I Soliti Ignoti: Monicelli Keyfi

Mario Monicelli, geçtiğimiz hafta artık ağrılarla çekilmez hale gelen hayatını, hastane penceresinden atlayarak sonlandırmadan hemen önce, büyük bir olasılıkla sinemayla dolu hayatını şöyle bir düşünmüştür. Ve “I Soliti Ignoti”yi,...

Mario Monicelli, geçtiğimiz hafta artık ağrılarla çekilmez hale gelen hayatını, hastane penceresinden atlayarak sonlandırmadan hemen önce, büyük bir olasılıkla sinemayla dolu hayatını şöyle bir düşünmüştür. Ve “I Soliti Ignoti”yi, (Big Deal on Madonna Street) hatırlarken keyifli bir şekilde gülümsemiştir.

I Soliti Ignoti, sinema tarihi açısından çok büyük bir önem taşımasına rağmen, bu tarihi öneminden bağımsız olarak her zaman izleyene verdiği büyük keyifle hatırlanacak bir film. Türk sinemasının ünlü isimlerinin cümbür cemaat oynadığı Ertem Eğilmez filmlerinin italyan atası olarak gösterebileceğimiz, savaş sonrası italyan neo realismini “Commedia all’italiana” ile birleştiren bir başyapıt.

Filmde karşımıza çıkan her karakter günlük yaşamın kahramanları… Fakirlik ve binbir türlü zorlukla savaşırken, hayatlarını değiştirmeye çalışan, boylarından büyük işlere kalkışmakta tereddüt etmeyen, hayatın gerçeklerini tüm ağırlığıyla yaşayan kahramanlar… Ortaya çıkan ise daha sonra beyazperdede sıkça rastlayacağımız “heist”, (planlı soygun) filmleri karşısında bir karşı-duruş gibi; Oceans Eleven’ın, The Sting’in tam ters versiyonu… Halkın heist’ı…

Sinema yaşamlarının ilk büyük çıkışlarını yapan Marcello Mastroianni ve Vittorio Gassman, italyan sinemasının karikatür karakterleri Carlo Pisecane ve Tiberio Murgia, henüz üçüncü kez kamera karşısına geçen “çıtır” Claudia Cardinale, konuk oyuncu sıfatıyla filme katılan kısa rolünde üstün bir oyunculuk sergileyen Toto ve onların etrafını saran usta yan karakterler… Monicelli her karakteri özenle çizmiş, karakterler birbirleriyle konuşuyor, tartışıyor, birşeyler planlıyor ve kavga ediyorken, biz de onların yaşamlarına giriyor ve yaşadıkları mahallenin bir parçası oluyoruz. Monicelli, bizi savaş sonrası toparlanmaya çalışan İtalya’nın kayıp kuşağı arasında dolaştırıyor doğru set ve dekor seçimleriyle ve kamera kullanımıyla bizi de “çeteye” dahil ediyor. Çeteye katıldıktan sonra da onlarla birlikte plan yapıyor, gülüyor, üzülüyoruz…

Film, deneyimli hırsız Cosimo’nun (Memmo Carotenuto) tam hayatının vurgununu yapmadan önce araba çalarken yakalanmasıyla ve hapse düşmesiyle başlar. Hapisten çıkıp, büyük soygununu gerçekleştirebilmesi için kendisinin yerine suçu üstlenecek birini bulması için kendi şahsına münhasır, hafif deli ama becerikli Capannale’yi (Carlo Pisacane) görevlendirir. Capanalle’nin günah keçisini bulmak için şehrin içinde attığı tur, farkına varmadan bir çeteyi bir araya getirir. 4 kafadarımız günah keçisi olmayı reddeder ama “Bu işten bize bir ekmek çıkacak galiba” diyerek Capanalle’yi takip ederler…

Çevrenin en becerikli hırsızı Mario (Renato Salvatori),güzeller güzeli kızkardeşini (Cardinale) eve kapatan ve tüm hayatını onun namusunu korumaya adan sicilyalı Ferribotte (Tiberio Murgia), karısı kaçakçılıktan içeri girdiği için küçük bebeğiyle başbaşa kalan ve paraya ihtiyacı olan naif fotoğrafçı Tiberio (Marcello Mastroianni) ve en sonunda günah keçisi olmayı kabul eden boksör Peppe (Vittorio Gassman).

İstemeden bir araya gelen çetemiz, en sonunda hapisteki Cosimo’yu da kandırarak planı öğreniyorlar ve kendileri uygulamaya başlıyorlar. Bölgedeki bir rehin dükkanını soymak için Cosimo’nun planını geliştiren kafadarlar, uygulamaya geçilmesiyle beraber içinde aşk, trajedi ve bolca gülümseten sahne bulunan bir macerayı perdeye taşıyorlar. Bu maceralarında kendilerine öğretmenlik yapan ama işe karışmayan usta hırsız Dante Cruciani de (Toto) döktürünce ortaya mükemmel bir komedi çıkıyor.

Filmin sonunu anlatmamız tüm keyfini kaçıracağı için spoiler vermeye niyetimiz yok. Ancak Monicelli yönetmenliğini çok iyi göstererek ve senaryoyu da en iyi şekilde kullanarak bir soygun filminde görebileceğiniz en çarpıcı sonlardan biriyle filmi bitirmiş. Birçok farklı kaynaktan edinebileceğiniz I Soliti Ignoti’yi izleyerek, Monicelli’ye en güzel vedalardan birini yapmanızı öneriyoruz. Piero Umiliani’nin Avrupa filmlerinde ilk jazz kullanımı örneklerinden biri olan müziklerinin, filmin çok önemli artılarından biri olduğunu da hatırlatalım.

kategori:
izlenim

ilgili