Habitación en Roma: Konulu Porno mu?

Ateşli Oda adıyla ülkemizde Filmekimi’nde gösterilen Habitación en Roma (Room in Rome) son zamanlarda en acımasızca eleştirilen filmlerden birisi kanımca. Eli yüzü düzgün bir film olmasına, anlatmak istediğini gayet...

Ateşli Oda adıyla ülkemizde Filmekimi’nde gösterilen Habitación en Roma (Room in Rome) son zamanlarda en acımasızca eleştirilen filmlerden birisi kanımca. Eli yüzü düzgün bir film olmasına, anlatmak istediğini gayet güzel anlatmasına rağmen bunca eleştiriyi almasının tek sebebi içerdiği cinsellik mi acaba? Cinselliği bir basitlik olarak görenler için belki öyledir ama bunun dışında başka sebepler de gerekli. Zira filmi yalnızca konulu porno olarak görebilmenin, damarlarınızda yalnızca acımasızlık dolaşmasından başka bir sebebi olamaz.

Roma’yı gezmiş ve “eh işte” denilebilecek kadar sevmiştim. Roma fazla tarih kokan bir yer ve tarihi çok sevmeme rağmen kokusundan çok hoşlandığımı söyleyemeyeceğim. Yine de çoğu Avrupa şehrine yeğ tutabilirim sanırım Roma’yı. Karışıklığını yakın bulmuş ve sevmiş ama beni aç koymasıyla aklımda yetmiş bir yegâne yer olarak kalacak hatırımda muhtemelen. Filmde ise benim gördüğüm Roma’dan çok farklı bir yer var, zaten Roma’dan ziyade bir oda var. Muhteşem manzarası olan, balkonundaki çiçekleri, bayrak direkleri ve geceleyin ki sakinliği ile gündüz vakti karmaşasıyla çok farklı bir oda. Belki ben Roma’da aptal zincir otellerden birisi yerine böyle bir yerde kalmış olsam, yanımda Max’in yapamadığının aksine Alba ve Natasha olsa durum çok daha farklı olabilirdi. Tabii ki bu, işin şakası.

İşin şiirselleştirilmiş şaka(?) yanını bir kenara koyacak olursak, Room in Rome; iki kadının Roma’da gecenin bir yarısı tanışmaları ve Natasha (Natasha Yarovenko)’nın küçük inadına rağmen Alba (Elena Anaya)’nın otel odasına gitmeleriyle başlayan bir *gecelik* aşkı anlatıyor. Bir gece boyunca aralarında geçenleri, birbirlerini tekinsizce tanımaya çalışmalarını, cinsel tercihler ve insanın geçmişinin günümüze yansımalarını görüyoruz.

Filmin cinsel olarak baskın bir görüntüsü varmış gibi gözükmesine rağmen amaçsız bir cinsellikten söz etmek pek mümkün değil. Kendilerince sebeplerden kaçışta olan iki kadının bir yaşam belirtisi aramalarının sonucu diyebiliriz cinsellik için. Bir dayanak noktası bulma çabası, sonradan utanç duyacakları ve hatta unutmak isteyecekleri bir şey. Son gece armağanı…

Film cinselliğini bir kenara bırakırsak bana Richard Linklater şahaseri olan Before Sunrise’ı hatırlattı diyebilirim. Onun kadar başarılı olduğunu söyleyemem. Akılcı ve akıcı ama yer yer teatral diyalogları, betimlemeleri ve usta kamera hareketleriyle müthiş müziği birleşince kolayca izlenebilen bir film ortaya çıkmış diyebilirim.

Peki, öyleyse niye ağır eleştirildi? En başta değindiğim filmi beğenmeme hadisesi belki bir bakıma kalabalık bir ortamda izlenme halinden tezahür etmiş olabilir. Zira filmin cinsel yönleri erkekler için ve gariptir ama aslında olması gerektiği gibi çoğu kadın için oldukça uyarıcı olmuş olabilir. Kalabalık bir ortamda bu tarz bir uyarılmaya maruz kalmak hoş olmasa gerek. Bundan ötürü filmin anlatmak istediklerine odaklanamayan kişiler filmi beğenmemiş olabilir. Yoksa yabancı birisiyle tanışmanın tekinsizliği gayet güzel estetik bir biçimde anlatılmış. Bu en basit yönüyle bir açıklama çabası ve herkesi kapsamadığına eminim.

