Genç Yazarlar İçin ‘Gönderme’ Kılavuzu

Dünya üzerinde geçirdiğimiz her saniye, bir öncekinden daha fazla veri ekleniyor toplama. Daha fazla ses, daha fazla yazı, daha fazla film, daha fazla dizi. Böylesi bir yekünün birbirine değmeden...

Dünya üzerinde geçirdiğimiz her saniye, bir öncekinden daha fazla veri ekleniyor toplama. Daha fazla ses, daha fazla yazı, daha fazla film, daha fazla dizi.

Böylesi bir yekünün birbirine değmeden ilerlemesi imkansız. Haliyle yapıtlararası ilişkiler de, literatürün şu günlerde baş köşede misafir ettiği “via” kavramı gibi had safhaya yaklaşmış durumda. Göndermeye, yollamaya doyamıyoruz. Yazmakta olduğumuz bir eser için etkili sahne düşüneceğimizde, aklımıza ilk olarak başka eserler için daha önce yapılmış zihinsel çabalar geliyor. Onları kullanıp, yaratmayı beklediğimiz etkinin bir parçası yapmak istiyoruz. Yazarlar bir kurye, bir postacı kadar “yollama” mesaisiyle iştigal ediyor. Elbette daha önceki yapıtlardan almadan, binlerce yıllık birikime dokunmadan yeni bir şey üretmek olanak dahilinde değil. Ancak, son dönemde sanki biraz fazla gönderme yapıyoruz.

Filmlerde, dizilerde, dakika başına düşen gönderme sayısının hızla artacağını öngörerek, en azından gelecekteki yazarlar için bir gönderme kılavuzu yazmaya karar verdim. Gönderme konusunda bir otorite filan değilim ve bu yazacaklarım da daha iyi espri ya da daha iyi gönderme yapmak için bir yol değil tabii ki. Ancak gönderme yaparken, geçecek yıllarla birlikte değeri azalacak, bir süre sonra izleyene hiçbir anlam ifade etmeyecek bir klişe yığınının içine düşmemek gibi bir tercihiniz varsa, söyleyeceklerim yarar gösterebilir.

Yapılacakları söylemek fazla iddialı ve bilgimin sınırlarının üstünde olacaktır, ancak gönderme hususunda yapılmaması gerekenleri 5 temel parçada anlatabilirim sanıyorum.

1- Gündeme Ve Yerele Çok Yaklaşmayın.

Televizyonda o dönem yayınlanan bir program, youtube’da gördüğünüz komik bir video, gündeme bomba gibi düşmüş bir başbakan gafı. Özellikle komedi yazarıysanız bu “malzemeler” karşısında kayıtsız kalmanız zor. Haftalık bir skeç ya da hiciv ağırlıklı bir komedi programındaysanız sorun yok. Ancak uzun soluklu olmasını ve yıllar sonra bile bayatlamadan yenebilmesini istediğiniz bir iş için gündem konularına mesafeli yaklaşmak elzem. Yapacağınız gönderme, bir yıl sonra işi izleyene “bu da nesi” sorusunu sordurtacak mı düşünmek lazım. Bundan sonra da yapacağımız gibi, bir iyi bir kötü örnek ile irdeleyelim konuyu.

Kötü örnek:
Muhteşem bir dizi olmasına rağmen , yayında olduğu sürelerde, televizyonda dönen reklamlardaki sloganlara ve reklamların kendisine bir hayli gönderme yapan bir diziydi Kaygısızlar. O zaman için herkesin diline düşmüş olan bu reklam replikleri, bugün 25 yaş üzeri ve güçlü belleğe sahip kişiler dışında çok fazla kişinin hafıza sınırları içinde değil. İzlerken ölesiye gülünen bir absürd komedi dizisini böylesi eleştirmenin kafaya ıslak odunu yemeyi gerektirecek bir eylem olduğunu düşünebilirsiniz, yer yer haklısınız da ancak yeni neslin diziyi keşfetmesi sonucu, “işin sırrı olinde, iki kere rafine” ya da “hey, arkadaş, sağol” gibi replikler karşısında savunmasız kalacağı da bir gerçek.

İyi örnek:
Söylenene göre Monty Python ekibi, İngiltere hükümetinin o dönemki bakanlık sayısı ve harcama dağılımını eleştirmek için bir skeç yazar. Skeçte, Saçma Yürüyüşler Bakanlığı’nda (Ministry of Silly Walks) yetkili bir bakan (efsanevi yürüyüşüyle John Cleese) ve kısmen saçma (salak) olan yürüyüşünü geliştirmek için bakanlıktan destek isteyen bir adam (Michael Palin) görürüz. 1970 yılında çekilen bu skecin üstüne hükümetler, bakanlıklar birer birer geçmiştir, ancak özel bir olaydan alınan bel, ezoterik ya da yerel vurgulardan uzak, evrensel bir komediye dönüştüğü için bugün traktöre izletseniz dahi gülümseyerek karşılayacağı bir iş ortaya çıkar.

