İçerde: Kısa Sürede Şarampole Yuvarlanan Dizi

İçerde kredisini çabucak tüketiyor.

6. bölümünü geride bırakıp 7. bölümüne -bana- gün saydıramayan İçerde dizisinin Kore filmi Infernal Affairs‘ı ve bu filmin Amerikan yeniden çevrimi The Departed‘ı temel alıp iki köstebeği merkeze koyduğunu artık herkes biliyor. O yüzden konuyu açıklamaya gerek yok diyor ve direkt dizinin eksiklerini saymaya girişiyorum.

Ay Yapım ve senaristleri iki saatlik bir filmden her bölümü en az iki saat olan, muhtemelen de ilk sezonu otuz-kırk bölümle tamamlayacak bir dizi çıkartmaya yeltendiler. Peki iki saatlik bir filmden 40 x 2 = 80 saatlik bir dizi çıkar mı? Çıkar tabii ki ama artık bütün dizilerimizi ele geçiren anlamsız ve gereksiz bakışmalarla, izleyicinin zekâsına hakaret tesadüfler ve gerilimlerle, gerçekçilikten uzak, klişeleşmiş aşk ongenleriyle doldurulmuş bir diziden ötesi de çıkmazdı. Aslında daha farklı yazılsa en azından onuncu bölüme kadar çok teklemeden devam edecek bir dizi olan İçerde daha dördüncü bölümünde yanlış kararlarla şarampole doğru ilerlemiş, altıncı bölümde de o şarampolden yuvarlanmış, ruhuna fatiha okutmuştu. Yeni Ezel beklerken karşımıza Arka Sokaklar‘dan hallice bir dizi çıkıverdi. Ezel‘in senaristi Kerem Deren bu diziyi yazsaydı tüm dezavantajlara rağmen (her bölümün iki/iki buçuk saat sürmesi en büyük dezavantaj) ortaya tahammül edilebilecek bir dizi çıkabilirdi. Zira düşününce aslından ilk on bölüme kadar teklemeyecek materyaller var: Mafya babası Celal’in kirli işlerini anlat, beri yandan polislerin Celal’den bağımsız polisiye olaylarını işle, her bölüm Celal-Yusuf, Sarp-Mert çatışmalarını ayarı kaçırmamak kaydıyla işle, Sarp-Mert-Melek’in geçmişlerini de ayarı kaçırmadan anlat, köstebeklik üzerinden gerilim yarat ama bunun da ayarını kaçırma vs. Aslında en azından on bölümlük materyal var. İyi senaristlerin elinde bu materyaller on bölüme kadar iyi işlenirdi.

icerdeAma ayarı kaçırma dedik ya. İçerde‘nin sorunu da bu. Her şeyin ayarı kaçmış. Yusuf’un Celal’e duyduğu nefretin ve onu yakalama hırsının ayarı kaçmış (Yusuf’un Celal’i yakalamak istemesinin nedeniyse nefretinin altını dolduramıyor). Sarp’ın anası üzerinden her bölüm tekrar eden dramın da ayarı kaçmış. Eylem-Sarp diyaloglarının ayarı kaçmış. Her bölüm satırı satırına tekrar ediyor bu diyaloglar. Denge diye bir şey söz konusu değil. Tek sorun bu değil. Burada The Departed‘a dönmek isterim. Martin Scorsese’nin filmi iki köstebeğin de psikolojilerini enfes bir şekilde işlemişti. Özellikle Leonardo DiCaprio’nun oynadığı Billy çok iyi yazılmıştı. Billy gangster Frank Costello’nun yanında dura dura psikolojisi bozuluyordu. Zira Costello’nun ne menem bir herif olduğunu görüyordu. Matt Damon’ın Colin’i de özellikle Costello’nun muhbir olduğunu öğrenince geleceği adına tırsıyordu. Kısacası film bu iki köstebeğin psikolojilerini oldukça iyi yansıtıyordu. Peki İçerde‘de durum nasıl? Durum kötü. Sarp gerçek olamayacak kadar karton bir karakter. Mafya babasının her şeyini polise anlatıyor ama bunu yaparken ne mantıklı davranıyor, ne korkuyor, ne de endişeleniyor. Sarp’ın insani belirtileri bu anlarda yok oluyor. Mert de kendi odasına girer gibi müdürünün odasına girip öğrendiklerini Celal’e taşıyor. Onda da durum pek farklı değil (işten atılma, daha ötesi hapse girme korkusu yok). Herkes korkusuz maşallah.

