İktidar Ağacının Gölgesindeki Serinlik ve Oscar’a Bağlılık

Aday adayı olana kadar, ayıya dayı demek...

Türkiye’de sinemacı olmak zor, yönetmen olmak belki daha da zor. İktidarlar genelde kendi yarattıkları zorluklar karşısında dayanma gücü bulamayanlara kolay yollar da sunuyor, biat edenleri zengin ediyor. Bazıları o yönü tercih ediyor. İnsanların dayanma ve direnme güçlerini sorgulayacak değiliz. Ama hem iktidar yolunu seçip, hem de durmadan mağdur olanlara iki çift lafımız var.

Türkiye’de iktidarlar, cuntalar, onların kurduğu baskı aygıtları, işi olmadığı halde her alana girmeyi sever. Son dönemde oyun alanı olarak genelde TV’yi ve dizileri tercih etseler de, sinema da kendileri için önemli bir propaganda aygıtı olmaya devam ediyor. Dünyada her iktidarın sinemayı kullandığını da gayet net bir şekilde görmek mümkün. “Batı ülkelerinde demokrasi var, Hollywood ve Avrupa Sineması çok özgür” diye bir hayal görmüyoruz. Dünyanın güncel durumunda sinema alanında demokrasi ve özgürlük ölçütümüz maalesef “Bazı ülkeler en azından muhalif seslerin de film çekmesine izin ve bazen destek veriyorlar” standardına kadar düşmüş durumda…

İktidar ve muhalif akımlar arasındaki bu çekişme de bir bakıma normal görülebilir. İktidarlar suçlarını ört bas etmek, daha uzun süre iktidarda kalmak için ellerinden geleni yapmaya, muhalifler de ellerinden ne geliyorsa bunu engellemeye çalışmaya devam edecekler. Ama tüm bu iktidar-muhalefet çekişmesi arasında ise özel bir grup var. Daha doğrusu arada duruyor gibi görünmeyi marifet sayan, muhalif görünümlü yaşayan ama iktidar kaynaklarından kopamayan, buna rağmen kendini zorla herkese sevdirmeye, kabul ettirmeye çalışan isimler… Bu tiplerin formasyonları, davranış kalıpları, propaganda yöntemleri belli:

Dış Mihraktan Onay Arama

Bu insanlar genel olarak solun, gücünü muhalefetten alan sanat akımlarının sırtında yükselmeyi sever. Hakaret davası açabilmek maksadıyla oraya buraya şikayet edecekleri için ya da trollerini üstümüze salacakları için doğrudan isim vermeyelim ama kimlerden bahsettiğimizi az çok biliyorsunuz. Bu tiplerin sosyal medya profilleri farklı yönetmenlerin ve sanatçıların güzel sözleri, videoları, sinema dersleri ile doludur. Aslında görüş olarak tamamen reddettiği insanların, sanatının temellerini iktidara ve sermayeye karşı dik durmaktan alan ustaların sözleriyle ve sanatıyla kendi reklamlarını yapmaktan çekinmezler.

“Dış mihraklar Gezi’de iş başındaydı” propagandasını yapan bu tip insanların, dünya festivallerini fellik fellik dolaşması, batı kültüründen ve onların jürilerinden “onay” araması, filmlerini onların hoşuna gidecek formlara göre çekmesi dikkat çeken başka bir tuhaflıktır. İktidarla birlikte davulla zurnayla “Kahrolsun Amariga” diye çığırtkanlık yaparlar ama dünya üzerindeki en amerikan olgu olan Hollywood’un ödül töreni oscar’lara film göndermekten çekinmezler. İnsanlar destek almadan, engellere rağmen sinema yapmaya devam ederken, konusu bile belli olmayan bir filmle, kimin onaylayıp gönderdiği belli olmayan bir şekilde ödül kovalarlar. Son yıllarda sık sık bu ne oscar, bu ne lahana turşusu demek durumunda kalıyoruz.

Derviş Makyajının Sırları

Tabi bir de batıya karşı doğunun tarafını tutar gibi yapmak iyi prim yapar. “Şeytan batı-mağdur doğu” uygarlık tarihine ve tarihsel süreçlere bakıldığında temelsiz de bir tez değildir belki ama bu tiplerin ağzında sakız olur. Köklerden, tasavvuftan bahseder dururlar. Tüm dünya kana bulanmışken ve bu konuda sanat alanında yarım ağızlı iki-üç beylik laf dışında söyleyecekleri tek söz yokken, çile dolduran derviş taklidi yapmayı severler. Dünyada doğunun çektiği çilelerin ya da ülkede muhalefetin yaşadığı baskıların binde birini yaşamamışken üzgün suratla, anlamlı olduklarını düşündükleri zırvaları sıralarlar. Doğunun binlerce yıllık kökü olan, şiddete karşı/tanrıya yakın felsefelerini iki hırka giyip, üç alıntı yaptılar mı üstlerine geçirir, makyaj gibi kullanırlar. Makyaj durmadan akıyor, farkında değiller.

Mağdurum Ben Mağdurum

Bu insanlar genelde hep mağdurdur. Siz bakmayın, aslında iktidara karşıdırlar ama muhalefet daha kötüdür. Kendisini anlamıyorlardır. Garip, paragöz ve tutarsız hareketlerinden dolayı muhalif çevrelerden şutlanan birbirine benzeyen tipler, 3 laftan 2’sini ülkenin muhalefetine getirir. Son 50 yılda alınan kararlarda, çıkan yasalarda tek bir söz hakkı bile bulunmamasına rağmen bütün sorumluluk dışa bağlı muhalefettedir. Aslında iktidarlar mükemmeldir ama ülke bir avuç batı hayranı yüzünden yönetilemez haldedir. Ülkede sesini yükseltebilen ender insanlara karşı bile acımasız davranırlar. Mahallede kavga sürerken, güçlü tarafın arkasından gelip, güçsüze bir yumruk da ben atayım diyen tiplerdir. Linç gruplarına arkadan gaz verenlere benzerler.

İnce Belli Bardakta Propaganda

Çay bahçesinde, belediye parklarında röportaj verir, halk adamı olduklarını gösterirler. Reçel, Börek, Nane, Semaver gibi çok derin anlamlar taşıyan isimlere sahip filmler çeker, taşrada uzun planlarla film çekince sanat filmi çektiğini iddia ederler. Doğunun, Anadolu’nun dinginliğini aktardıklarını zannederler. Ezilmiş, örselenmiş anadolu dervişlerini oynamayı çok sevseler de sabırın s’sini gösterecek kişilikleri yoktur. Kendilerine yapılan gayet pasif, zararsız bir protesto bile kabadır, densizliktir. Yıllar boyu sürdürdükleri “saygıdeğer” insan numarası, temeli olmadığı, içi boş olduğu için küçük bir protestodan bile ağır yara alır. Halbuki onların büyüklüğünü herkes kabul etmelidir. Herkes kendisine saygı göstermelidir.

Uzun lafın kısası aslında bu kadar laf etmeye değecek insanlar olduğunu da düşünmüyoruz. Sonuçta, sinema, sanat, kültürler hep yaşayacak ama bunların ismi arkasında saf tuttukları muktedirlerle birlikte unutulup gidecek.

kategori:
izlenim

ilgili