2- Gönderme Yapıyorum Diye Bağırmayın.

Gönderme kavramı, biraz da seyircinin kendi zekasını takdir etmesiyle değer buluyor. İzlediği filmde eskiye yapılan bir referansı “yakalayan” seyircinin, kalkıp takla atmasa da bu edinimin neticesiyle gurur duyması yüksek olasılıktır. Zeki bir film ise, seyircinin onu zihnini yorarak çözebilmesiyle zeki bir film olur. Seyirci, kendi çabasıyla ya da başkasından kopya çekerek algılamayı başardığı, yani uzun yoldan idrak ettiği bir yapıtı zeki bulacaktır. İzleyen hiç kimsenin algılayamadığı zeki bir film, o kadar da zeki bir film değildir.

Dolayısıyla eser içerisinde yapılan göndermenin kaynağını belirtmek, seyircinin bilmeceyi çözme ve kendisini takdir etme hakkını elinden alır. Göndermeyi algılamayanlar için ise, fazla didaktik bir tavır olur bu. Seyircinin zekasına saygı duymak, ve tabii ki bilmeceyi iyice çözülmez hale getirip yollamayı anlaşılmaz bırakmamak da buradaki anahtar noktalar.

Kötü Örnek:
Son dönemin başarılı dizilerinden biri; How I Met Your Mother. Aslında gönderme işini bol kepçe yapan ve başarılı temsillerini sahaya yansıtan bir çalışma. Ancak göze sokularak yapılan gönderme deyince de aklıma ilk gelen sahne buradan oldu. Ted karakterinin (Josh Radnor) öğretmen olduğu bölümlerde, bir sahnede Barney Stinson (Neil Patrick Harris) bir şekilde masanın üstüne çıkar ve “O captain, my captain” diyerek Ted’e selam verir. Walt Whitman’ın aynı adlı şiiri ve sınıfın içinde masanın üstüne çıkma sahnesi, bağıra bağıra Dead Poets Society filmine yollama yapıldığını göstermektedir. Ancak Ted Barney’e döner ve bilmeyen seyircilerin de anlaması için “Dead Poets Society” der.

İyi Örnek:
The Big Lebowski filminin büyüklüğünün, kemik kıran esprilerinden ziyade, sinema tarihindeki yerinden geldiği bir gerçek. Baştan sona bir kara film güzellemesi , bir gönderme dersi olan film, türün demirbaş özelliği gösteren birçok sahnesini hem darmadağın eder, hem de bir nevi saygısını göstererek yeni kuşağa aktarır. Örnek sahnemiz ise Lebowski’nin sorgulandığı anlardan. “Bad-ass” polis memurumuz, sokakta taşkınlık yapan Lebowski’yi (Jeff Bridges) karşısına alır ve uzunca bir nutuktan sonra şöyle der: “I don’t like your jerk-off name. I don’t like your jerk-off face. I don’t like your jerk-off behavior, and I don’t like you, jerk-off.” 1944 yılına ait efsane kara film Double Indemnity’yi izlerken gördüğümüz bir sorgu sahnesi ise Big Lebowski’nin gönderme işinde ne kadar ince çalıştığının kanıtı niteliğinde. Filmde bir sorgu sahnesinde femma fatale’imiz (Barbara Stanwyck) polise şöyle der: “I don’t like your insinuations about my husband and I don’t like your methods. In fact, I don’t like you, Mr. Norton.”

3- Bağlamdan Uzaklaşmayın.

Sevdiğimiz bir repliği, bir sahneyi kullanmak için heveslendiğimizde, ilk aklımıza gelmesi gereken şey; o repliği neden sevdiğimizi düşünmek olmalı. Hangi şartlarda sarf edildiği için sevdik, hangi durumun üstüne geldiği için hastası olduk. Dolayısıyla gönderme yaparken bu noktayı, yani alıntıladığımız şeyin “bağlamını” kaçırmamamız gerekiyor. Sadece kullanmış olmak için kullanmak, durduk yere, oluşan durumla hiç alakası yokken gönderme patlatmak, göndermeyi “laf olsun” diye konuşmakla aynı seviyeye götürecektir.

Kötü Örnek:
Rosebud. Sosyal medyayı fetheden, ekranlarımızın son yıllarda gördüğü (Behzat Ç ile birlikte) en büyük bağlılıklardan birini yaratan absürd komedi dizisi Leyla ile Mecnun, cin esprilerinin yanına her bölüm avuç avuç gönderme eklemesiyle ünlü. Ancak bazen sadece gönderme yapmış olmak için gönderme de yapılabiliyor. Bir bölümde Leyla ile Mecnun’un ayrılmasına üzülen Ak Sakallı Dede’nin (Köksal Engür), yere çökerken durduk yere ‘Rosebud’ demesi buna bir örnek. Daha sonra Leyla’nın kaçırıldığını öğrenen Mecnun’a (Ali Atay) gönderilen bir usb’nin içinde, rehin alanların yer aldığı videoyu kapsayan klasörün adının Rosebud olması ise göndermeyi hiçbir şekilde bağlamına oturtmuyor ve tabiri caizse “gönderilen” mektubun içini boş bırakıyor.

