Hayatımı yazsam roman olur kabilinden bir insan profili çizen , okyanus ötesi ülkelerde görev yapmış bir donanma pilotunun ve onun ev hanımı olan eşinin çocuğudur. Atlantic City (Vegastan sonraki ikinci büyük kumar merkezi) de bir otelin odasında hayatından bir kesit olarak, doktorluk ilhamını Japonya’da aldığını söyler. Tacize uğramış bir hastası bir bölüm boyunca duygusal özdeşlik kurmaya çalışır ve benzer bir öykü alır doktorumuzun ağzından. Hastalarını dinlemeye gerek görmemesi temel ilkelerindendir, çünkü “herkes yalan söyler” mottosu ile yaşar. Değişim, insanların kendileri olmama, bir başkası olma arzusunun sihirli sözcüdür. Ancak insanlar değişmez. Bunu bildikleri için; değişmiş olmayı görmek, göstermek için yalan söylerler.
Risk almayı seven doktorumuz bunu gerçeğe ulaşmanın bir yolu olarak kullanır. Bu gerçeği bulduğu anda da suratlara tokat gibi vurmanın zevkini her zaman yaşar. İnsanların aptallıklarına çoğu zaman güler, ama doğru bildiği şeyi yapmak için ne arkadaşlık kavramını, ne de federal ve eyalet yasalarını delik deşik etmekten çekinmez. Her zaman haklıdır, hatta yanıldığı zaman da bunu ilk farkeden olduğu için haklıdır. Ancak tanrı değildir; çünkü tanrı topal olmaz. Yanılgılarının bedeli bazen bedensel, bazen de ruhsaldır. Ama Eric Foreman bir hastayı, teşhis hatası nedeni ile öldürdüğü zaman dediği gibi, içi rahat etmediği ve geceleri bu ölüm nedeni ile uyuyamadığı için iyi doktor olacaktır. En yakın arkadaşının dediği şekliyle ifade olacak olursak “he is an ass; but a noble one”.
James Wilson dizide House’a en yakın karakterdir. Kanser uzmanıdır. House’a küfredilmesini sağlayan her tür özelliğin karşıtını bünyesinde barındırır. Öncelikle herkesi dinler – House’u bile. Onları can kulağı ile dinler, söylediklerine; inanmadığı zaman bile; değer verir. Herkesi mutlu etmeye çalışır. Bu nedenle sürekli evlenip boşanır. Ama boşandığı eşlerini de hala sever, onlara yardım etmeyi de sever. Fakat bunların dışında, sadece House’un açığa çıkardığı bir yüzü vardır ve bu yüz House’a benzer. House ona eşek şakaları yaptığı zaman önce sıkıcı bir ebevevyn tavrı ile bunun yanlışlığından bahseder, fakat fırsatını bulduğu anda House’a aynı şekilde karşılık verir. Hatta bastonu kesmeye kadar götürür kimi zaman bu işi. House, yasalarla başı derde girdiği zaman ne kadar umarsızsa, Wilson tam tersi davranır-derde giren baş kendisinin olmasa bile. Wilson bir tedbir dolabıdır. Aracının bagajında 2 tane fener taşır. Ancak yine de espri anlayışı vardır; hatta House ile tanışmalarının da bu sebeple olduğunu, 5. sezonda karakoldeyken dinleriz.
Eric Foreman, siyahtır. En belirgin özelliği budur. Tüm zekasını, tıbbi dehasının ışıltısını karartacak kadar siyahtır. Ayrımcılığa karşı olmakla, beyazlardan intikam almak arasında gidip gelir. Federal hapiselerinin siyahlarla dolu olduğu, başkanlık binasının renginin beyazlığının tesadüf olmadığının bilincindedir. 17 yaşında haneye tecavüzden içeri girmiştir. Cezası affedilse de, 4 üzerinden 4 ortalama ile Amerika’nın en iyi tıp fakültesini bitirmiş olmak bile, onu halen suçlu bir siyah olmasının önünde değildir. Bütün hayatı bunun yanlış olduğunu ve siyahların da başarılı olabileceğini göstermeye adar. Ancak asla başarılı olamaz. House bile bu nedenle işe aldığını söyler ona. Hastaların evlerine izinsiz girmesi için bir doktora ihtiyacı vardır. House’tan nefret eder, onun insanlara karşı umarsızlığı gün gelir canına tak eder. Çeker gider, geri gelir. Sürekli hesaplaşma halindedir. Siyah olmasının, hata yapmış olmasının, dinlenmemek için mazaret olmadığını ısrarla söyler, ve bu özellikleri nedeni ile House’tan nefret eder. Ona benzememek için gider. Döndüğü zaman House, tüm sorularının yanıtını tek bir cümlede verir ona: “bana dönüşemezsin, zaten 8 yaşından beri benim gibisin”.
