki de onlar için bu yüzden önemliydi. Rusya’yla verilen gelişmişlik seviyesi yarışında psikolojik etkenler, başarılamayanları var etmek haline gelince insanlığın keşfedemediklerine verilen değer akıllara geldi. Rusya bir yandan uzay çalışmalarında hiçbir ülkenin yapamadıklarını yaparken, öte yandan ABD’nin dünyanın en iyi ülkesi iddiası için bu projeler altın değerindeydi.

İşte bu yüzden onlarca sene akıllarda sorular bırakan en önemli olay Neil Armstrong’ın ayak bastığı o an oldu. Hatta farklı teorilerde aslında bu olayların stüdyoda gerçekleştiği söylendi. Ortaya atılan her teorinin haklılık payı vardı. Ama sonuç olarak tarihe Armstrong’un o adımı geçti. O kadar zaman boyunca hayal edilen olaylar vuku buldu. Jules Verne’in hayalleri aniden gerçekliğe kavuştu.

Hollywood İçin Küçük, İnsanlık İçin Büyük Bir Film…

Hollywood ise bu konuya el atmakta oldukça geç kaldı. First Man işte bu yüzden önemli bir halini aldı. İnsanlık tarihinin en önemli olaylarından biri sinemadaki yerini her nasılsa layıkıyla alamadı. “La La Land” ve “Whiplash”in parlak yönetmeni Damien Chazelle ise bu projenin başına geçerek olayların nasıl sancılarla kotarıldığını anlatmak istedi. Bu yüzden de First Man’i çekerken elini kirletmekten çekinmedi. Uzun bir araştırma sürecinden sonra çeşitli ayrıntıların yardımıyla karşımıza bu film çıktı. Hatta dönemin baskıları, halkın yaşam mücadelesi filmin kapsamlı anlatısındaki en önemli detaylar arasında yer aldı.

Herkesin bir ABD propagandası beklentisine rağmen karşımıza bir adamın yalnızlığı çıktı. Chazelle belli ki olayın geniş kapsamlı boyutuyla ilgilenmek yerine ana karakterinin ruh halini merkezine almayı seçti. Bu yüzden de hikayesinin baş karakteri tarihi değiştiren bir adamdansa yaralı bir baba oldu. Ryan Gosling’in sessiz karakterlere derin bakışlarıyla verdiği hayat, bu sefer Neil’in gözlerine anlam kattı.

Tüm olayların sonuçları, medyanın tepkileri, halkın isyanı, politikacıların beklentileri… Hepsi aslında bir dekordan başka bir şey değildi. Bir babanın içindeki boşluğunu ne kazanılmış bir başarı, ne de bir şey keşfetmenin arzusu doldurabilirdi. Sadece kafasını bir şeylere yoğunlaştırması gerekiyordu. Neil Armstrong da bu acıyı gömmek için büyük boşluğa kendini bıraktı.

Bizi Var Eden Duygularımızdır…

Tarkovsky’nin Solaris’inde kaybettiğimiz insanları sadece uzayda bulabileceğimiz söylemi vardır. Bu filmde de ona yakın bir duygu içimizi kaplar. Sevdiğimiz insanlara en yakın olduğumuz an belki de sadece uçsuz bucaksız uzay olabilir. Çünkü bilinmeyenli bir denklemin içinde bilmediklerimizin yanında tek güvenebileceğimiz şey içgüdülerimizdir. Neil Armstrong da buna inanan bir babadan farksızdır. Bu yüzden sessizliğinin içinde düşündüğü sadece şu olur: “İçimize hapsettiğimiz acılarımızı sadece uzaya gömebiliriz. Bir parçamız eksik kalsa da belki de geriye bıraktıklarımız bizi özgürleştirecek olandır.”

Chazelle olabildiğince olayları gerçek yönleriyle anlatamaya çalıştığından dolayı estetik kaygısından uzak durarak bir adamın yalnızlığına seyirciyi davet ediyor. Önceki referans filmlerini bekleyen seyirci için ise beklentilerin uzağında farklı bir iş ortaya çıkıyor. Olabildiğince ABD propagandasından uzak durmaya çalışan ve olayları çıplaklığıyla yansıtmaya çalışan cesur bir filmi karşımızda buluyoruz.

Belki beklediğimiz tablo gibi görüntüler yok ama zorlukların içinde boğuşan insanların ruh hallerini hissedebildiğimiz gerçek bir film ortaya çıkıyor. Kimi zaman Gosling’in canlandırdığı Neil, kimi zaman ise Claire Foy’un canlandırdığı Janet oluyoruz. Çünkü yaşanan tüm olayları zaten bilmiyor muyuz? Biliyoruz. Ya peki bu olay uğruna geride bırakılan insanlar, yaralar açan hisler… Bizi canlı kılan bu değerler oluyor. First Man de bu değerlerin içinde izlenilmesi gereken bir film haline geliyor.

kategori:
izlenim

ilgili