İyi Örnek:
Godfather. Seinfeld’in bir bölümünde, arkadaşları Jerry (Jerry Seinfeld) ve Elaine’den (Julia Louis-Dreyfus )çocuklarına vaftiz annesi ve babası olmasını ister. Bu istekle birlikte onurlanan Seinfeld, kendisini Godfather (kelime anlamı: vaftiz babası) taklidi yaparken bulur. Ancak sonlara doğru yaşanan aksilikler sonucu, aile kararından vazgeçer ve Kramer’dan (Michael Richards) vaftiz babası olmasını ister. Bir anda –tıpkı Michael Corleone gibi- hiç beklemiyorken “godfather” olan Kramer ve en son sahnede diğerlerinin üzerine kapanan kapı, bağlamı koruyarak yapılan göndermelerin de zirve noktalarından birini oluşturuyor.

http://www.youtube.com/watch?v=nk8cDkf2isY

4- Göndermeyle Almayı Karıştırmayın.

Gönderme yaparken başka fikri, farklı bir kaynaktan çıkma güzellikleri kullanıyoruz, doğru. Ancak bu kullanımın, herhangi bir sahnede ya da eserde aktarılmak istenenin tamamını oluşturması, işi gönderme sınırlarının dışına taşıyacaktır. Nasıl, The Usual Suspects filmini birebir olarak çekip sonradan “gönderme yaptım” diyemeyeceksek, anlatımın temel parçalarını içeren, etkileyici bir sahne oluşturan öğelerin tamamını ya da büyük çoğunluğunu alıp, aynı sahneyi eğme-bozma olmadan yeniden yaratmak da yaptığımız şeyin göndermeyi geçip “alma” anlamı taşımasına neden olacaktır.

Kötü Örnek:
Kötü örnekleri hep yerli örneklerden seçer gibi oldum, bu alanda bir önyargımın bulunmadığını belirterek örneğe geçeyim. Avrupa Yakası dizisinde Burhan Altıntop (Engin Günaydın) karakterini bir bölümde el mankeni olurken görüyoruz. Ve bölüm boyunca eline dokundurmayarak kendini koruyor. Bu tema, birebir olarak Seinfeld dizisinde George Costanza (Jason Alexander) karakteriyle işlenmiş bir bölüm hikayesi. Yazar, burada el mankeni olma durumunu değini seviyesinde tutmayıp, tüm bölüm bu hikayeyi kullanınca haliyle gönderme için biraz fazla oluyor ve yük aşımı dolayısıyla yollanan postanın iadesi gerekiyor.

İyi Örnek:
Cem karakteri (Levent Üzümcü) sakatlanır ve bir süre evde durması gerekir. Sonra ise can sıkıntısından bir dürbün alıp etrafı gözlemlemeye başlar. Hitchcock’un efsanevi Rear Window’undaki atmosfer olmuşmuş gibidir. Ve beklendiği üzere Cem, karşı dairede bir cinayet görür. Bu kez de evin içinde “Cinayeti Gördüm” diyerek bağırır, bu da bir diğer röntgen temalı filmin (Blowup) Türkiye’de kullanılan ismine tekabül etmektedir. Böylece hem gönderme sınırlarında kalmış, hem de 3. maddede olduğu gibi, bağlamından koparılmamış mis gibi bir (hatta iki) göndermeye tanık oluruz.

5- Mümkünse Gönderme Yapmayın.

Onca söylemden sonra biraz direkt olmuş olacak ama gönderme yapmayın. Yani, mümkünse yapmayın. Gerçekten çok iyi değilse yapmayın. Yapacağını göndermeyi önce 3 arkadaşınıza anlatın, bunların ikisi 10 dakika içinde hala hayattaysa; yapmayın. Göndermeler bir yazar için gurur verici ya da bir izleyici için inanılmaz komik olabilir. Ama hiçbiri, kendisine gönderme yapılan eser yazmak kadar gurur vermeyecektir, daha önce hiç yapılmamışa tanık olmak kadar lezzet içermeyecektir. Dünya üzerindeki efsane olmuş, fenomen olmuş işlere bakın. Onları böylesine önemli yapanın kendilerine has olmaları olduğunu göreceksiniz. Siz de mümkün olduğunca göndermeden uzak, özgün şeyler yaratmaya çalışın. Kolaya kaçmamaya çalışın, başka sahneleri bükerek komediye, arka plana koyarak drama ekleme yapmak yerine, hiçbir destek olmadan ayakta durabilen dev sahneler yazmaya çalışın. Dağıtımcı olmaya, postacı olmaya değil, kaynak olmaya çalışın. Böylece güneşin altında daha az kalır, daha uzun ömürlü olursunuz.

kategori:
seçki

ilgili