Türkiye siyasi tarihine her zaman ilgi duyan ve bunu sinemasına yansıtmaktan çekinmeyen Tomris Giritlioğlu, yeni filmi Güz Sancısı ile 23 ocakta karşımıza çıkıyor. Suyun Öte Yanı, Salkım Hanım’ın Taneleri gibi yarı-politik filmlere imza atarak hasıraltı edilmiş tarihi gerçekleri gündeme getiren Giritlioğlu, Güz Sancısı’yla bu defa 6-7 Eylül olaylarını aşk fonunu kullanarak gün yüzüne çıkartıyor. Her ne kadar bazı tarihi gerçekleri, tarafsızlık ilkesini öne sürerek dizisinde (Hatırla Sevgili) konu etmese de ya da afakî olaylara yer verse de Giritlioğlu’nun yaptığı işlerin bu sektörde farklı bir yerde durduğunu teslim etmek gerekir. Kimsenin dokunmadığı konuları sinemayla buluşturmayı kendisine şiar edinmiş Giritlioğlu, Güz Sancısı’yla da çok ses getireceğe benziyor. Giritlioğlu, filminin ruhunu ve filmi yapma amacını şu cümlelerle açıklıyor: “Biz hiç bir şeyle doğru dürüst hesaplaşmadık. Filmde bir cümle var, babaanne Lena’ya der ki ‘seni tanıdım ben; sen sadece seyircisin bu hayatta’. Biz hep seyrediyoruz, seyirci gibiyiz hayata karşı. Biraz bu seyirciliği protesto etmeye de çabalayan bir film diyebiliriz.”
Giritlioğlu, bu filminde de bütün diğer işlerinde olduğu gibi güvendiği ve daha önce başka projelerde de birlikte çalıştığı isimlerle çalışmayı tercih etmiş: bu film de Yılmaz Karakoyunlu‘nun kitabından; daha önce Salkım Hanım’ın Taneleri filmini de senaryolaştıran Etyen Mahçupyan ve Hatırla Sevgili dizisinin senaryosuna imza atan Nilgün Öneş tarafından senaryolaştırılmış. Senaryo çok uzun sürede, hummalı bir çalışma sonucu ortaya çıkmış.
Filmin başrollerinde ise televizyon dizilerinden yüzlerine aşina olduğumuz Beren Saat, Murat Yıldırım ve Okan Yalabık’ı izliyoruz. Tuncel Kurtiz, Zeliha Berksoy, İlker Aksum, Hüseyin Avni Danyal, Kenan Bal, Avni Yalçın gibi deneyimli oyuncuların yanında Belçim Bilgin Erdoğan ve Umut Kurt gibi genç oyuncular filmin diğer önemli rollerinde karşımıza çıkıyor. Filmin güçlü oyuncu kadrosuna baktığımızda Giritlioğlu’nun “çok güvendiğim oyuncularla çalışırım ve doğru karşılıklarını bulmaya çabalarım” sözleri yerini buluyor.
[dailymotion k7owx5VChYNdi5SA0G]
Aslında film 2006 yılında çekilmek üzereyken maddi imkansızlıklardan ötürü vazgeçilmiş. Hatta o dönemde başrol için Emre Kınay düşünülmüş ama proje gerçekleşemediği için 2008’de daha genç ve yeni yüzlerle yola devam kararı alınmış. C Yapım’ın desteği; Beyoğlu Belediyesi’nin yıllardır dokunmadığı sokakları film için yenilemesi ve Beyoğlu’nun 1955teki halinin fiziksel anlamda da oluşturulmasıyla beraber film çekimlerine başlanmış. Alınan bilgilere göre çekimlerin yapıldığı sokaklar, yaklaşık on bin beş yüz metrekare arnavut kaldırımıyla döşenmiş. Ana karakterlerin tüm kostümleri döneme uygun biçimde tasarlanmış ve dikilmiş. Filmdeki figüranlar için ise, yaklaşık bin dört yüz adet kostüm ve bin üç yüz adet ayakkabı kullanılmış. Filmin talan sahnelerinde yaklaşık altı bin metre kumaş, bin yüz otuz beş metrekare cam kullanılmış. Ayrıca filmde Rum karakterleri canlandıran Beren Saat, Zeliha Berksoy ve Avni Yalçın her gün beş saat rumca aksan dersi almış.
Filmin konusu ya da platformu olan 6-7 Eylül Olayları senelerden beri yürütülmekte olan homojenleştirilmiş ulus-devlet yaratma projesinin bir sonucu olarak vukû bulmuştur. Bu olaylar çıkmadan aylar önce hem iktidardaki Demokrat Parti hem muhalefetteki Cumhuriyet Halk Partisi ve Cumhuriyetçi Millet Partisi, rumları hedef alan büyük bir antipropaganda çalışmasına girmiş; hatta rum cemaatini hedef alan soru önergelerini meclise vermişlerdi. Türkiye Milli Talebe Federasyonu (TMTF) ile Kıbrıs Türktür Cemiyeti (KTC) gibi örgütlenmeler de tırmanan bu siyasi gerilimi daha da üst noktalara taşımaktaydı.
‘Atatürk’ün evine bomba atıldı‘ yalanıyla galeyana gelen halk, 6-7 eylül 1955te Beyoğlu’nda yaşayan gayrimüslimlerin ev, işyeri ve ibadethanelerini yağmaladı. Olaydan sonra binlerce gayrimüslim göç etmek zorunda kaldı. Tek ırk, tek dil, tek din şiarını benimseyen, homojen bir etnik yapıdan oluşan ulus-devleti yaratma amacını güden 1955 senesinin siyasi cenahı büyük bir felaketin müsebbibi oldu. Türkiye siyasi tarihine çalınan bu kara leke, birçok belgesel ve kitaba konu olduktan sonra, geçen 53 senenin ardından bir sinema filmiyle gündeme taşınmış olacak. Medyamızın da ekmek kapısı polemikler, o yüzden şimdiden hazırlanmakta fayda var: ocak ayı sonlarında Can Dündarlar, Ali Kırcalar, Mehmet Ali Birandlar, 6-7 Eylül Olayları’nı konuşacaklar; neyse.
“Bir seyirci olarak şunu söyleyebilirdim: Çok iyi oyunculuklar, çok iyi bir senaryo ve çok iyi bir müzik. Gerçekten bu üçünün çok iyi olduğunu düşünüyorum.“diyen Giritlioğlu uzun ve yorucu çalışmalar sonucu ortaya çıkan Güz Sancısı’na çok güveniyor. Gönül isterdi ki yerli sinemamız da bir gün bu tarihi olayları aşk-meşk karıştırmadan anlatabilsin… fakat bu noktada bizlere düşen 23 ocakta gösterime giren filmi seyretmek ve belki de bir bilincin kıvılcımı olacak kadar ilham veren bir film olmasını ummak.



