Hollywood 10: Cadı Avı’nda Direniş

10 senarist, yönetmen ve yapımcı, 70 yıl önce baskıya nasıl karşı konulacağı konusunda ders verdiler.

Hollywood 10 olarak adlandırılan 10 sinemacı, 1947’de baskı ve yasaklar karşısında ayakta nasıl durulacağının önemli örneklerinden birini verdiler.

Ekim 1947’de The House Un-American Activities Committee (HUAC) 41 senarist, yönetmen ve yapımcıya soruşturma çağrısı gönderdi. Komitenin amacı ülkeden ve sinema dünyasından komunistleri temizlemekti. Daha sonradan Hollywood 10 olarak adlandırılacak 10 sinemacı bu çağrıya karşı çıktı.

ABD ve Sovyetler Birliği almanlar ve japonlara karşı sıcak savaşı bitirip, soğuk savaşa giriştiklerinde, tüm ABD’de cadı avı başladı. İkinci Dünya Savaşı ve öncesindeki mücadeleden, Sovyetler’in etkisinden, yeni akımlardan etkilenen amerikalılar “komunizm”le etkilenmiş olabilirlerdi. Farklı alanlarda başlanan komunistleri tespit etme ve toplum dışına çıkarma harekatı, doğal olarak sanat ve sinema dünyasına da sıçradı. O dönem hazırlanan raporlara göre “Sanatçılar komunizme daha yatkın insanlardı ve bu fikirleri yaymak için araçlara sahiplerdi”.

1938’de Beyaz Saray’a doğrudan bağlı The House Un-American Activities Committee (HUAC) oluşturulmuştu ve ABD’de savaş sırasında nazi avına çıkıp, bir çok alman asıllı vatandaşını veya japon göçmenleri haklı veya haksız nedenlerle toplum dışına itmişti. Sıra “kızılları” tespit etmeye gelmişti.

Ekim 1947’de, 41 sinemacıya soruşturma evrakı ulaştı. Komiteye göre bu isimlerin komunist partiyle olan ilişkileri netti. Soruşturmada ilk soru “Komunist partisi üyesi misiniz?” şeklindeydi. İkinci soru ise “İşbirliği yapacak mısınız?”… Önemli olan ikinci soruydu. Üye olsun veya olmasınlar işbirliği yapmayanlar doğrudan komunist ilan edildi ve kara listeye alındı. “Yapacağız” diyenler ise bu işbirliğini kanıtlamak için birilerinin ismini vermek zorundaydı. 41 kişi ile başlayan soruşturma kısa sürede “işbirlikçiler” nedeniyle 300 kişilik bir kara listenin oluşmasına neden oldu. Charlie Chaplin, Orson Welles, Paul Robeson gibi tüm ABD’nin sevdiği isimler işsiz kaldı ve ülke dışında iş aramak zorunda kaldı.

Tüm bu karmaşada, HUAC’ın çağrısına karşı çıkan 10 sinemacı vardı. İlk soruya “Sizi ilgilendirmez”, ikinci soruya ise net bir “Hayır” yanıtı verdiler. Soruşturulmayı ve işbirliğini temelden reddeden 10 sinemacı Hollywood 10 olarak adlandırıldı. 1000 dolar para cezası ve federal hapishanede 1 yıl mahkumiyetle cezalandırıldılar. 10 sinemacı da stüdyolar tarafından kısa sürede işlerinden kovuldu. Biri dışında komiteye karşı güçlü tavırlarını korudular. Peki kimdi bu 10 isim?

Dalton Trumbo: Romancı ve senarist. Komunist olduğunu açıkça söyleyen bir isim. Kara listeye alınsa bile çalışmaktan geri durmayan ve takma isimlerle iki oscar kazanan büyük bir yetenek (Roman Holiday, 1953, Ian McLellan Hunter’ın ismiyle, The Brave One, 1956, Robert Rich takma ismiyle). Yazdığı birbirinden iyi senaryolarla kara listeyi darmadağın eden isimlerin başında geldi. Spartacus, Exodus, Lonely Are the Brave, Johnny Got His Gun ve Papillon gibi klasiklere imza attı.

Trumbo 1970’deki bir konuşmasında süreci yine kendine yakışan bir ustalıkla anlattı:
“Karaliste şeytanın hüküm sürdüğü bir dönemdi. İki taraftan hiç kimse şeytanın kendilerine dokunmasından kurtulamadı. Her insan kendi karakterine, günlük ihtiyaçlarına ve içinde yaşadığı duruma göre davrandı. İyi ve kötü niyet, gurur ve utanmazlık, cesaret ve korkaklık, bencillik ve geniş gönüllülük, bilgelik ve aptallık, iyi ve kötü birbirine karıştı. Hem sağdan, hem soldan hiç kimse bu kabustan günahsız kurtulamadı.

