J.J. Abrams’ın uzun süredir akılları kurcalayan, aylardır reklamları dönen yeni dizi projesi Alcatraz geçtiğimiz gün Fox ekranlarında yayına başladı. Dizide Sarah Jones, Jorge Garcia, Sam Neill ve geçici bir rol gibi görünse de Jeffrey Pierce rol alıyor.

Prömiyerini yapan dizi hakkında fazla derine girmeden genel bir değerlendirme yapacağız. Her yeni başlayan dizi gibi Alcatraz da iki bölüm arka arkaya yayınlandı ve olayı genel olarak bizlere sunmaya çalıştı. Dizinin konusu 1960’lı yıllarda Alcatraz Hapishanesindeki bütün mahkum ve gardiyanların esrarengiz şekilde, bir anda ortadan kaybolması ve 2012 yılında teker teker tekrar ortaya çıkmasını konu alıyor. Diziyi henüz izlememiş olanlar için kabataslak anlatmak gerekirse, her bölümde, 1960’larda ortadan kaybolmuş bir mahkum, henüz bilmediğimiz bir sebepten ve amaçtan ötürü günümüz 2012’sinde ortaya çıkacak ve konudan haberdar ajan teşkilatından Sarah Jones (Detective Rebecca Madsen), Sam Neill (Emerson Hauser) ve Lost dizisinin uğursuz adamı Jorge Garcia (Dr. Diego Soto) tarafından yakalanarak, “ait oldukları yere”, yani yeni Alcatraz’a tıkılacak.
Pilot bölüm itibarı ile ilk ortaya çıkan eski mahkum, Jack Sylvane rolü ile Jeffrey Price. Terminator: The Sarah Connor Chronicles hayranları, Jeffrey Price’ı, T-888 rolü ile iyi tanırlar. İkinci bölümde ise elindeki sniper tüfek ile önüne geleni indiren ex-Alcatraz’lı Earnest Cobb rolü ile Joe Edenger’ı görüyoruz. Önce kısa birkaç flashback ile karakterlerin geçmişine iniliyor, kim olduklarına, duygusal yapılarına göz atıyoruz. Eh, mekan Amerikan cezaevi olan Alcatraz şimdi, kimse kimseye “kardeş Allah kurtarsın, sen niye düştün?” demiyor. Hem 1960’ların, hem 2012’nin Alcatraz’ında, yönetim ile mahkumlar arasındaki amansız mücadele her haliyle devam ediyor.
Daha iki bölümü yayınlanmış bir diziyi iyi veya kötü diye yargılamak için henüz erken. Ama ortada söylenmesi gereken bazı şeyler var. Gördüğümüz, her hoşumuza gitmeyen konuda J.J. Abrams’a yüklenmemek gerekiyor aslında. Yapımcılar arasında Lost’un birçok bölümünü yöneten Jack Bender ve Star Trek, Cloverfield gibi filmlere yapımcılık yapmış Bryan Burk var. Madem J.J. Abrams dizinin her reklamında öne atılıyor, ileride gelebilecek olan eleştirileri göğüslemesi gerekiyor şimdiden. Dizilerde bütünlüğün bozulmaması esas olduğundan, ilk bölümde nasıl geldiyse öyle gidiyor genelde bu tip projeler. Yayınlanan bölümler itibarı ile dizide inanılmaz derecede “oldu-bitti”ler mevcut. İnsan ağzının açık kalması gereken absürd bir durumda “Bu, bunun kardeşiydi. Şimdi karısı bu adamı terketti ve ağabeyi ile evlend.. hah tamam koşun bulduk, kesin alıyoruz içeri” şeklinde gizemlerin çözülerek ilerlenildiği bir dizi olduğunu görmek, açıkçası beni hayal kırıklığına uğrattı. Günlük işi suçluları kovalamak olan, ortağını yeni kaybetmiş ana karakter Dedektif Rebecca Madsen (Sarah Jones), neredeyse 15 dakika içerisinde normal yaşamından çıkıyor ve sebebini bile merak ettiğine inanmadığımız şekilde geçmişten gelen suçluları kovalayan ekibe dahil oluyor, üstüne üstlük eliyle koymuş gibi de yakalıyor. İzleyiciye, karakterlere ısınması için hiç süre tanınmıyor. Ortadaki gizem dolu konunun, içimize işlenmesine izin verilmediği gibi, seyirciye merak edeceği ufak tefek noktalar da sunulmuyor. Tek insani tepkiler veren karakter ise Dr.Soto (Jorge Garcia). “Bu adamlar nereden geliyor, o kadar insan öldü, nasıl bu kadar rahatsınız?” diye sorabilen tek karakterimiz kendisi çünkü. Durumdan rahatsızlığını açıkça dile getiriyorken, dedektifin “dur şu dergiden bi’ dürbün yapayım da, katilin gözünden göreyim dünyayı” demesi ikinci bölümün de içimizdeki son umutları sonlandırmasına yetiyor. Yakalanan insanların “Ben hiçbir şey bilmiyorum” demesi ile tatmin olan ve gereğinden fazla kasıntı bir karakter olan baş ajan Emerson Hauser (Sam Neill) da cabası.

İçinde barındırdığı klişeler ile vasatın üstüne çıkamadı izlediğimiz iki bölüm itibarı ile. Belki de gereğinden fazla eleştiride bulunduk fakat piyasada bulunan onlarca kaliteli yapımın arasından sıyrılmak için daha fazla özen gerekiyor gibi görünüyor. Konsept olarak her bölümde bir zanlı yakalanılmaya çalışılacak. Konusu gerçekten ilgi çekici bir proje, yani bir çuval incir. Bu bir çuval inciri berbat edip etmemek teknik ekibin elinde. Temennimiz elbette ki güzel seyirlere kavuşmak. Artık dizi sektöründe de, projelere pek fazla şans tanınmıyor ve reytinglerin düşmeye başlaması ile dizilere anında son verilebiliyor. Ki daha önce nice doyamadığımız yapımların ikinci sezonlarını izleyememenin acısını yaşamıştık. Umarız, ilerleyen bölümlerde olayı biraz toparlayarak, şu yazdıklarımızın maziye karışmasını sağlarlar. Belki de plan o şekilde fakat doğal olarak bilmediğimiz için, ilk izlenimimizi iletmek istedik. Daha ağırdan alınacak, yavaş bir senaryo ile başlanabilir bizce.
Ayrıca, şu sesimizi J.J. Abrams’ın hiçbir zaman duymayacak olması bir bakıma bizlere rahatlık veriyor. Yerli yapımların eleştirilemediği, eleştirenlerin ise yapımcıların veya oyuncuların (bkz: Engin Altan Düzyatan) gazabına uğradığı bir ülkede yaşıyoruz. Sonunda tutup da 10 milyon dolar gibi bir rakamı sırtımıza yüklenmek istemeyiz. Harici neşriyattan, elimizde kahve, klavye başında rahatlıkla bahsederken, iç yapımlara el sürenin sopayla kovalanacağı zamanları da görebiliriz, belli olmaz.
Keyifli seyirler dileriz!

