Housewife: Sütyensiz Ev Hanımları ve Beyoğlu Sineması’nda Bir Gece

Yekta Kurtcebe, Fantastik Filmler Festivali'nde gösterilen Housewife'ı yazdı.

Beyoğlu Sineması’nda gerçekleşen, Fantastik Filmler Festivali soğuk ve yağmurlu bir Aralık akşamında başladı. Housewife’ı izlemek için evden çıktığımda yağmur, beni toplu taşıma kullanmaktan vaz caydırdı. Bir taksiye atladım ve kendimi meydana attım. Düzenleme çalışmaları yüzünden post-apokaliptik bir atmosfere sahipti bir süredir İstiklal. Kendi küçük kıyametimizin ana caddesinde, eski adıyla Grande Rue de Pera’da yürürken ve bir şeyler atıştırsam mı atıştırmasam mı diye düşünürken Beyoğlu Sineması’na vardım. Sinemanın bulunduğu alt kata inmeden önce Halep Pasajı’nın dibindeki ganyan bayisine doğru yürüdüm. Boş boş sağıma soluma baktım. Dükkan sahipleri bu bedbaht akşamda müşterilerini bekliyorlardı.

Fuayeye indiğimde saat 21:15 sularıydı. Hafif bir kalabalık vardı. Çay kahve ve çeşitli meşrubatların satan kafenin karşısında bir masaya oturup etrafı kesmeye başladım. Birkaç dakika sonra yönetmen Can Evrenol (35) geldi. Kendisini tanımam, etmem ama bir iki röportajına göz atmış olduğumdan tipini biliyordum. Birileriyle konuşuyordu. Dövmeli kollarına baktım. Gerçekten havalı dövmeleri vardı. Tam bir orta ya da üst sınıf rafine beyaz Türk ailesi çocuğuna benziyor düşündüm. Ertesi gün bir aile yemeğinde konuşacağım kayınbiraderim Evrenol Architects’te bir toplantı yapmış ve şans eseri Can Evrenol’un ofisini gördüğünü söyleyecekti bana. Haklı çıkacaktım. Yönetmen Can Evrenol, 2012’de vefat etmiş saygın Mimar Alp Malik Evrenol ve Mehpare Evrenol’un oğlu herhalde diye düşündüm.

Gösterim vakti geldiğinde kapıya doğru hareketlendim. Bakınız’dan geldiğimi davetli olduğumu belirttim. Kapıdaki kadın görevli kibar bir şekilde biletimi gişeden almam gerektiğini söyledi. Gişeye gittiğimde sıra vardı. Acelem olmadığından sıranın arkasına geçip beklemeye başladım. Sırada beklerken biraz da yeni neslimizin sinemasever gençlerini tanısam fena olmazdı. Hemen önümde entel tipoloji diyebileceğim kıyafetlere sahip iki genç kız duruyordu. Aralarında, bunun iki filmli bir gece seansı olduğundan bahsedince öndeki janti, sinek kaydı tıraşlı bir genç ile oldukça uzun sakalı marjinal diğer genç hızlı bir şekilde arkalarına döndüler. Sinek kaydı tıraşlı genç “Hangi iki film?” diye sordu. “Önce Housewife sonra Baskın” dedim. Aynı genç “İkisine birden girmek zorunda mıyız?” diye yeni bir soruyla lafa girdi. Bu sorunun cevabı bende değil gişedeydi. Uzun sakallı marjinal genç yeteri kadar parası olup olmadığını kontrol etmek için ince cüzdanını karıştırmaya başladı. Sorular gişede, yine oldukça kibar genç kızın açıklamalarıyla nihayete erdikten sonra biletlerimizi alıp salona girdik. Festival yönetimi ve Beyoğlu Sineması salonun tam merkezindeki en güzel koltuğu ayırmışlardı Bakınız’a. Xwedê ji te razî be*

Film başlamadan önce Festival’in düzenleyicisi olan ve ismini not edemediğim bir bey kısa ve öz bir konuşma yaparak seyircilere hoş geldin dedi. Akabinde yönetmen Can Evrenol sahneye çıktı ve filmle ilgili bir iki cümle etti. Özellikle bu filmi izlerken bir Giallo izliyormuşsunuz gibi izleyin diyerek gösterim öncesi bize önemli bir ipucu vermişti.

