Harvey Weinstein: Oscar Kurdu

Yapımcı-dağıtımcı Weinstein üzerine bir yazı...

303 Oscar adaylığı, 75 Oscar ödülü ve 65 BAFTA. Evet, yapımcı-yürütücü yapımcı-dağıtımcı Harvey Weinstein‘in kazandırttığı Oscar ve BAFTA sayısı bu şekilde. Oscar mı istiyorsunuz? Çalacağınız kapılardan birisi, hatta belki ilki Weinstein olmalı. Zira Weinstein, Oscar oyununu çözmüş, nasıl adaylık-ödül aldırtacağını, filmlerini Akademi’ye nasıl pazarlayacağını çok iyi öğrenmiş, bu işin kurdu olmuş birisi. Dile kolay, 26 yaşından beri Hollywood’ta. 26 yaşındayken kardeşi Bob’la birlikte bağımsız filmleri de destekleyen Miramax şirketini kurmuştu. Bu şirketle pek çok filmin yapımcılığını ve/veya dağıtımcılığını üstlendi, pek çok filmle ödüllerde başarılı oldu. Şirketin filmlerinden bazıları The Aviator, Finding Neverland, Chicago, My Left Foot, Il Postino, Life is Beautiful, The Hours… 2005’te bu şirketten kardeşiyle birlikte ayrıldı. Fakat başka şirketleri de var. Diğer şirketleri TWC ve Dimension’dan çıkan filmlerden bazılarıysa şunlar: Hallowen, A Single Man, The King’s Speech, The Reader, The Mist, I’m Not There

Shakespeare in Love

Çalışmadık yönetmen, senarist, oyuncu bırakmadı. Pek çok kişiye ödül kazandırttı. Bazılarına defalarca kez kazandırttı. Dediğim gibi Oscar isteniyorsa onun kapısı çalınmalı. Kimlere Oscar kazandırtmadı ki? Jennifer Lawrence, Meryl Streep, Kate Winslet, Quentin Tarantino, Gwyneth Paltrow, Daniel Day-Lewis, Ben Affleck & Matt Damon. 1998’de herkesten daha fazla para harcayıp Shakespeare in Love‘a en iyi film ödülünü kazandırttı. Akademi’nin en çok dalga geçilen kararı da bu oldu. Zira adaylar arasında The Thin Red Line ve Saving Private Ryan da vardı. Öte yandan 2003’te aday olan 5 filmden 4’ünün yapımcıları arasında Weinstein vardı: Gangs of New York, Chicago, Lord of the Rings: The Two Towers, The Hours. O yıl Akademi’nin eski başkanlarından yönetmen Robert Wise’a “Scorsese ödülü hak ediyor,” başlıklı yazı yazdırtıp bunu “İki Oscar Ödüllü yönetmen Robert Wise, Scorsese’nin Oscar’ı hak ettiğini ilan ediyor,” şeklinde reklamında kullanınca Akademi, üyelerinin açıklamalarının fragmanlarda, tanıtımlarda kullanılmasını yasaklamıştı. Akademi, Shakespeare in Love‘dan sonra üyelerinin aday yapımcıların partilerine katılmalarını da yasaklamıştı. Yani Weinstein, Oscar için her yolu deneyen, kuralları pek umursamayan birisi. Şurada nasıl kampanya yaptığı yıl yıl anlatılmış.

Weinstein artık eski performansından uzakta nedense. Bu aralar eskisi kadar Oscar ödülü/adaylığı kazanamıyor ama halen filmlere adaylık kazandırtabiliyor. Ödüle ulaşamasalar da adaylık alabiliyorlar filmleri ve/veya sinemacıları (oyuncu, yönetmen, senarist). Lakin adaylık/ödülün bir bedeli var: O da hayalinizdeki filmden çok uzak bir filmin ortaya çıkması. Burada da film katili Weinstein devreye giriyor. Weinstein pek çok film satın alıyor her yıl. Çoğuna hep aynı açıdan yaklaşıyor: “Bu filmi iyi kurgularsak Oscar aldırtabilir miyiz?” Tek amacı Oscar gibi görünüyor. Ve nihayetinde çileli süreç başlıyor. Film kurgulanıyor, Weinstein beğenmiyor, tekrar kurgulanıyor, gene beğenmiyor. Yönetmen şanslıysa çekimlerden sonra bir yıl içinde son kurguya imza atılıyor ve film ödül sezonunda gösterime giriyor. Bazense yıllarca erteleniyor. Yıllarca ertelenmesi demek yıllarca kurgulanması demek. O kadar kurgudan sonra peki vizyon/adaylık kesin mi? Hayır. Weinstein en keyfi hareket eden yapımcılardan. Senaryoyu satın alır ama filmleştirmez. Filmi satın alır, yıllarca kurgulatır, ama vizyona sokmaz, vizyona sokar ama sınırlı kopyayla sokar vs. O kadar kurgudan sonra filmi beğenirse tabii ki kampanya yaptırır ve adaylık gelebilir. Beğenmezse sonraki yıla şutlar filmi. Kimsenin izlemeyeceği tarihleri seçer nedense ve film pek izlenmez, dikkatleri çekmez, unutulur. Onca kurgudan sonra yönetmenler ne hisseder? Siz olsanız ne hissederdiniz? İşte onlar da öyle hissediyorlar. Weinstein’in özellikle yönetmenler cephesinde seveni az, çünkü yönetmenlerle son kurgu konusunda hep çatışıyor. Ama seveni de var. Quentin Tarantino, David O. Russell yıllardır Weinstein’le çalışıyorlar.