Ring Lardner Jr.: Komiteye “Sorularınızı tam istediğiniz gibi yanıtlayabilirim ama ertesi sabah kendimden nefret ederim” yanıtını verdi. “Bir davranış veya hareket suçtur, ama bir düşünce asla suç olamaz” cümlesini de yanıtının sonuna ekledi. Kara listeden kurtulduktan sonra “Laura, Woman of the Year” ve MASH ile oscar’lar kazandı. The Cincinnati Kid ile sinema tarihine geçti. Lardner “Kara listedeyken de bir arkadaşımın ismiyle oscar kazandım. Ama hangisi söylemem” iddiasıyla HUAC’ı sinir etti.

Herbert Biberman: Senarist ve yönetmen. Salt of the Earth gibi bir başyapıtı sinema dünyasına armağan etti. “Komiteyi aptalcbulmuyorum, yaptıkları bilinçli ve şeytanca… Komite komunizmden korkmuyor. İnsan aklı ve bilimden ürküyor. Karl Marx’ı değil, amerikan yaşam tarzını yok etmeye çalışıyor” sözleriyle en sert eleştirileri getirdi.

Samuel Ornitz: Sovyetler Birliği’ni ve başarılarını açıkça öven ve en sert eleştirileri yapan oyun yazarı, romancı ve senarist. HUAC’ın ve ABD Devleti’nin Ornitz’e tepkisi sert oldu. 1 yıl hapis cezasını çektiği Springfield hapishanesinde yazdığı oyunlarla ödüller aldı. Ancak 1957’deki ölümüne kadar sinema dünyasında hiç iş bulamadı.

Alvah Bessie: Romancı ve senarist. İspanya İç Savaşı’nda Franco’ya karşı savaşan bir anti-faşist. “Cennette Engizisyon” isimli romanıyla HUAC’ın işlediği günahları gözler önüne serdi.

Alvah Bessie, İspanya İç Savaşı’nda

Lester Cole: Senarist. 1933’te Yazarlar Birliği’ni kuran isimlerden. Komunist ideallerini hiç saklamayan sanatçıların başında geldi. HUAC’la işbirliği yapan Budd Schulberg’i bir radyo programında yakaladı ve tarihe geçen şu sözleri sıraladı: “Komite’de öten kanarya sen değil misin? Şimdi güvercin taklidi yapıyorsun! Ama o komitede öten kanarya sen değil misin? Öt kanarya, ötmeye devam et, seni piç”

John Howard Lawson: Yazarlar Birliği’nin ilk başkanı. Hollywood’daki komunistlerin başı olmakla suçlandı. Birinci Dünya Savaşı’nda yüzlerce kişinin hayatını kurtaran bir ambulans şoförüydü. “Benim fikirlerim bu soruşturmanın konusu değil. Konu benim bir düşünce sahibi olma hakkım” sözleriyle soruşturmayı en net şekilde özetledi.

Albert Maltz: Oyun ve kısa öykü yazarı, romancı ve senarist. The Robe, The Naked City, Two Mules for Sister Sara, The Beguiled oscar adayı Pride of the Marines, WGA ödüllü Broken Arrow’un yazarı. “Faşizm binlerce kişiyi susturmak ve etkisizleştirmek için bir kişiyi en sert şekilde yok eder” sözleriyle 1947’de durumu özetleyen isimlerden biri.

Robert Adrian Scott: Senarist ve yapımcı. Diğerleri kadar keskin fikirleri olmasa da “Konuşma özgürlüğünü savunmak” için HUAC’a ifade vermeyi reddetti. İngiltere’de çalışmalarını sürdürdü.

Edward Dmytryk: Noir’ın önemli ustalarından The Caine Mutiny ve Murder, My Sweet, Crossfire gibi önemli filmlerin yönetmeni. Ve maalesef 10 kişiden direnişi kıran ve komiteye öten tek isim. İngiltere’ye kaçıp, ABD’ye geri dönmeye çalıştığında tutuklanması ve hapishanede gördüğü baskılar, direncinin kırılmasına yol açtı. Verdiği ifade diğer 9 arkadaşının başına ciddi dertler açtı. Adını temize çıkardığını söyleyerek filmler çekmeye devam etti.

Hollywood 10, sanatçı sorumluluğu ve yasaklara karşı tavırları göz önüne alındığında ülkemizde günümüz sanatçılarına da örnek olması gereken öyküler ortaya çıkıyor. Hollywood 10’in tavrı en büyük baskı halinde bile insanların başarılı olmak için yollar bulabildiğini, en sıkı eserlerini bu zor zamanlarda verdiklerini gösteriyor. Ülkede iktidar yalakalığı yapan bir sanatçı yığını dikkat çekiyor. Çoğu geldikleri yerlere kendi yetenekleriyle ulaşmadıkları için, geçmişleri şaibelerle dolu olduğu için muktedirler her çağırdığında gitmek zorundalar. ABD’de Hoover ve McCarthy dönemlerinde, şimdi Trump döneminde, iktidarının değil, sanatının yanında olanlar hem maddi, hem de manevi olarak uzun dönemde hatırlandı, sayıldı, sevildi. İsimleri hep boyun eğenlerin, halkın değil iktidarın yanında saf tutanların önünde yer aldı.

kategori:
sinema tarihinden

ilgili