Geride Bıraktıkları: Joel Schumacher

Kostüm tasarımcısı olarak başladığı sinema yaşamını, ardında seyredilmeye değer birçok film bırarak noktaladı.

İki yıl kanserle mücadele ettikten sonra New York’ta 80 yaşında hayata gözlerini yuman Joel Schumacher, arkasında farklı bir kariyer ve sayısız iyi film bıraktı… Schumacher’in sinemaya bıraktıklarını maddeler halinde özetlersek:

80’lerin Simgeleri: St. Elmo’s Fire, Rob Lowe, Emilio Estevez ve Ally Sheedy gibi oyuncularıyla, estetiğiyle, Demi Moore’un sürpriz performansıyla belki de 80’leri en iyi temsil eden filmlerden biriydi. Filmin şarkısı da hala duyduğunuz anda 1980’lere döneceğiniz bir parçadır.

St. Elmo’s Fire’ın ardından bir başka 80’ler klasiği The Lost Boys geldi. Jason Patric, Kiefer Sutherland, Corey Feldman ve Corey Haim’in bir grup liseli vampiri oynadığı film, korku sinemasına yeni bir boyut ve estetik kazandırdı. Etkilerini bugün de birçok yapımda görmek mümkün…

Flatliners: Peter Filardi’nin senaryosundan uyarladığı ve Julia Roberts, Kiefer Sutherland, Kevin Bacon, William Baldwin gibi dönemin önemli oyuncularıyla çalıştığı Flatliners bu sefer 90’ları tanımlayan filmlerden biri oldu. Gösterime girdiği dönem iyi gişe getirmesinin yanısıra hala izlenen özel bir bilim-kurgu olmayı başardı.

İki Güçlü Batman Yorumu: Schumacher, Val Kilmer, Tommy Lee Jones, Jim Carrey ve Nicole Kidman’ın başrolü oynadığı Batman Forever’ı ve George Clooney ile Arnold Schwarzenegger’in karşı karşıya geldiği Batman and Robin’i yönetti… Filmler iyi gişe getirmesine rağmen eleştirmenler ve Batman takipçileri tarafından yerden yere vuruldu. Schumacher’in iki filmi 20 yıl sonra çekilmiş olsaydı zamanın ruhuna daha uygun olacaklarını ve en başarılı yorumlar arasına gireceklerini söyleyebiliriz.

Kontrolünü Kaybeden Karakterler: Batman filmlerinde agresiflik dozunu abarttığı söylense de bu aslında Schumacher’in filmografisi içinde sık rastlanan bir özellikti… 1993 yılında çektiği, Michael Douglas’ın canlandırdığı karakterin kendisini kaybederek önüne geleni öldüren bir katil haline gelmesini anlatan Falling Down, insanların içindeki karanlık yönleri iyi yansıtan bir film oldu… 8 MM’de Nicolas Cage bu sefer aynı karanlık yönleri sergileyen karakteri canlandıran oyuncuydu.

Grisham’la Toplumsal Sorunlar: Susan Sarandon’un canlandırdığı usta bir avukatın hukuk sistemindeki yozlaşmaya karşı savaştığı The Client, ırk ayrımcılığına karşı duran bir yapım olan Samuel L. Jackson, Kevin Spacey, Sandra Bullock, Ashley Judd genç Matthew McConaughey’li A Time to Kill, John Grisham’ın romanlarından uyarlanan etkili filmlerdi.
Robert De Niro’nun homofobik bir polis, Philip Seymour Hoffman’ın ona yardım etmeye çalışan bir transı oynadığı Flawless, yine zamanının ötesinde ve her yönüyle güzel bir filmdi…

Her Konuya Cesurca Yaklaşım: Colin Farrell’ın Vietnam’a gitmek üzere olan genç bir insanı oynadığı Tigerland, yine Farrell’la çektiği etkili gerilim Phone Booth, Anthony Hopkins ve Chris Rock’ı bir araya getiren Bad Company, Cate Blanchett’in uyuşturucu ticaretinin üstüne giden bir gazeteciyi oynadığı Veronica Guerin, Jim Carrey’nin gerilim filmi The Number 23 belirli bir kalitenin altına asla düşmediği önemli filmler olarak sinema tarihindeki yerini aldı.

kategori:
sinema tarihinden

ilgili

  • The Phantom of the Opera Külliyatı

    1868’de Paris’te dünyaya gelen Gaston Louis Alfred Leroux, gotik korku janrının edebiyattaki temsilcilerinden olmuştur. Bir sürü gotik korku öyküsü kaleme alan Leroux en fazla “Phantom of the Opera /...
  • Hayatın Dibe Vurduğu An: Falling Down

    Bir insan olduğunuzu düşünün. Evet, zaten öylesiniz ama buna bir de karınızın nefret ettiği bir erkek olmayı, işinizden kovulmuş olmayı, çevrenizdeki insanların sizden nefret ediyor oluşunu ve son olarak...