Suite Française

Biraz örnek verelim. En yeni örnek: Tulip Fever 2014’te çekildi, 2015’te vizyona hazır hale geldi ama bir türlü vizyona giremedi. Defalarca kez kurgulandı. ABD’de 1 eylülde vizyona girdi. İki yıl boyunca vizyon tarihi defalarca kez ertelendi, film sürekli kurgulandı. TWC filme o kadar güvenmiyor ki Alicia Vikander’in çırılçıplak olduğu tüm sahneleri fragmanlara yığdı. Yetmedi, Weinstein bugün bir yazı yayınlattı. Yazıda Alicia’nın annesi ve arkadaşlarının filmi sevdiklerini belirtiyor. Şirketi de, kendisi de iyice gülünç hale geldi şu aralar. Neticede film gişede batıverdi. Diğer örnek Michelle Williams-Matthias Schoenaerts’li Nazizm filmi Suite Française. Bu film 2013’te çekildi, bizde vizyona girdi, ama ABD yapımı olmasına rağmen ABD’de vizyona girmedi. Weinstein, Amerika’nın en dandik kanallarından Lifetime’a yayın haklarını sattı ve filmin ilk gösterimi sinemada değil, TV’de, hem de en dandik kanallardan Lifetime’da yapıldı. 2013’te çekilen filmi yıllarca bekletip en sonunda TV’de yayınlatmış oldu. Bir yönetmen olsanız ne hissederdiniz? Weinstein’in sevilmemesi normal. John Cusack’in başrolünü üstlendiği Shanghai filmini tam beş yıl bekletti ve Cusack’in yıldızının söndüğü 2015’te vizyona çıkardı, izlenmedi film. Filmi defalarca kez ertelerseniz vizyona soktuğunuzda film pek izlenmiyor. Jennifer Lawrence-Bradley Cooper’a rağmen Serena da izlenmemişti bu yüzden.

Weinstein’le yönetmenlerin arası iyi değil. Mesela Nicole Kidman’ın Grace Kelly’i oynadığı Grace of Monaco‘nun son kurgusunu yönetmen Olivier Dahan beğenmemişti ve Weinstein’le bolca tartışmıştı. Neticede Oscar kampanyası düşünülen film, ABD’de TV’de prömiyerini yapmıştı, Suite Française gibi. Weinstein, James Gray’in Marion Cotillard, Joaquin Phoenix ve Jeremy Renner’lı draması The Immigrant‘ı satın aldı ve her zamanki gibi yönetmenin sevmeyeceği şekilde kurgulatmak istedi. Yönetmenle arasında son kurgu kavgası ortaya çıktı. Neticede filme Oscar kampanyası yapmadı ve uzun bir aradan sonra ABD’de 23 Mayıs 2014’te vizyona çıkardı. Gray bir daha Weinstein’le çalışmamak için dua eder oldu. Çalışmasın denebilir. Ama işler öyle yürümüyor. Weinstein parayı bastırıp filmleri satın alıyor ve dilediği gibi kurgulatabiliyor. Çok eski örnekler de var: Mesela Matt Damon ve Ben Affleck’e senaryo Oscar’ını getiren Good Will Hunting için önerdiği yönetmenlerle senaristleri epey sinirlendirmişti.

The Immigrant

Özetle Oscar isteniyorsa kapısı çalınacak, çalışılacak kişilerden. Ödülü getirmese de adaylığı getirebiliyor. Grace of Monaco‘yla Nicole Kidman’a adaylık getirmek istemiş ama film kötü olunca filme kampanyaya yapmamıştı, lakin birkaç yıl sonra (geçen yıl) Lion‘la aktrise adaylık kazandırttı. Kampanyada ustalaşmış durumda olduğu için filmlerini, oyuncuları aday yaptırabiliyor. Neticede 20 yıla 303 Oscar adaylığı, 75 Oscar ödülü sığdırdı. Ama işin kötü tarafı kurgu masasında filmin potansiyelini yitirecek oluşu, yani vasatlaşması. Martin Scorsese’yle bile son kurgu tartışmasına girmekten çekinmemişti mesela. Çoğu yönetmeni post prodüksiyon aşamasında bezdirmekle ünlü. Şanslıysanız az hasarla ödül sezonuna girip Oscar adaylığı/ödülüyle ayrılırsınız. Şanslı değilseniz filminizi yıllarca kurgulatır, vizyon tarihini sürekli erteletir, en nihayetinde vizyona sokar. Daha da şanssızsanız filminizi yıllar sonra en dandik kanalda yayınlatır. Dediğim gibi keyfi hareket eden birisi Weinstein. Bakalım daha kaç yönetmeni bezdirecek, daha kaç filmi yıllarca erteletecek.

kategori:
seçki

ilgili