Film için kesinlikle dört dörtlük diyemem ama kötü diyebilmek için bunları görememiş olmak gerekir. Kör göze parmak yaparcasına filmin en amatör sahnesini oluşturan “küvetteki ok”’u yok sayarsak çoğunun amaçladığı yere ulaştığını söylemek mümkün.

İnsanın kendisini aldatması, kayıplar yaşaması, ailesinin hayatı üzerindeki etkisi ve yalanlarla örülmüş bir gerçeklik duygusu. Bu saydıklarım ve çok daha fazlası hayatımızda sürekli bizi etkileyen fakat etkisini göz ardı ettiğimiz şeyler. Birçoğumuz hareketlerimizi şekillendiren etmenlere dikkat etmeksizin hareketlerimizden ötürü kâh pişmanlık duyuyor, kâh bunlarla gurur duyuyoruz. Filmde bunun örneklerini bolca görmek mümkün. Aşırı teatral olan sahnelerde bunlar bizi cahil yerine koyarak dayatma bir şekilde anlatılıyor. Bu da diğer bir rahatsız edici etmen olabilir, belki zorlarsak.

Yönetmenin usta kamera hareketlerinden söz etmiştim. Tek ortamda geçen bir hikâyede, özellikle de karakter sayınız birkaç kişi ile sınırlıysa çok büyük bir mücadeleye girişmişsiniz demektir. Bu tarz mücadeleden yüz akıyla çıkmış filmler ise hep iyi yönleriyle hatırlanır. Örneğin 12 Angry Men (bu konuda bir şaheser olduğunu bilmeyen yok zaten), The Man from Earth ve hatta Cube. Daha yanlarına imdb’den bakıp çokça film ekleyebilirim ama bunlar bir oturuşta aklıma gelenler. Hepsini iyi yönleriyle hatırlıyorum, aksayan yönleri nedense pek aklımda değil. Sonuçta küçük bir meydan muharebesinden yönetmenleri yüzlerinin akıyla çıkmıştır.

Filmimizde de Julio Medem (kendisini Lucía y el sexo ile tanıyoruz) kameradaki yetkinliği, akıcılığı sağlaması ve müzik kullanımıyla küçük çapta bir galibiyet elde ediyor. Daha evvel de söylediğim gibi film bir şaheser değil lakin çoğu kişinin eleştirdiği gibi kötü bir film de değil.

Müzikleri demişken unutmadan hemen belirteyim, muhteşem bir tema müziği var filmin. Natacha Atlas, Melanie Pappenheim ve Lorè Lixenberg’den oluşan müthiş sesler topluluğu tarafından dillendirilen parça filmden bağımsız olarak içimi acıtmaya devam ediyor. Hatta şu yazıyı kaleme alırken de parçayı dinleyip, arada durup bir sigara yakıp düşüncelere dalıyorum. Natacha Atlas böyle umulmadık anlarda karşıma çıktıkça kendisini daha fazla seviyorum. Tema şarkısının hakkını vermişken Loving Strangers’ı anmamak ayıp olur, o da güzel bir şarkı.

Kabul ediyorum, herkese göre bir film değil Room in Rome. Oldukça uzun ve cesur olan cinsel içerikli sahnelerinin ardına geçebilmek pek kolay bir şey değil. Kimileri için iki kadının cesur sevişme sahneleri uyarıcı porno etkisi, kimileri içinse olağan olmayan bir lezbiyenlikten ötürü itici gelmiş olabilir. Sırf bu sebepten ötürü bile sevmeyeni şimdiki gibi ileride de çok olacaktır. Buna rağmen filmden hoşlananların sayısının gelecekte şimdikinden daha fazla olacağına eminim.

Son olarak filmin Türkçe ismini koyan şahsa seslenmek istiyorum. Böyle bir filme Ateşli Oda ismini koymak için bu filme porno dışında bir gözle bakmamış olmak gerekiyor. Daha baştan bir sıfır yenik başlamasına sebep olabilecek kadar kötü bir tercih olmuş yapılan çeviri. Siz filmin adını kendi serbest çevirinizle izlemeye bakın. Ateşli Oda’ymış, ateşi seni yakar ancak bu odanın!

kategori:
izlenim

ilgili

  • Room in Rome: Fazla Ateşli Bir Oda!

    Julio Medem’in yazdığı, yönettiği, hatta “kurgusunu da kimselere bırakmam” diyerek tek kişilik dev kadro edasıyla çektiği son filmi Ateşli Oda (Room in Rome, 2010), Filmekimi’nde gösterilen 31 filmden biriydi....