Hepimiz Biraz Muhsin Kanadıkırık’ız…

Tarık Volkan Cengen'in ilk yazısı Muhsin Bey ve gündem üzerine......

“Türk sinemasının 1 numaralı filmi hangisidir?” sorusuna herkesin cevabı farklıdır ama benim için bu sorunun cevabı tartışmasız Muhsin Bey’dir. Çünkü bu film bir dram, bir aşk filmi, bir komedi değildir bana göre. Muhsin Bey bir savaş filmidir, sonunda iyilerin kaybettiği.

Bakmayın siz Muhsin Kanadıkırık’ın “iddiayı ben kazandım” diyerek baş düşmanı Şakir’in önüne fırlattığı kasete ya da Sevda Hanım ve kızını sonunda almasına, külüstür arabasının ilk defa teklemeden çalışmasına. Ali Nazik için çabalarken ödün vermediği değerler bir bir yok olmuştur. Tabii Ali Nazik de. Ev sahibi Madam evi kapatıp Paris’e gidecektir, Beyoğlu yok oluyordur, çiçekleri ölüp gitmiştir. Huzurevinde ziyaret ettiği yatak boşalmıştır. Tüm bunlar olurken de kendisi hapis yatmıştır.

muhsinbey

Kısacası uğruna savaştığı ne varsa hemen hemen hepsini kaybetmiştir Muhsin Bey. Sevda Hanım ve kızı cılız bir umuttur belki ama onları da yükselen arabesk ve kebap kültürüne çok geçmeden kaybetmesi kuvvetle muhtemeldir. O dönem Muhsin Bey kaybetmeseydi bugünleri yaşar mıydık?
Artık hepimiz Muhsin Kanadıkırık’ız. Sayımız bir avuç. Savaşıyoruz ama kaybedeceğimiz bir savaş bu. Umut? Yok. En azından bende. Romantik bir şekilde Cyrano gibi davranıyoruz sanki:

“…
Mutlaka galip gelmek için çarpışılmaz ya!
Evet, hatta beyhude olunca daha güzel!
…”

Hayır, daha güzel falan değil! Hayatlar söz konusuyken değil! Beyhude ölüyoruz ulan, nesi güzel? Evet, çıkarır kaseti Muhsin Bey ama ne uğruna? İnsanları dolandırır, kendi değerlerini kaybeder bir bakıma. Beyhude çabalamıştır, beyhude çabalıyoruz.

“Çocuklar ölmesin” dendi diye topyekün bir linç hareketi başlıyor mesela. (Kimin öldürdüğü belirtilmiyor ama niyeyse bunu devlet üstüne alınıyor. Halbuki ortadaki gerçek çocukların, sadece çocukların da değil yaşlısı, kadını bir sürü masum insanın öldüğü. Durması istenen bu, kurşunun çıktığı adres önemli değil.) Ve bir şovmen bunu destekledi diye özür dilemek zorunda bırakılıyor. Neden? Çünkü biliyor ki bunu yapmasa bir daha işini yapamayacak. (Bu noktada çok da kızamıyorum Beyaz’a ve eleştiremiyorum kendisini. “Dik dursaydı” demek biraz haksızlık gibime geliyor. İşinden olmakla kalmayıp “paralelci, hain, terörist” diye yaftalanıp ısmarlama ve uydurma bir davayla hayatı kararmak da var işin ucunda.)

Korku işte tam da bu.

Süpermen’i bilirsiniz. Babası Jor-El tarafından Kripton gezegeninden Dünya’ya yollanmış, bizim Güneş’imizin etkisiyle olağanüstü güçlere kavuşmuş ve bu güçlerini iyilik için kullanan bir süper kahraman. Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan Süpermen Yeni Dünya serisinin 3. kitabında kendi gibi biri daha gelir Dünya’ya. Aynı güçlere hatta daha fazlasına sahiptir ama amacı kötüdür. Karşısına çıkan askerleri öldürürken şöyle der:

“Anlaşılan bu gezegende benden bile daha güçlü bir şey var. Korku. İhtiyacım olan tek silah.”

(Çizgi romanlara burun kıvıranlar, çizgi romanları sanattan saymayanlara da selam olsun.)

Bu kadar basit aslında. Korkuyu kullanıyorlar. Devlet de kullanıyor, terör de kullanıyor, olan bize oluyor. Filler tepişirken çimenler eziliyor, o hesap.

Korkunun, umutsuzluğun sonucuysa koca bir çaresizlik. En kötüsü de bu. Keşke kötü bir rüya olsa her şey ve uyanabilsek…

Belki de…

Muhsin Bey bir şarkıyla başlar: Ağlamakla, İnlemekle Ömrüm Gelip Geçiyor. Şarkı bitmeden Muhsin Bey uyanır. Filmin sonunda da Muhsin Bey uykuya dalar, aynı şarkı eşliğinde. Belki de Muhsin Bey hiç uyanmamıştır filmin başında, yaşadıkları bir rüyadan ibarettir, belli mi olur?

Umudumuz aynı bizim de. Bir de bakmışsınız, bir de bakmışız hepimiz bir gün uyanmışız bu rüyadan.

Uyanana dek…

İyi geceler!

kategori:
izlenim

ilgili