The Futurological Congress

Bazı insanların bakış açıları, hayatı anlayış biçimleri, insanoğlunu, ve insanoğlunun yarattığı tarihi ve tanrıları yorumlayış tarzı diğerlerinden farklıdır. Bazı insanlar, olanı ya da olması gerekeni değil, olabileceği hayal ederek...

the-futurological-congress-1.jpg

Bazı insanların bakış açıları, hayatı anlayış biçimleri, insanoğlunu, ve insanoğlunun yarattığı tarihi ve tanrıları yorumlayış tarzı diğerlerinden farklıdır. Bazı insanlar, olanı ya da olması gerekeni değil, olabileceği hayal ederek diğer insanlara aktarırlar. İşte biz bu işi çok iyi yapan insanlara “bilim-kurgu” yazarı diyoruz.

Jules Verne, Isaac Asimov, Arthur C.Clarke, Phillip K.Dick, Robert Heinlein diyerek sıralamaya başlarsak daha birçok ismi saymamız gerektiğini ve uzun bir süre duramayacağımızı biliyoruz. Ama bu isimlerin kitaplarından birini okumuş ve hayal gücü körelmemiş herhangi bir insan için, hayatın asla bir daha eskisi gibi olmayacağının da farkındayız.

Bilim-kurgu edebiyatından bahsederken tabi ki sinemasından da bahsetmemek olmaz. Sinemanın ve bilim-kurgu edebiyatının yayılmalarının aynı zaman aralıklarına denk gelmesi, sinemanın ilk kurgu eserlerini ortaya çıkaran George Melies’in sinemanın temellerini bilim-kurgu türüne yakın filmlerle atması iki sanatı kardeş hale getirdi. Yarattıklarıyla bizi hiperrealitenin farklı dünyalarında gezdiren yönetmenler, yazdıklarıyla hiperrealiteler yaratan bilim-kurgu yazarlarıyla hep akraba gibilerdi.

Hazırlıkları süren ve 2010 sonunda gösterime girmesi beklenen bir film için bu kadar uzun giriş yazısına gerek var mı diye sorabilirsiniz… Ancak tam da bu satırların yazarının subjektif beğenileri giriyor devreye…

Stanislaw Lem, tüm bilimkurgu edebiyatının en özgün isimlerinden biri olarak dikkat çeker. Yarattığı dünyalar ve gerçeküstü yaşamlar sadece okurların değil, birçok önemli bilim-kurgu yazarının da beynini beslediği kaynaklara dönüşmüştür. Bu satırların yazarını da o kadar çok etkilemiştir ki, kendi hiperrealitesini yazı yazdığı her yerde Lem’in favori karakterlerinden “ijon tichy” olarak seçmiştir. Tabi Ijon Tichy gibi yıldızlar ve dünyalar arası yolculuklar yapmaya niyetim yok, ama sarsak kahramanın Lem’in elinden çıkan öyküleri onu okuyan herkes gibi beni de etkiledi.

Bir yıla yakın süredir takip ettiğim bir projeden gelen ilk resim ise bilgisayarın başında oturduğum yerde takla atmama neden oldu.

Ari Folman, yaptığı ilk iş “Waltz with Bashir”le tüm dünyanın ilgisini çeken ve israil-Lübnan-Filistin üçgeninde kendi hiperrealitesini yarattı. Bashir’le övgülere mazhar olan israilli yönetmen Lem’in “Ijon Tichy”nin başından geçenleri anlattığı romanlarından “The Futurological Congress”i de (Gelecekbilim Kongresi) bitirmek üzere. Folman filmden şimdilik sadece bir görüntüyü paylaşarak, filmi kendi hayal alemimizde kurgulamamazı beklemeyi seçti.

“Daha bitmemiş bir film için bu kadar uzun bir yazı yazdın. Eh konusunu da anlat bari” diyenler için ise maalesef yanıtım “Hayır” olacak. Tabi hemen başka siteleri açıp konuyu öğrenmek sizin elinizde ama naçizane önerim iki-üç Lem kitabı almanız ve okumaya başlamanız. O zaman “Ya bu herif niye heyecanlanıyor bir film için” sorusunun yanıtını da bulmuş olacaksınız.

kategori:
haber

ilgili