Dizinin sıkıntılarından bir tanesi karakterlerinin motivasyonlarını ve psikolojilerini iyi işleyememesi. Karakterler de haliyle karton kalıyorlar. Bunun dışında filmin temel şeyleri aynen alınmış: Polis olamayan karakterin köstebekliğe ikna edilmesi, polislerin damda görüşmeleri, köstebeklik, mafya babasının bir ara muhbir olup rakiplerini yakalatması, polisin mafyayı yakalama hırsı, kendi içlerinde köstebek arayışı. Bunlara eklenen şeyler fazlasıyla Yeşilçam koksa da fena değil: Sarp’ın kardeşini bulmak için mafyaya dalması, iki köstebeğin kardeş olmaları, mafya babasının kardeşleri ayıran kişi olması vs. Ama birkaç artının dışında eksiklerle dolu dizi.

içerde

Dizideki saçmalıklar karşısındaki bakışım Çetin abinin bakışından farksız Zeus sizi inandırsın…

Diğer sorunlar şunlar: İki saatlik süre yüzünden bölümleri slow motiona boğmak, boş bakışmalara fazlasıyla prim vermek, aynı diyalogları ve sahneleri her bölüm tekrar tekrar kullanmak, yukarıda yazdığım gibi içinden çıkılamayacak aşk ongenini kullanmak (Sarp-Melek-Davut, muhtemelen gruba Yeşim de dahil olacak), daha da önemlisi insanın zekâsına hakaret sahneler yazmak (Sarp’ın Celal’i kırmızı araçla takip etmesi, Sarp’ın Yusuf’u telefonuna “aşkım” diye kaydetmesi, Alyanak’ın Sarp’la ilgili bildiklerini Celal’e anlatmaması, Sarp’ın Celal’le ilgili bilgileri müdüre taşırken ya da yanında adam öldürülürken korkmaması, gerilmemesi vs), klişelerden kurtulamayıp icabında mafya babasına bile racon kesen bir karakter (Sarp) yaratmak (Billy öyle racon kesen birisi değildi mesela), bazı açılardan Ezel ve Karadayı‘yı aynen kopyalaması (gözüyaşlı bir anne, anneye gerçekleri söyleyemeyen -bu da dizinin en saçma tarafı- ve intikamla kavrulan bir evlat, Ezel gibi intikam için kötülerin dostluğunu kazanmak vs) ve bu kopyaladıklarını da Ezel kadar iyi işleyememesi (annenin dramı tekrar ettikçe ediyor), Celal ve Yusuf’un köstebek arayışlarını oldukça kötü bir şekilde işlemeleri, karakterleri tanıttıkları şekille karakterlere yazdıklarının birbirini tutmaması (açarsak: Yusuf efsane bir müdür olarak kabul ediliyor ama altı bölümde saçma sapan davrandı. Yusuf’un ekibi birincilerden oluşur deniliyor ama polislerin hepsi epey beceriksiz), karakterleri derinleştirememeleri (Celal’in niye büyük bir mafya olduğu 6 x 2 = 12 saatte anlatılamadı), öykünün sürekli kendi kendisini tekrarlaması ve bazı kartlarını çabucak açıp bunlardan yararlanılamaması (mesela köstebekleri bulma çabası)…

Tekrar dedim de aynı müzikleri sürekli kullanmak da daha ikinci bölümde sıkmaya başladı. Birileri iki saatlik dizinin iki saatine müzik konmasının gerekli olmadığını İçerde ekibine hatırlatması gerekiyor. İki saat boyunca müziklerin susmaması, öyküyü müzikle boğmak dizinin sorunlarından bir diğeri. Figürasyon yönetimi de kötü, ayrıntılara da önem verilmemiş (mesela Melek’in yazdığı mesajla Sarp’a gelenin farklı olması ve daha nicesi). Diyaloglar da, Türkçe de bölümler ilerledikçe vasatlaştı ne yazık ki. Karakterlerin ağzından Aşk korkarak yaşanmaz gibi cümleler çıkmaya başladı.

Özetle neresinden tutsan elinde kalan dizilerimizden oldu bol yıldız oyunculu İçerde. Bunun ilk nedeni üstüne basa basa her yerde yazıldığı gibi iki saat süre zorunluluğu. Şu anki dizilerin kalitesiz olmasının nedeni de bu. Bir filmden daha uzun süreli bölümler yazdırınca ortaya kaliteli işlerin çıkması istisna olur. Ezel de o istisnalardan bir tanesiydi. İçerde‘yse Ezel gibi istisna olamayıp diğer dizilerin izinden gidip o diziler gibi kısa sürede vasatın altına indi.

kategori:
izlenim

ilgili