bakınız

Harvey Milk

| 1 Yorum

Amerika’da eşcinsel hakları açısından  bir dönüm noktası olarak kabul edilen, 70lerin aktivist politikacısı Harvey Milk‘in hayatı film oldu. Usta yönetmen Gus Van Sant’ın yönetiminde gerçekleşen filmin senaryosu Dustin Lance Black‘e ait. Uzun ve hummalı süren senaryo çalışmalarını Van Sant ile birlikte yürüten, 30 yaşındaki Black’in ne kadar sıkı bir iş çıkardığı konuşuluyor. Bu sıkı senaryoda Harvey Bernard Milk rolünü canlandıran aktör ise Sean Penn. Filmdeki performansıyla En İyi Erkek Oscar’ını alacağına kesin gözüyle bakılan aktör, günbegün yaşayan bir efsane olma yolunda karakterli adımlarla ilerliyor.

Yaklaşık son on yıldır deneysel takılmayı kendine şiar edinmiş olan Gus Van Sant, bu filmde on yıl öncesine dönmüş görünüyor. Dikkati konudan ve Harvey Milk’in gerçek yaşam hikayesinden uzaklaştırmamak adına, klasik bir anlatımı tercih eden yönetmenin belgesel ögelerle de süslediği filmi, seyredenlerin beğenileriyle karşılandı.

[dailymotion k3yaS7TNWFmRCwOsXE&related=1]

Benim gibi Harvey Milk’i  daha önceden bilmeyenler için kısaca bu önemli şahsiyetten bahsedelim. 1930 New York doğumlu olan ve 70lerin başında sevgilisiyle birlikte San Francisco’ya yerleşen Milk burada ticaretle uğraşırken, genel olarak azınlık hakları; özelde eşcinsel hakları konusunda bir aydınlanma yaşar. Aktivist olarak eşcinsel haklarının peşine düşen Milk, kısa bir süre içinde politikaya atılma kararı alır ve San Francisco Danışmanlar Kabinesi (Board of Supervisors) için adaylığını açıklar. Fakat eşcinsel kimliğini de açıkça ortaya koyması büyük tepki alır. Kazanmasına imkansız gözüyle bakılan Milk bu savaşa inanmıştır; iyi ki de inanmıştır zîra seçimleri kazanır. Eşcinsel hakları açısından tarihi bir dönüm olan bu seçim sonucunda azımsanmayacak derece düşman da kazanan Milk, aldığı ölüm tehditlerinin de motivasyonuyla hayatının son sekiz yılını anlatan ses kayıtları hazırlar. (Senaryonun bu kayıtlar ve Milk’i bizzat tanıyanların anlattıkları üzerine kurulduğunu hatırlatalım.) Tahmin ettiği gibi ölümü bir başkasının, Dan White‘ın elinden olur. 1978 yılında hayata gözlerini beş kurşunla yuman Harvey Milk’i bu film sayesinde tanımış olmak ise tesellimiz.

Van Sant ne tür film çekerse çeksin, çoğunlukla tercih ettiği Harris Savides bu filmde de görüntü yönetmeni: kendisini ayrıca Zodiac, The Game gibi Fincher işlerinin de görüntü yönetmeni olarak hatırlamak mümkün.

Filmi seyreden eleştirmenlerin a’dan z’ye her açısıyla tam puan alan film, Milk’in hayatını kapsamlı bir şekilde işliyormuş. Zamansal atlamaları zeki bir kurguyla formülize eden filmin Harvey Milk’in yaşamına uygun bir ruhu seyirciye geçirmesi ise en büyük başarısı olarak gösteriliyor. Gus Van Sant bundan sonraki filmlerinde nasıl bir üslûp benimser bilemiyoruz fakat klasik anlatımla efsaneler yarattığı önermesi, bu filmle birlikte kendini yeniden doğrulayacak gibi duruyor.

Green Zone filminin ekibiyle problem yaşanmasaymış Dan White karakterinde Matt Damon’ı seyredecektik fakat son yılların parlayan yıldızı Josh Brolin‘in performansı konusunda da seyredenler hemfikir. Oliver Stone’un W filminde George Bush rolünde de Josh Brolin’i seyredeğimizi araya sıkıştıralım.

28 ekimde San Francisco’da prömiyeri yapılan film, 26 kasımda sınırlı sayıda kopyayla Amerika’da gösterime girecek. Asıl gösterim tarihi ise 5 aralık olarak açıklanmış. Filmin Türkiye gösterim tarihi ile ilgili henüz bir bilgi yok. Her ne kadar Obama seçim sonrası yaptığı konuşmada eşcinsel haklarından dem vurmuş olsa da, Türkiye’de nasıl karşılanacağı ve hatta karşılanıp karşılanmayacağı bile şaibe konusu.