Hungry Hearts: Aşk Karın Doyurur mu?

Sinemada birçok konu işlendi ama bebek beslenmesine dair çok fazla film yapılmadı. Hatta bu konuyu alarak türden türe atlamak her zaman karşılaşacağımız bir durum değil. İtalyan yönetmen Saverio Costanzo...

Sinemada birçok konu işlendi ama bebek beslenmesine dair çok fazla film yapılmadı. Hatta bu konuyu alarak türden türe atlamak her zaman karşılaşacağımız bir durum değil. İtalyan yönetmen Saverio Costanzo bu tip bir konuyu alıp şekilden şekle sokup seyirciyi farklı duygulara sürüklemeyi amaçlıyor. Peki başarabiliyor mu? İşte bunun cevabını arıyoruz.

Filmin konusunu basitçe şöyle özetleyebiliriz: Jude ve Mina tesadüf eseri, tuhaf bir yerde yani tuvalette tanışırlar. Burada sıkışıp kaldıkları o anlar kaynaşmalarına yeter ve sevgili olurlar. Durumu daha da ileri seviyeye getirerek evlenirler, bebekleri olur. Ancak bu andan itibaren durumlar değişir. Çünkü Mina bebeğine hamileyken kötü bir rüya görür. Bu rüya neticesinde kendi yorumu yüzünden bebeğine akıl almaz bir dengesiz beslenme uygulamaya başlar. Jude sevdiği karısı ve oğlunu hayatta tutma isteği arasında sıkışıp kalır.

2fc33625626632b84290dd7a62bb9813

Yönetmen Costanzo, kurduğu hikâyeyi basit çekim teknikleriyle peliküle aktarmak yerine cesur davranarak daha deneysel bir görsellik denemiş. Yüzün en derin hatlarına girip, flu kalmayı göze alan aktüel kamera kullanımı, goPro izlenimi veren balık gözü lensler, hatta yer yer telefonuyla filmi çektiğini düşündüren uzak planlarla dolu alışık olunmayan teknikler uygulamış. Filmin estetik anlamında yer yer amatör durmasına neden olsa da, atmosfer bakımından bu sıradışı hamleleri başarıya ulaşmış.

Özellikle seyircilerinin psikolojisiyle oynamayı istercesine lens kullanımıyla rahatsız etmeye çalışarak hikâyedeki durumla empati kurmanın yollarını aramış. Kimi Winterbottom filmlerini andıran görsel anlayış, başrol oyuncuları Adam Driver ve Alba Rohrwacker’ın güçlü oyunculuklarıyla ayakta kalarak buhranlı havayı iyi yansıtabilmesiyle takdiri hak ediyor.

Takdiri nasıl hak etmesin… Film komedi olarak başlayıp, romantik komediye dönüşüp, aniden drama olarak kalacağını düşündürürken, bir anda korku filmine benziyor. Sonuç olarak da film gerilim türünde karar kılıyor. Üstelik bunu yaparken ne bir efekt kullanıyor ne de şaşaalı hamlelere başvuruyor. Tamamen cesur lens kullanımıyla bu dönüşümü gerçekleştirmeyi başarıyor.

Film düz gibi duran anlatımını karakterin değişmesine yol açan geyik metaforuyla finaldeki açıklamasına doğru götürmeyi başarıyor. Veganlığı bir korku öğesi olarak kullanarak aslında bir bakıma, et yiyen toplumun vahşiliğinin aksine anlayışları ters yüz etmeyi kendince edepli olarak kotarıyor. Aile kavramıyla evlat sevgisi arasında ikilime yaratarak erkek ana karakterini çözülmesi çok zor bir boşluğa iterken, hikayenin sıkıştığı noktada finalini kolaya kaçarak bitiriyor. Bu tercih tartışmaya açık denilebilir. Yaratıcı bir final filmin belki seyrini değiştirebilirdi. Ama film daha çok ben olsam ne yapardım hissiyle yola çıkarak tercihini bu yönde kullanıyor.

Hungry Hearts

Tabii bu başarısına rağmen yan karakter anne rolündeki Roberta Maxwell son derece yapmacık oyunculuğuyla göze batarken, film deneysel hareketlerden dolayı izlemesi zaman zaman zor bir deneyime dönüşüyor. Tabii filmin odağındaki bebek meselesi de yürekleri sızlatıyor.

Sonuç olarak Hungry Hearts, isminden de anlaşılacağı üzere ilginç sularda geziyor. Yeniliklere açık seyirciler için farklı bir deneyim olarak tecrübe edilebilir. Ama bu cesur tavır, tahammül seviyesi daha düşük izleyiciler açısından itici gelebilir. Bu yüzden de sıkılma ihtimali doğurabilir. Kusursuz olmasa da en azından başındaki samimi sahneleri, tuhaf gerilimi ve sinemada az rastlanan bir konuyu ele almasıyla dikkati hak ediyor.

Not: Bu filmden sonra veganlar veya organik manyaklarından nefret edebilirsiniz.

kategori:
izlenim

ilgili