bakınız
Mission-Impossible-Ghost-Protocol-150x150

Ghost Protocol: Aksayan Şeyler ya da Tekinsiz Dünya

| Yorum Yok

James Bond’un kardeşi Jason Bourne’un ağabeyi Ethan Hunt’ın son macerası Ghost Protocol’ün gösterime girmeden önce nete düşen ilk fragmanlarını seyrettiğimde ilk şu yorumu yapmıştım: “Daha şimdiden çok sıkıcı.”

ghost protocol

Düşüncem şuydu ki serinin ilk filmini saymazsak – bu seriyi bana ve benim gibi milyonlara sevdiren Brain De Palma’nın çektiği ilk film bence serinin hala en iyi filmidir- yüksek yerelere tırmanan, tırmandığı o yüksek yerlerde türlü akrobatlıklar yapan, yerine geçmek istediği kimselerin yüzlerini kopyalayıp bu kopya masklarla insanları ve seyirciyi aldatan, girilmesi imkânsız gibi görünen yüksek güvenlikli yapılara girip oradan alması gereken şeyi alıp bir anda ortadan kaybolan, her türlü cambazlığa meyyal eline çabuk kahramanımız yine o bildik maharetlerini sergileyecek. Elindeki teknolojik oyuncaklarla hem düşmanlarının hem seyircisinin aklını alacak. Bütün ayrıntıları sonuna kadar düşünülmüş planları kendi alanında über yetenekli mesai arkadaşlarıyla uygulayıp kendisine verilen görevi tereyağından kıl çeker gibi halledecek. Tabi bunu yaparken yer yer tehlikeler atlatacak, görev neredeyse başarılamayacakmış gibi görünecek, herkesin yüreği ağzına gelecek, nabızlar inceden yükselecek ama büyük ajan, inanılmaz yetenek Hunt, her şeyi son anda hatta son saniyede düzeltecek ve bir görev daha başarıyla yerine getirilmiş olacak.

Daha önce çevrilmiş olan Mission Impossible bölümlerinde anlatılanlar üç aşağı beş yukarı bu minval üzerine gerçekleşiyordu. İtiraf etmek gerekirse serinin son film Ghost Protocol’de de yaklaşık olarak bu anlattıklarıma benzer şeyler gerçekleşiyor. Tabi bazı küçük ayrıntılarla… Brad Bird serinin daha önce çekilen filmlerinin aynısının tıpkısını çekmenin bir farklılık yaratmak anlamına gelmeyeceğini fark etmiş olmalı ki kendi filmine değişik bir anlayış getirmek istemiş ve senaryo da bu faklılığı yansıtan ayrıntılarla oluşturulmuş. Bu farklılığı en genel anlamda ve tek kelimeyle “kusur” olarak tanımlayabilirim.

mission impossible

Evet, yine Ethan Hunt ve arkadaşlarına verilen zor bir görev var; evet, yine silah tüccarlarıyla, karanlık tehlikeli şebekelerle baş etmek zorundalar. Ama bu defa planlar her defasında istedikleri işlemiyor. Bahsettiğim “kusur” daha en başta ekiple başlıyor. Ekipteki güzel kadın kendi intikamının peşinde bir sevgili. Teknik sorumlu bilgisayar canavarı kendi sahasına profesyonellik derecesinde hakim değil. Son elemanınsa Ethan Hunt ile ilgili bazı sırları var ve bu durum onun ekiple olan uyumunu sorunlu hale getiriyor. En az ekip kadar kusurlu olan bir başka şey de donanım. Senaryo gereği gizli servisin her türlü desteğinden mahrum kalan ekip ellerinde kalan teknolojiyle yetinmek zorunda kalıyor ve bu durum da seyircinin daha önce çok da karşılaşmadığı, görmeye alışık olmadığı birçok aksaklığı beraberinde getiriyor. Bozulan maske kopyalama cihazları – Hunt bu filmde hiç maske kullanmıyor- kopan telsiz bağlantıları, düz zeminlere tırmanmaya yarayan ama tam randıman veremeyen eldivenler, kırılmayan camlar, manyetik alan yaratarak bir insanı boşlukta asılı tutan ama ayarı bir türlü tutturulamayan robotlar vs.

Daha önce dans edercesine bir uyum içinde çalışan takım ve onların kullanışlı alet edevatları bu filmde durmadan aksıyor, sürekli tökezliyor. Brad Bird bu filmle bir büyüyü bozuyor. Amerika’nın o hayranlık duyulası yetenekli ajanlarına yeni bir ayar veriyor. Seyircinin üç filmdir görmeye alıştığı o müthiş uyum, sahasına hakim ajanlar, hep bir adım önde olan planlar bu filmde bir yanlarıyla hep sorun çıkarıyor. “Bakın aslında onlar da hata yapıyor ya da zaman zaman aksıyorlar” demeye getiriyor Ghost Protocol. Buysa seyircinin hikâye ile ilgili heyecanına bilinenin dışında bir değişiklik ekliyor. Aslında seyirci filmi seyrederken duyduğu heyecana inceden bir de tedirginlik ekliyor ama bu tedirginlik zihinlere iyice yayılmadan devreye giren aksiyon, daha önceki filmlerdekini aratmayan bir tempoyla filmde dengelerin bozulmasını önleniyor.

mission impossible ghost protocol

Belki biraz zorlama yorum olabilir ama Brad Bird sadece kusurlu bir ekibin kusurlu planlarından bahsederken filmin zamanla kendi içinde kurduğu o mükemmeliyetçiliği bertaraf etmeye çalışmıyor bir yandan da bu film janrını oluşturan genelde batıya özel de Amerika’ya inceden bir göndermede de bulunuyor. Belki de bu beceriksizlik ve zor durumda kalma haliyle “Filmlerimizdeki güzel ve yakışıklı ajanlarımızın havalarına bakmayın aslında sandığını kadar da becerikli değiliz” demeye getiriyor. Bu bakımdan filmin hikâyesinin önemli bir kısmının Ortadoğu’da geçmesi de oldukça manidar. Ethan Hunt elllerinde doğru dürüst çalışmayan tırmanma eldivenleriyle dünyanın en yüksek binası Burj Al Arab’a tırmanırken arka planda uzayıp giden çölün ufkunda beliren kum fırtınası da içinde bulunduğumuz zamandaki karmaşanın, belirsizliğin ve hatta umutsuzluğun da bir nevi işareti olarak beliriyor.

Filmografisinin öncesinde genelde animasyon filmlerle (The Orion Giant, The Incredibles, Rotatouille) tanıdığımız başarılı yönetmen Brad Bird Hollywood’un kendisine verdiği bu “imkânsız” görevi patronlarını memnun edecek gişeyi yapacak biçimde tamamlıyor ama bilinen hikâyeye kendine has, özgün dokunuşlar yapmaktan da geri kalmıyor.