Housewife, isminden anlayacağınız üzere İngilizce bir film. Filmde sadece başlarındaki kısa bir sahnede Türkçe çok kısa bir diyalog duyuyorsunuz. Yine karakter isimlerine baktığımızda sadece bir Türk ismi Timuçin göze çarpıyor. Fakat Timuçin’de Tim diye kısaltılarak ecnebileştirilmiş. Kulağınız aksanlı Türkçe’ye alıştıktan sonra filmin giriş sahnesi sizi yakalıyor. Oldukça grotesk öğelerinin olduğu travmatik açılış ve akabinde gelen vinyet bir sevişme sahnesiyle filme giriyoruz.


Karlı bir yılbaşı arifesi gecesinde kafayı yemiş annesi tarafından babası ve kız kardeşi öldürülen Holly, Türk Kocası ile yalnız ve görece mutsuz bir hayat yaşamaktadır. Geçmişindeki travmadan dolayı küçük abdestini küvet ve lavabo benzeri yerlere yapan Holly, annesi kız kardeşini klozette öldüremeye çalıştığından dolayı mı bu haldedir? Fakat Holly nereye sıçtığı bir muammadır. Lavaboya ya da küvete poşet mi açıyor diye düşünürken Holly’nin mastürbasyon sahnesi gerçekleşir. Necaset falan unutulur gider. Çiftin hayatı New York’daki yaşarken ev arkadaşları olan Valerie’nin ortaya çıkmasıyla değişir. Valerie, ULM isimli (Umbrella of Love and Mind) isimli bir tarikatın önemli bir üyesidir. Tim ve Holly’nin hayatı Valerie’nin tekrar ortaya çıkıp hayatlarına girmesiyle dramatik bir şekilde değişir.

Can Evrenol’un söyleşide de belirttiği gibi Housewife pastiş bir film. İtalyan Giallo’lar dışında, Abel Ferrara’nın M.S 45 ve Dario Argento’nun Suspira gibi filmlerine göndermeler var. 70’ler ve 80’ler İtalyan korku sinemasından esintilerin yanına, Antohy Hickox’un 1993 yapımı Warlock: The Armegeddon’ ve 2008 yapımı kalburüstü Fransız korku sineması örneği Martrys’den bazı öğeler dikkatli sinemaseverlerin gözünden kaçmayacaktır. Açıkçası çok güzel hareketler bunlar. Evrenol, bu filmiyle dünya korku sinemasına Türkiye’den bir saygı duruşunda bulunduğu söylenebilir.

Filmdeki kanlı görüntülerin yanı sıra cinselliğin dozu da oldukça memnun edici. Rahmetli Barkın Bayoğlu’nun ölmeden birkaç ay önce Isle of Man’deki ünlü motor yarışı TT’den dönerken (Man Adası), müstehcen bir billboard görüp sevindikten sonra “Eskiden bizim ülkemizde de vardı böyle ilanlar ama artık sakallı bıyıklı adam görmekten içim sıkıldı” diyenlerdenseniz, Housewife size iyi gelecek. Sakal yok mu? Var ama kızıl bir Expat’ın uzun hipster sakalının sizi rahatsız etmeyeceğini düşünüyorum. Onun dışında bol bol sütyensiz kadın ve dekolte var Housewife’da. Yabancıların Nudity dediği bizim artık unuttuğumuz insanın en yalın hali var. Halkımızın eril kısmı, cinselliğin dozunun bu kadar yüksek olduğu filmleri izleyip görsel bir tatmin yaşayabilseydi belki daha az abazan birey olurdu. Kadına şiddet ve taciz bu seviyelerde olmazdı. Kim bilir…

