Goodfellas: Sıkı-ntılı Dostlar

Turgay Kaplan, Martin Scorsese'nin önde gelen başyapıtlarından Goodfellas'ı yazdı.

Oyuncu seçimiyle, set dekorasyonuyla, senaryosuyla, görüntü yönetimiyle… Kısacası her şeyiyle dört dörtlük bir Scorsese başyapıtıdır Goodfellas. Bilhassa da kurduğu ikilikler sayesinde bir müsabakayı andıran filmimiz, seyirciye dinamik seyir imkanı sağlayarak hedefine adım adım ilerler.Goodfellas

Filme dinamizm katan ikili yapıların bazılarından özellikle söz etmek gerekir. Sözgelimi, genelde mesafeli durarak varlığını unutturan kameranın aksine bazen birinci kişinin yerine geçen kamera-göz kullanımı, geneldeki konvansiyonel anlatımın olayların şimdi de yaşanıyor hissi uyandırmasına karşın anlatıcı olarak Henry ve karısının kriminal anlatımlarının olayları şimdiki zamandan geçmişe geçirmesi, Henry’nin çocukluğundan itibaren özendiği gangsterler dünyasına girmesiyle o dünyaya sağladığı hızlı uyumu bozan -yaralı adama gösterdiği ”aşırı” hassasiyet gibi- kısa devreler yaşaması… Gözümüze ilk çarpan hususlar olarak dikkat çeker.

Bir de filmdeki iki ayrı dünyadan söz etmek gerekir. Gangsterler dünyası dediğimiz üzerine mercek tutulan dünyayla, hepimizin bildiği ”normal” dünyadır bunlar. Çarpışma anları dışında iki dünya biribirlerinden izole edilmiş gibidir. Oysa ki filmde gangsterler dünyası ”normal” dünyanın çatlaklarından doğmuş ve üyeleri de ”normal”e tepkili kişiler şeklinde oluşturulmuştur. 9-5 arası çalışan, faturalarını dahi güçlükle ödeyen insanlar gibi değildirler gangsterler ve onlar gibi olmamakla gurur duyarlar. Tommy’nin bir zamanlar getir-götür işleri yapmasını aşağılayıcı bir biçimde hatırlatan patronlardan birini öldürmesi, iki dünyanın çarpışmasına götürecek önemli olaylardan biridir. Dolayısıyla da bu olay, hikayenin kırılma noktalarından biridir. Henry’nin evlendiği kadının standart bir mafya karısı olmayı kabullenemeyecek birisi olması da yine ”normal” dünyayla mafya dünyasının çarpıştığı bir başka örnektir.Goodfellas2

Eğer bahsettiğimiz ikili durumlar ve iki dünya arasındaki problemler ustaca işlenmemiş olsaydı Umberto Eco’nun açık yapıt kuramında belirttiği geleneksel anlatı yolu izlenecek ve izleyiciye hiçbirinin diğerine baskın olmadığı çeşitli yorumlar yapabilme olanağı tanınmamış olacaktı.

Bunu Scorsese filmlerinin karakteristik özelliklerinden biriyle açıklayalım. Scorsese’in karakterleri, içlerinde adeta saatli bomba taşıyor gibidirler ve o saatli bomba kendi yol haritasını izleyerek kahramanı için herhangi bir nitelemede bulunmadan onu çözülmeye doğru götürür. Shutter Island’daki Teddy’nin bombası şizofreni, Taxi Driver’daki Travis’inki Vietnam sendromudur. Örnekler çoğaltılabilir. Goodfellas’da ise Henry’nin taşıdığı saatli bomba mafyayla kurduğu inorganik bağdır. Fakat kahramanların çözülüşleri bizi tek bir sonuca ulaştırmaz. Yani ne Taxi Driver’da Travis’i sadece sendromu üzerinden yargılayabiliriz, ne de Shutter Island’da Teddy’i sadece psikanalitik okumaya tabi tutarak değerlendirebiliriz. Henry’nin kendisini ve ailesini kurtarmak için ”sıkı dostlar”ını FBI’ya ispiyonlaması da bizi ”aslolan şudur” gibi bir önermeye götürmez. Yoksa tanık koruma programındayken Henry’nin ”bir gerzek gibi hayatımı yaşayacağım geri kalan günlerimde” çıkışını bir yere koyamayız… Ya da filmin tam da sonunda bir mizansen ile izleyiciye doğru ateş eden hep öfkeli Tommy’yi.

kategori:
seçki

ilgili