
Altın Portakal’da SİYAD’ın seçmiş olduğu, sinemamızın yüzaklarından Reha Erdem‘in son filmi Hayat Var yakında gösterime girecek. Genellemelerle sinemasını ifade etmeye gücümüzün yetmediği usta, önceki filmlerinde görmeye (ve duymaya) alışık olmadığımız bir hale bürünüyor bu filmde. Hayat’ın maruz kaldıklarının sadece küçük bir kısmına biz seyircileri maruz bırakarak huzurumuzu kaçıran; gürültülü; hayatın sesinin sadece mırıltı olarak duyulduğu bir dünya resmediyor bu sefer bizlere.
Basın bültenlerinde yer alan filmlerin özetleri, genellikle ait oldukları yapıtları yansıtmazlar. Ya abartılıdırlar ya da filmi basite indirgerler. Bu genellemelerin dışında kalan Hayat Var filminde, çok güzel yazıldığını düşündüğümüz özet, filmin ruhunu oldukça güzel yansıtır nitelikte. Bu yüzden basın bülteninde yazıldığı şekliyle filmin özetini aynen yayınlıyoruz.
“Hayat (14), babası ve yatalak dedesi ile birlikte, nefes kesici güzellikteki İstanbul Boğazı’na açılan bir dere ağzına kurulmuş, derme çatma ahşap bir evde yaşamaktadır. Boğaz güzel olduğu kadar da karanlık ve tehlikelidir. Babası ailenin hayatta kalmasını sağlamak için küçük teknesiyle bu sularda balıkçılık yaparken, bir taraftan da birtakım yasadışı işlere girip çıkar. Hayat bu zorlu, sert ve acımasız dünyaya doğmuştur ama yaşama sıkı sıkıya sarılır. Dünyadaki adaletsizliklere karşı cesaretini, dayanıklılığını ve umudunu yitirmez.”
[dailymotion k2MaQlTIBB4vi5OMYY&related=1]
Filmi seyredenler, Hayat Var’ın Altın Portakal’da es geçildiği görüşünde hemfikir. Özgün bir hikayede yarattığı gerçekçi ambiyans ve farklı bir denemeyle, Erdem alışılmış ve güvenli sınırları aşarak önemli bir başarıya imzasını attı. Müziklerini Orhan Gencebay‘ın yaptığı filmin bir yandan özgün olması; diğer yandan rahatsız edici ve yorucu olmasının sebebi büyük ölçüde ‘sesler’: şarkılar, gemi sesleri, jet sesleri, silah sesleri, bağırışlar, kuş sesleri… tüm bunların yanında Hayat’ın sürekli mırıldandığı şarkı.
Başrollerde seyrettiğimiz Elit İşcan, Erdal Beşikçioğlu ve Levend Yılmaz yukarıdaki ikonografik karede olduğu gibi, film boyunca muhteşem bir iş çıkarmışlar. Reha Erdem’in görüntülerinin alıştığımız yaratıcısı Florent Herry de beklediğimiz özgünlükte bir iş çıkarmış. Görüntüler kimi zaman büyüleyici, kimi zaman ise Hayat’ın ruh halini yansıtır şekilde korkutucu ve tacizci.
Belki alıştığımız gibi dingin bir Reha Erdem filmi değil Hayat Var. Ama filme paralel olan konu da, yaşatılan ve yaşanılan hayat da dingin değil. Yorucu, çıkışı olmayan, tacizlerle bezeli bir hayat anlatılan… seyirci de maruz kalıyor tüm bunlara; tabi sadece iki saat kadar. Seyirciyi bu tacize maruz bırakarak Hayat’ın ve hayatın daha iyi anlaşılmasını sağlayan yönetmene teşekkür etmek gerekir. Son yıllarda sürekli önümüze sürüklenen gereksiz sinemayı ‘biz seyirciye iki saat kafasını dağıtma şansı sunuyoruz; iki saat boyunca sadece gülüyorlar’ şeklinde meşrulaştırmaya çalışanlara inat Hayat Var.
Altın Portakal’dan tatminkâr bir sonuçla dönmemiş olsa da, farklı festivallerde ismini duyuracağından emin olabilirsiniz. Rahatsız olduğu için bu filmi sevecek pek çok sinemasever ve jüri olduğuna inanıyoruz.