Allison Cameron, House’nun ekibinde (Foreman, Chase ile birlikte) üçüncü kişidir. House un yapımcılığını üstlendiği tiyatroda vicdanın salak sesidir. Her hasta için üzülür. Topal olduğu için House adına üzülür. Üzüntüsü, hasta ile geçirdiği zamanla doğru orantılı olarak artar ve sonrasında sevgiye dönüşür. Wilsondaki espri anlayışı da yoktur onda, bu nedenle öleceğini bile bile kanserli bir adamla evlenmiştir üniversite yıllarında. Bir sene kadar süren evliliği, ölüme geri dönüşü olmayan bir otobanda son hızla ilerleyen adamın yardımcı pilotluğudur. Ölümle biteceğini bildiği seyahatin yaralarını, iyileşmesine müsaade etmeden taşır her daim. Sevgisi hastalıklıdır. House’un dediği gibi mesih kompleksi nedeni ile sakatları sever. Ya da başkalarının sakatlıklarına “ihtiyaç” duyar. House’a da aşıktır bu nedenle. Ve tabii ki Cameron güzeldir. Kelimenin tam anlamı ile güzel, ya da House’un dediği gibi “hastane koridorlarına konan süs heykelleri…” kadar güzel.
Robert Chase, House’un bebek yüzlü dalkavuğu. House ne dese kabul eden, ama içten pazarlıklı olduğunu gizleme yeteneğinden yoksun, zengin ve House kadar ünlü bir doktorun oğlu. Amerikan kültürünün dalga geçilen bir özelliğine sahip; Avusturalyalı. Bunun nedenleri üzerine çok ahkam kesmek doğru olmasa da, aksan, babadan gelen zenginlik gibi belirleyicilere, kendini kurtarmak için eklenen gammazlıklar da eklenince dizinin en nefret edilesi karakteri olması gereken bu doktorumuz bundan biraz farklı bir algı sunar. Naif yüzü ve davranışları, zaman zaman aptalca, zaman zaman da şaşırtıcı derecede zekice olan çıkışları, tahammül edilmesini sağlar. “Herşey olması gerektiği gibidir”in cisimleşmiş halidir. Yine bir spoiler geliyor burada: dizide kendi başına ayrılma kararı vermemiş tek karakterdir.
Tıp fakültesi dekanı doktor Cuddy (Lisa Edelstein), dizide düzeni sağlamakla görevlidir. House ne kadar risk almaktan hoşlanıyorsa, Cuddy, yani başhekim, bu risklerin hukuki ve tıp etiği açısında durumunu değerlendirmektedir. House genel olarak hep haklı olduğu için doktor Cuddy, verilmesi gereken kararı onaylamaktan başka çare bulamayan bir kuklaya dönmektedir. Ama bir kukladan fazlasıdır. Perde arkasındaki yönetmendir. Çünkü House bu hastaneden önce 4 yerden kovulmuştur. Onun dehasını takdir etmeye en yakın kişi olduğu için Cuddy genelde House’a ses çıkarmaz. Çocuk arzusu ile yanıp tutuşan, ortayaşlı bir işkadınıdır. İşinde yükselmenin bedeli yalnızlıktır. Cuddy dizideki diğer herkes gibi tıbbi olarak çok şey vaadeden günler yaşamakta ama bomboş evlere dönmektedir. Yaşı itibari ile çocuk doğurma- olmadı yetiştirme- hevesi ile dolup taşmaktadır.
