Her “Başlangıç”ta Yeni Bir Anlam Vardır

Seyretmeyen kalmamıştır muhtemelen diyerek şu Inception olayına bir girelim artık… Geç bile kaldık! Bu sene seyrettiğim en güzel filmin yönetmeni Nolan, 2008’de, Batman serisinin son perdesi Kara Şovalye ile...

inception-1.jpg

Seyretmeyen kalmamıştır muhtemelen diyerek şu Inception olayına bir girelim artık… Geç bile kaldık! Bu sene seyrettiğim en güzel filmin yönetmeni Nolan, 2008’de, Batman serisinin son perdesi Kara Şovalye ile epey ezber bozmuş, mekan ve karakter kurgusuyla neler yapabileceğine işaret etmişti.

Türkçe’ye tam tercüme ile “Başlangıç” olarak olarak çevrilen Inception, konu ve aksiyon olarak oldukça hızlı, zihin bulandırıcı bir film. Malum “Yaşadığımız dünya, gerçek dünya olmayabilir” rotası daha önce el atılmış bir yön (Matrix) ancak Cristopher Nolan, üzerinde 10 sene çalıştığı bu konuyu öyle güzel senaryolaştırmış- bağımsızlaştırmış ki, filmi algılamak için kesintisiz dikkatle izliyorsunuz.

Filmin konusu, esasen bilinçaltında geçiyor. Rüya katmanlarına girip –fikir hırsızlığı yapan- bir ekip bu sefer, “fikir çalmak yerine bir fikir yerleştirme” işi alıyor ve sektör büyüğü bir şirketi yolundan saptırmak adına rüyalar aleminde gerçekleşecek olan sabotaj planına başlıyorlar.

Christopher Nolan, insomnia tedavisi gördüğü dönemden hakim olduğu bilinçaltı bilgilerinden, filminde epey yararlanmış gibi… “Rüyaların katman katman olması, rüya ile gerçek dünyadaki zaman aralıklarının farklılaşması ve düşme hissi ile uyanma.” Bunlar rüya gören şanslı insanların onaylayabileceği güzel detaylar.

Filmin oyuncu kadrosu da oldukça iyi seçilmiş. Performansını katlayarak ileriye götüren DiCaprio, rüya hırsızlarının başı Cobb’u gayet iyi şekilde canlandırıyor. Maalesef rüyalarını hiç hatırlamayanlardan olan Di Caprio, rolünü kavramak için, bu konularda epey kitap okumuş, söylediğine göre Nolan’ın tüm rüyalarını bir bir dinlemiş.

Miles rolünde Michael Caine, Japon aktör Ken Watanabe, Cillian Murphy, tekinsiz ve öfkeli Mal rolüyle Cottilard ve özellikle Cobb’un sağ kolunu canlandıran Joseph Gordon-Levitt oldukça başarılılar. (Oyunculuk notu için yerçekimsiz alandaki dövüş sahnesi bile yeteli) Rüyalarına sızılan kişileri inandırmak adına, rüya ortamını “tasarlayan” Ariadne, rüya mimarı rolünde. (Juno’dan beri aşırı yetenekli olarak tanımlanan Ellen Page) Filmdeki isminde de Ikarus olarak bilinen Yunan mitolojisindeki hikayenin prensesine gönderme yapılmış. Mitolojik hikayede, prenses sevgilisinin içinde bulunduğu labirentten kaçması için ona yol gösteriyor.

inception-3.jpg

Filmde, kurgudan aksiyona, görsel efektlerden müziğe, gerilimden duygusallığa kadar her şey yerli yerinde… Evet filmin sonunun net olmaması bazı izleyici kısmında sinirbozukluğu yaratabiliyor ama ne olursa olsun, her “son versiyonunu” haklı çıkaracak bir kurgu söz konusu. Benim de kendime göre savlarım var tabii, ama başkasının var saydığı son da muhtemelen doğru çıkacaktır. Film de gücünü buradan alıyor zaten.
Filmin müziklerini yapan Hans Zimmer, filmin gerilimine gerilim katan muhteşem müziğiyle apayrı bir ustalık sergilemiş.

Bu sene güçlü bir şekilde önerdiğim tek film diyebilirim.

Bu arada “rüyadan uyandıran” şarkı olarak Edith Piaf merkeze konmuş!

“Non, Je Ne Regrette Rien”

Hayır, hiç ama hiçbir şeyden
Hayır, hiçbir şeyden pişman değilim
Bana yapılmış iyilikler ve kötülüklerin
Hepsi aynı bana
Hayır, hiç ama hiçbir şeyden
Hayır, hiçbir şeyden pişman değilim

Ödendi, süpürüldü, unutuldu
Geçmişten bana ne.
Anılarımı yaktım gitti
Artık acı ve zevklerime ihtiyacım yok
Aşklarımı tremololarıyla beraber süpürüp attım
Sonsuza kadar sildim, elde var sıfır.

Hayır, hiç ama hiçbir şeyden
Hayır, hiçbir şeyden pişman değilim
Bana yapılmış iyilikler ve kötülüklerin
Hepsi aynı bana
Hayır, hiç ama hiçbir şeyden
Hayır, hiçbir şeyden pişman değilim
Çünkü yaşamım,
Çünkü zevklerim
Seninle başlıyor bugün.

kategori:
izlenim

ilgili