Yine bir Türk filminde ‘threesome’ sahnesi ekleme cesaretine sahip olduğu için Can Evrenol’u tebrik etmek gerekiyor. Holly’yi canlandıran Fransız oyuncu hem giyinikken hem de çıplakken gayet iyi bir performans sergiliyor. Tim’i canlandıran Ali Aksöz, Clementine kadar başarılı bir performans ortaya koyamasa da ortalamanın altına düşmüyor Allahtan. ULM tarikatının başını canlandıran David Sakurai, kaslı vücudu ve çekik gözleriyle Feriştah yaradılışlı bayanların dikkatini çelebilir. Ufak bir rolde gördüğümüz Can Bonomo’nun oyunculuğunun da hiç fena olmadığını eklemek gerek. Faslı bir ULM üyesini canlandıran ve kısa bir repliği olan Bonomo, mağribi aksanıyla İngilizce konuşmayı başarmış. Sarı filigranlı gözlükleri ve geniş gülümsemesiyle perdeyi doldurmuş.

Son olarak filmde sadece birkaç saniye gözüken Pera Sinema ve Bakınız’ın üretken yazarlarından aynı zamanda çocuk kitabı yazarı Haktan Kaan İçel’i fark edebilmiş olmama sevindim. Kendisi yan rol de olsa daha fazla aksiyon ve korku filminde görmek isterim. Potansiyeli yüksek.

Housewife, genel olarak hayal kırıklığına uğratmayan bir korku sineması örneği. Pastiş bir film olarak oldukça tatmin edici. Elbette eleştirilebilecek bazı noktaları var ama böylesine cüretkar sahnelerin olduğu Türk filmlerine olan açlığım, eleştirel bakış açımın ortadan kalmasına sebep oldu.

Film sonrasındaki söyleşi sırasında ilk soru, saçları kızıla boyalı gıcık bir kadın tarafından soruldu. Beklenen bir soruydu.
Gıcık Kızıl: Neden filmi İngilizce çektiniz?
Can Evrenol: Baştan beri İngilizce çekmeyi düşünüyorduk. Üstüne yatırımcımız film İngilizce olmazsa desteklemeyeceğini söyledi. Zaten Giallo’larda da o ağza oturmayan İngilizce dublaj, olamazsa olmazlardandır. Ayrıca hep İngilizce film çekmek istemişimdir. Bütün ibreler İngilizce’yi gösterince İngilizce çektik.
Gıcık Kızıl: Yalnız olmamış, söyleyeyim.
Can Evrenol: Olabilir.

Türkiye’de ister söyleşi olsun ister workshop olsun her zaman böyle bir tip salonda olur. Sordukları sorudan çok duyduğu cevaptan sonra verdiği olumsuz geri bildirimlerle ünlüdürler. Aslında bu durum, Türkiyeli olmanın bir memnuniyetsizliğinin sonucudur. Filme dair hoşnutsuzluğundan sonra belirttiği gibi o da sinema televizyon sektörü içindedir 8 yıldır. Muhtemelen istediği projeleri gerçekleştirememiştir. Fırsat eşitsizliğinden muzdariptir. Belki de haklıdır ama huysuzdur.

Kıskançlıkla karışık kifayetsiz muhteris bir bünyeye sahip olmak çağımızın vebası. Türkiye de bu salgının önemli merkezlerinden biri ve hepimizin bu salgından az ya da çok nasibimizi alıyoruz. Hepimiz biraz hastayız. Hepimiz biraz manyağız.

