Haftanın Filmleriyle İlgili Uyarılar: 13 Eylül 2013

Haftanın filmleriyle ilgili izlediklerimizle ilgili sizler için küçük uyarılar hazırladık....

The Purge

Gültekin Turgut: Aristo, Poetica adlı eserinde bir kavram hediye eder: Katarsis (arınma)… Kadim zamanların trajedilerinden, gladyatörlerin kavgalarına her tür gösteri bir biçimde izleyende bir arınmaya yol açar. Bugün sinema ve diğer kitle iletişim araçları da böyle bir işlev görmeye devam ediyor. Filmimiz bu duygudan yola çıkarak, insanların şiddetten arınmak için buldukları bir yol üstünden korkutmayı deniyor. Ganj’da yıkanarak günahlarından arınan biri veya papaza günah çıkartan bir insan sizi ne kadar korkutur bilinmez ama içlerindeki kötülükten kurtulmak için bir anlığına kötü olmaya karar verenler sanırım korkutucu olabilirler… Filmden çıkacak ana tema bu dünyada arınmak giderek güçleşiyor çünkü Sezen Aksu şarkısıyla “Masum değiliz, Hiç birimiz ”…

Ebru Çavdarlı: ABD’de şiddet tavan yapmış, hapishaneler suçlulara yetmemeye başlamıştır. bu sebeple her yıl arınma gecesinde 12 saat boyunca işlenecek tüm suçlar meşru sayılmaktadır. o gün tüm insanlar tüm öfkesini ve nefretini rahatlıkla kusabilir, insan öldürebilir, istediği işkenceyi yapabilir konumdadır.

Filmin konusu ne kadar ilgi çekici gelse de, şiddetin kendisinden de uzak, tipik ev istilası korku filmi olmanın ötesine geçememektedir. Zenginlerin evsizleri öldürdüğü bir sınıf farkı var, tüm insanlar aslında içinde şiddeti beslemekte fakat bunların hiç biri sağlam bir temel üzerine oturtulmadan senaryolaştırıldığı için sıradan bir film haline dönüşüyor. Yani vizyonda uzak durmanız gereken filmlerden biri. Ethan Hawke var diye aldanıp gitmeyin.

Turbo

Yekta Kurtcebe: Fragmanı fena değildi ama bu Dreamworks işleri Pixar/disney işleri kadar iyi olmuyor bir türlü. Küçük yeğeniniz çocuğunu falan götürebileceğiniz bir çizgi seyirlik işte. Bekleneni verir kesin.

Gültekin Turgut: Salyangozlara ve animasyonlara zaafım var, izlerim…

The Bling Ring

Gültekin Turgut: Genellikle içinde zenginlerle fakirlerin olduğu filmler beni hüzünlendiriyor. Necip Fazıl’ın “Allah’ın on pulunu bekleye dursun on kul / Bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul” şeklinde anlattığı sistemi anlasam da, özümsemekte zorlanan kalbime anlatamıyorum. Film umarım hepimizi “teskin” ediyordur bu konuda…

Ebru Çavdarlı: Karakterlerin derinleştirilemediği, bir grup gencin ünlü olma hayalinin olduğu, bu hayallerin sonucunda ünlülerin evlerine soygunlar yapan bir çeteye dönüşmelerini anlatan sıradan bir Sofia Coppola filmi.

Yekta Kurtcebe: Sofia Coppola kalbur üstü bir yönetmen olmasına rağmen saygımı bir türlü kazanamamıştır. Paris Hilton’un soyan bir grub hipster gencin hikayeleri konu alınmış. Eleştirel genel olarak çok parlak değil. Parıltılı ama içibomboş hayatları sevenler izlesin.

Möbius

Gültekin Turgut: Casus filmlerinin alıcısı bir kitle var. Ben o kitleye bir türlü dahil olamadım. Korku filmi olsun çamurdan olsun diyen ben aynı şeyi söyleyemiyorum casus filmleri için maalesef. Meraklısına…

Engin Eryigit: Fransızca başlayıp İngilizce devam eden, Rusça biten cümleler havada uçuşuyor. ‘Çokdilli’ filmleri seviyorum. O şehirden o şehre atlayan filmleri de. Dolayısıyla bu hafta vizyona giren filmleri bir ‘möbius şeridi’ne listeleyecek olsam, ilk sıraya Rochant’ın filmini yazardım. Konu olarak klasik bir Avrupa-Amerika-Rusya casusluk filmi. Herkes karizma, herkes birbiri için çalışıyor, herkes birbirinin kuyusunu kazıyor. Olaylar, olaylar…

Edip Can Rende: Möbius’u izledim. Tim Roth ile Jean Dujardin’e Rus karakterleri oynatmışlar. Enteresandı. Sanki dünyada Rus aktör yok, işe bak. Onun dışında gerilimsiz, sıkıcı bir filmdi. Halbuki potansiyeli vardı. Aksiyon yok, sorun değil, ama bu filmlerin en önemli tarafı olan gerilimi oluştursaydı yönetmen. Roth da harcanmış filmde. Karakteri sözde mafyoz ama bunu hissetmek mümkün değil. Cecile de France ve Dardenne’lerin Rosseta’sında karakteri oynayan adını unuttuğum aktris göze çarpıyorlar filmde. Cecile filmi taşıyor. Roth da arada gözüküyor, artist artist dolaşıp çıkıyor sahneden. Potansiyeli vardı, yazık oldu. Üzüldüm, gol olabilirdi.

We’re the Millers

Engin Eryigit: Ekip çekerken bayağı eğlenmiş gibi. Pozitif bir havası var. Fazla kafa yormayan anlık eğlence aradığınız bir günde çok pişman etmez. Filmin sonunda salondan çıkmadan önce I’ll Be There For You’lu “Friends” sürprizini de beklemekte fayda var.

Yekta Kurtcebe: Saturday Night Live tayfasından Jason Sudaikis’in drug dealer ve son filmlerinde g*tünü başını ihmal etmeyen Jennifer Aniston (Bkz: Wanderlust, Horrible Bosses) yanına geçten bir erkek bir kız çocuğunu konduğu bir aile komedisi. Oyunculuklar komiklikler fena değil ama hikaye genel olarak bize çok uzak.

Neva

Yekta Kurtcebe: İzlemedim ama kitabını karıştırmışlığım vardır. Ilgın Olut aynı adlı kitabından uyarlanmıştır. Zaten Ilgın Olut’un kitapta başına geçen romantik -kaotik bir aşk hikayesini anlatmaktadır. Ilgın ne biçim ad Olut ise nasıl bir soyadıdır? İsmi böylesine entresan bir adamın hikayesi de illaki enteresan olacak? Beyazperde eleştirisinde biraz hakkı yenmiş gibi. Bence hikaye fetişisti sinefiller Neva’da bir şeyler bulabilirler. Hatta ergen sinefillerin duygusal fırtınalara tutulmalaları bile mümkün.

kategori:
haber

ilgili