Hollywood: Keyif Kaçıran Didaktizm

Ryan Murphy'nin yeni dizisi Hollywood maalesef başarısız bir yapım olmuş.

Ryan Murphy’nin yeni dizisi Hollywood, 1 Mayıs tarihinde Netflix üzerinden yayınlandı. Mini dizi olarak kayıtlara geçen bu yapımı, sizler için değerlendirdik.

Dizi, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından sinema sektörünün şahlanmasına, Hollywood ve spesifik olarak ACE stüdyosuna odaklanıyor. 7 bölümden oluşan bu mini dizi, 1940’ların Hollywood’unu gözler önüne seriyor.

2017 yılından başlayan #Metoo hareketinin ardından birçok yapımcı, yönetmen ve oyuncu farklı iddialarla karşı karşıya kaldı ve bazıları, yaptığı tasvip edilmez davranışları kabul etti. Cinsel taciz ve mobbing’e uğrayan insanlar bu hareketten destek alarak, yaşadıkları tacizleri ve diğer davranışları açık sözlülükle kamuoyuyla paylaştılar. Bu dizinin ortaya çıkış sürecinde, #Metoo hareketinin önemli katkısı olduğunu düşünüyorum.

Hollywood’un çarpık ilişkilerinden ve üst seviyedeki yöneticilerin yaptığı davranışlardan, yola çıkan bu yapım, Hollywood’un ikiyüzlülüğü gözler önüne seriyor. Birçok yıldızın ekrana taşındığı Hollywood; anlatmak istediğini sert ve ağır bir dille anlatmak yerine, akıcı ve eğlenceli bir anlatım dilini tercih etmiş. Lakin bu anlatım ile günümüz dünyası pek uyum sağlamıyor. Karakterlerin iki boyutlu oluşu, derinlikten uzak hikaye tercih edilmiş olması yapımın kalitesini düşürüyor.

Yapım, öteki kavramı üzerinde fazlaca durmayı tercih ettiğinden, neredeyse Hollywood’da çalışan herkes eşcinsel olarak lanse edilmiş. Karikatürize karakterler ve onların abartılı diyalog ve oyunculukları, içinde bulunduğumuz sinema dilinden çok uzak duruyor. 80’lerde kalması gereken anlatım dilinin hala günümüzde kullanılması ve Yeşilçamvari sahnelerin fazlaca yer almasından ötürü diziyi pek beğenemedim.

1940’ların sonlarında, sinema sektöründe yaşanılan ırkçılığı, kadın düşmanlığını ve homofobinin ne noktalarda olduğunu, ciddi bir bakış açısıyla görmeyi çok isterdim. Lakin bu yapım fazla didaktik. Her yapımda, sanat eserlerinde bir yorum bulunur, fakat bu yapımda yorumdan ziyade biz seyircilere bazı şeyler doğrudan anlatılmaya çalışılıyor. Bundan ötürü yapım fazlasıyla didaktikleşiyor.

Karakterlerle bağ kuramıyoruz, karakterleri benimsemek ve onları daha iyi anlamak için aramıza hiçbir şeyin girmemesi gerekir. Lakin anlatım dili o kadar yavan ki sanki yönetmen bazı sahneleri durdurup, o sahneleri senarist bana anlatıyormuş gibi hissettim. Ryan Murphy gibi American Crime Story dizisine imza atmış birinin, bu denli basit ve eğreti duran böyle bir yapıma imza atması, fazlasıyla şaşırttı beni.

Oyuncu kadrosu, makyajlar, saçlar, dekorlar harika. Görsel bakımdan, oyuncular rol yapmadıkları ve konuşmadıkları zaman dizi görkemli bir yapım. Fakat ne zaman bir şeyler anlatılsa, hikayeye giriş yapılsa dizi bir anda saçmalamaya başlıyor.

Yapımın fazlaca Yeşilçamvari olduğundan bahsettim. Bu iddiam için çok örnek verebilirim lakin bir örnek yeterli. Ernie karakteri, fuhuş yapılması için gerekli ortamı sağlayan bir şahıs. İnsanların zayıf noktalarını bilip, onlar üzerinden yasadışı yollarla para kazanıyor. 25 bin dolar gibi bir para bulması gereken yönetmene, karşılıksız bir şekilde kendi parasını veriyor. Karakterin bize vaat ettikleriyle, yaptıkları bir değil. Fazla Yeşilçam, ‘bir aileyiz’ mottosu üzerinden ilerleyen, kötü bir sahneydi. Avis karakterinin birçok sahnesi böyle. Anlamsız bir şekilde ‘iyi bir insan’ gibi davranılıyor. Diğer tüm karakterler anlamsız derecede kötü, ahlaksızken, Meg filminde yer alan herkes ahlak abidesi gibi lanse edilmiş.

Bir konuya daha değinmek isterim. Ace karakteri, stüdyonun patronu. Yaşadığı sağlık probleminden ötürü hastanede yoğun bakım altında kalıyor -sağlık sorununun gösterildiği sahne de, çizgi film gibiydi-. Görevlendirdiği avukat, bir avukattan ziyade stüdyonun sahibiymiş gibi davranıyor. Ace’in ölümün hemen ardından Meg filminin kayıtlarını yakması, sanki stüdyo onunmuş gibi davranması, parodi gibi duruyordu. Türk dizilerindeki kötü karakterler kadar beceriksiz ve anlamsızdı. Ki zaten kayıtların kopyasının alınmış olması da ayrı bir fiyasko. Bütçe kısıntısından ötürü 25 bin doları yönetmenden isteyen stüdyoda, kurgucu kimden para aldı da filmin kopyasını aldı? Anlamsız olaylar zinciri bu dizide fazlaca yer alıyor.

Karakterlerin iki boyutlu ve derinlikten uzak olmasından ötürü, oyunculuklarda fazlasıyla yavan. Daren Criss gibi American Crime Story dizisinin, ikinci sezonunda harika bir performans sergileyen aktör, burada akla gelemeyecek derecede kötü bir performans sergiliyor. Jim Parsons dışında herhangi bir oyuncunun performansını beğenmedim. Ki Jim Parsons’da dizinin en iyi performansını bizlere sunsa da, başka bir yapımda bu performans anca kötü bir oyunculuk olarak gözükür. Oyunculuklar bakımından rezalet olan bu yapım, Jim Parsons’un vasat performansını üst düzeymiş gibi gösteriyor.

Senaryonun, anlatım dilinin, karakterlerin ve oyunculukların vasat altı kalmasından ötürü bu yapım 2020 yılının hayal kırıklıklarından biri olarak benim aklımdaki yerini aldı.

kategori:
izlenim

ilgili