Free State of Jones: Gary Ross Anlatma Şevkine Yenik Düşüyor

Gary Ross'dan iç savaş draması.

Gary Ross’ın yazıp yönettiği Free State of Jones yılın merakla beklenen filmlerindendi. Bu yaz gösterime girdiğindeyse beklenen hasılatı ve eleştirileri alamayıp hızla unutuldu. Matthew McConaughey’nin başrolünü üstlendiği, Gugu Mbatha-Raw, Mahershala Ali ve Keri Russell’ın da rol aldığı bu dönem filmi gerçek karakterlerden ve olaylardan uyarlandı. Film savaştan kaçan Newton Knight’ın (McConaughey) siyahiler ve beyazlarla birlikte devletten ve kanundan bağımsız Özgür Jones Eyaleti’ni kurmasına ve devletin yerel güçleriyle mücadele etmesine odaklanıyor.

Aslında ortada epey etkileyici bir öykü var. Dönem, Amerika’nın kendi içinde savaştığı bir dönem (İç Savaş/Civil War). Knight yeğeninin ölümüne tanık olunca yeğeninin cesedini alıp savaştan kaçar. Yeğenini gömdükten sonra şerifin ve askerlerin bulamayacağı bir yere sığınan Knight burada savaştan kaçan köleler ve beyazlarla birlikte yaşanılası bir ortam yaratır. İşin etkileyici tarafı Özgür Jones Eyaleti adı verilen bu eyaletin dışında kölelik, zulüm, haksızlık, adaletsizlik ve ölüm gırla giderken bu eyaletin sosyalizme yakın bir şekilde yönetilmesi. Knight’ın kurallarına göre kimse başkasının malına ve toprağına göz dikmeyecek, kimse başkasını köleliğe zorlamayacak, kimse kimseye emir vermeyecek. Siyahlarla beyazların eşit oldukları, özgür, adil ve yaşanılası bir eyalet. Kölelik döneminde köleliği umursamayan böyle bir eyaletin oluşturulması etkileyici.

brody-free-state-jones1-1200

Ross bu etkileyici öyküyü ilk bir buçuk saatte iyi bir şekilde işlemiş. Ross; Knight’ı ve köle Rachel’ı (Mbatha-Raw) derinleştirmeyi başarmış. İlk bir buçuk saatte Moses (Mahershala Ali) da iyi yazılmış. Öte yandan bu karakterlerin birbirleriyle ilişkilerini de (Knight ile Moses’ın dostluğu, Rachel ile Knight’ın ilişkisi) iyi bir şekilde yazmış. Özgür Jones Eyaleti’nin oluşumunu ve dağılmasını da bu süre zarfında elinden geldiğince iyi anlatmış Ross. Fakat filmin sorunları da mevcut doğal olarak. Süre ilerledikçe öykü dağılıyor. Jones Eyaleti’nin oluşumuna odaklanırken daha sonra bu konu Ross’a yetmeyip bir de Klu Klux Klan’a, bu da yetmeyip bir de 85 yıl sonrasındaki Amerika’da siyah-beyaz evliliğine ve oy hakkına değinmek istiyor ve tabii ki ilk bir buçuk saatteki başarısını kalan bir saatte heba etmiş oluyor. Eyaletin oluşumunu iyi bir şekilde işleyen Ross ırkçı Klu Klux Klan’ına da, siyah-beyaz evliliğine de, oy hakkına da alabildiğine yüzeysel bir şekilde değinmiş oluyor. Aslında KKK ve evlilik sahneleri filmin de en gereksiz sahneleri. Ara ara yapılan flashforwardlar ana öyküyü dağıtmaktan ötesine geçmiyor. Ross’un sorunu filmini bitirmesi gerektiği yerde bitirmeyip daha fazla konuya ve olaya değinmek istemesinde saklı. Öte yandan bu gereksiz sahnelerle meşgul olurken ilk bir buçuk saatten sonra Rachel – Knight veya Serena – Knight’ın ilişkilerini derinleştirmemesi filmin sorunları arasında yerini alıyor. Güzel aktris Russell’ın oynadığı Serena’yı sadece üç sahnede görüyoruz. Karakteri tanıtmadan, Knight’la evliliğini anlatmadan film bitiyor. Yardımcı karakterlerde Rachel ve belki Moses dışında kanlı canlı karakter yaratılamamış. Filmin kötü karakteri için etkisiz diyemeyiz ama daha iyi bir senaryoda daha iyi işlenirdi. Keza sınıf çatışmasının da hakkı verilemiyor ne yazık ki.

Oyunculuklardaysa sorun yok. McConaughey önceki performanslarından çok farklı bir performansa imzasını atmamış. McConaughey için her zamanki McConaughey diyebiliriz. Kötü değil ama rolünde parlamıyor. Mbatha-Raw ise kendisine açılan alanda iyi oynamış. Russell’ın sadece üç sahnesi olduğu için performansından söz edemiyoruz. Çünkü o sahneler de kısa sahneler. Dediğim gibi ilk bir buçuk saati başarılı, sonrası başarısız bir film. Ross anlatma şevkine yenik düşmeyip filmini bitirmesi gerektiği yerde bitirseydi yılın başarılı filmlerinden olabilirdi. Ne yazık ki bu fırsatı kaçırmış ve bir kez daha ortalama bir filme imzasını atmış yönetmen.

kategori:
izlenim

ilgili