Gıcık kızılın memnuniyetsizliği, boş kalan midemdeki safra suyunun ağzımda acı bir tat bırakmasına sebep oldu. Küçük su dökmek ve ağzımı çalkalamak için tuvalete doğru yöneldiğimde yine bir Bakınız yazarı olan ve Beyoğlu Sinemasında çalışmakta olduğunu öğrendiğim Müjdat Çetin ile tanıştım. Abdesthane dönüşü bana bir çay ısmarladı sağ olsun. Bu sırada içeride söyleşi devam etmekteydi. Seyircilerin büyük çoğunluğu hala salondaydı ama gıcık kızıl sorusundan birkaç dakika sonra Beyoğlu Sineması’ndan ayrıldı. Daha sonra salona dalıp Evrenol’un söyleşisini biraz daha dinledim. Seyirciyle güzel bir sinerji yakalamıştı. Cronenberg’ler Carpenter’lar havada uçuşuyordu. Söz sırası filmin oyuncularından seksi kızıl kardeşimiz; Türkçe, Yunanca, İngilizce ve Fransızca bildiği söylenen Kanada Vatandaşı Alicia Kapudağ’a gelince söyleşinden ayrıldım. Seksistlikten değil açlıktan. Balık pazarında bir kokoreç gömer, öyle eve giderim diye aklımdan geçirdim. Böyle kanlı bir filmin üstüne sakatat iyi gider.

Gişenin bulunduğu merdivenlerden yukarı çıkarken askıda bilet kampanyasının afişine gözüm takıldı. Cem Altınsaray’ın Beyoğlu sinemasını kurtarmak ve maddi yetersizlikleri olan gençlere film izletmek için böyle bir girişimde bulunması nereden bakarsak bakalım takdire şayandı. Altınsaray, üst komşusu büyük üstad Ferhan Şensoy’un Fransızlar için dediği gibi “Fransızlar bir takım gıcıklıkları olmasına rağmen kibar insanlardır” söylemine uygun biri. Altınsaray’ın yarattığı ve ilk zamanlar biraz mesafeli olduğum bu iyimser atmosfere belki de düşündüğümüzden daha fazla ihtiyacımız var. Beyoğlu Sineması’nın tüm çalışanların güler yüzlü ve kibar oluşları bu pozitivizmin bir parçası olsa gerek.

Hala devam etmekte olan AKP döneminde kültür sanat dünyası büyük hasar aldı. Alkazar ve Emek sinemalarının yok olduğu, AKM’nin çürümeye terkedildiği ve saçma sapan bir restorasyon projesiyle yıkılıp yeniden yapılacağı gerçeğiyle karşı karşıyayız. Vasatın yüceltildiği ve kavganın gürültünün, habis muhabbetlerin hayatın her alanına olduğu gibi kültür sanat ortamlarına da tesir ettiği günler yaşıyoruz. Cem Altınsaray ve Tunca Arslan arasında yaklaşık on gün evvel gerçekleşen polemik, ülkemizdeki nefret atmosferinin bir yansıması mı acaba? Kimin kime ne sebeple kurulduğunu bilemediğimiz, sözde devlet büyüklerinin mafya ağzıyla ‘Sen bittin’ gibi laflar ettiği bir ülkede yaşamak gerçekten zor. Hayatımızın ve caddenin içler acısı durumu öyle ironik bir hale geldi ki bu gösterimin gerçekleştiği gecenin ilerleyen saatlerinde, İstiklal’de, bir gece kulübünde eğlenen ‘taşeron’ bir işçi, kendisine fazla hesap sokulduğu düşündüğü için mekanı silahla basacak ve ‘baskın’ sonrası kaçarken kendi kazdığı kuyuya düşecekti.

Son Söz: Bu yazı, Tunca Arslan’ın 1999 yılında Eskişehir Anadolu Üniversitesi Sinema Kulübü davetlisi olarak Taranta Babu Kültür Merkezi’nde verdiği söyleşi sırasında, American Pie’a dair eleştirilerine katılmadığımızı belirterek, minik bir trol performansı gerçekleştirmek için önceden anlaştığım ve ayağa kalkıp Tunca Arslan’a American Pie’ı övdüğüm sırada beni yalnız bırakan, satışa getiren, Emre Akpınar ve Barış Aladağ’a ithaf edilmiştir.

*Kürtçe ‘Allah razı olsun’.

kategori:
izlenim

ilgili