In Fear (2013): Arabadan Çıkma

Korku filmlerinin içeriğini bilmeden konusu hakkında tahmin yapmak bu sıralar zor olmasa gerek. Orman, esas oğlan-esas kız,kaybolma,araç arıza ve davetsiz misafirler… Bu temalara dayanan korku filmleri artık klişe olmaktan...

Korku filmlerinin içeriğini bilmeden konusu hakkında tahmin yapmak bu sıralar zor olmasa gerek. Orman, esas oğlan-esas kız,kaybolma,araç arıza ve davetsiz misafirler… Bu temalara dayanan korku filmleri artık klişe olmaktan öteye gitmiyor ve aynı malzemden aynı konulardan filmler yapılmaya devam ediyor. In fear örnek filmlerden sadece biri. Söz konusu tür korku olunca alışılagelenin aksine kurgu, senaryo bulmanın zor olduğunu kabul ediyorum. Ama seyirci aynı işleyiş ve konu olmasına rağmen farklı tatlar, farklı oyunculuklar, farklı çekim teknikleri görürüm umuduyla izlediği korku filmlerinde bir yeni hüsrana daha uğruyor. Sinemasever olarak, hele ki korku türüne ayrı bir ilgi besleyen birisi olarak sitemim şimdilik bu kadar.

Yönetmen Jeremy Lovering’in parlak bir yönetmenlik deneyimi bulunmamakta. Kendisi birkaç kısa film, tv filmi ve tv dizisi yönetmiştir. Açıkçası elle tutulur ilk sinema filmi diyebiliriz -ki filmi izlemek istememin bir nedeni de buydu. Kendisini ispat etmek isteyen yönetmenlerin ilk filmi her zaman başarılı olmuştur. Maalesef bu fikrimi Jeremy Lovering için söylemek biraz zor olacak.

in fear

Filmin iki başrolünden biri “Beautiful Creatures” filminden tanıdığımız Alice Englert, diğeri ise Iain de Caestecker. Alice Englert henüz 1994 doğumlu genç ve umut veren bir oyuncu. Iain De Caestecker’ın ise başarılı bir oyuncu profilini kazandığını düşünüyorum. Film boyunca ikisi de ortalama bir oyunculuk sergilediler. Gerçi ortada iyi bir senaryo olmadığı için bunun mazur karşılanabileceğini düşünüyorum.

Senaryonun oluşumunu yönetmenle yapılan bir röportajdan anlamak mümkün. Başından geçen bir olayı şöyle aktarıyor Jeremy Lovering:

“Birkaç yıl önce İrlanda’nın ücra bir köşesinde yaşayan bir aileyi ziyarete gidiyordum.
Hiçliğin ortasındaki evlerine varmak için ana yoldan ayrılıp işaretleri takip etmem gerekiyordu. İşaretler beni yoldan saptığım noktaya geri götürmüştü. Bir yerde yanlış köşeden döndüğümü düşünerek bütün işaretleri yeniden takip ettim ama sonuç aynıydı: Başladığım noktaya dönmüştüm. Hava kararmaya başlamış, şiddetli bir yağmur inmeye başlamıştı.

Kendimi bir korku hikayesinin ortasında bulmuş gibi hissettim. Dışarıda gizli bir gücün olduğunu düşünmeye başlamış bile olabilirdim. Sonra şansımı yeniden denedim. Bu sefer çıkmaz bir yola girdiğimi düşünüyordum ki biraz ileride yeni bir işaret gördüm ve o işaret de beni başladığım noktaya getirdi. O ilk noktada bir bar vardı. Bara girdim ve durumu anlattım. Gülüşmeler oldu. Bardakiler bir şaka olarak, işaretlerin yerini değiştirerek bütün yolların barın olduğu noktaya çıkmasını sağlamışlar.

In Fear bu deneyimimden ortaya çıkan bir iş. Çok kanlı öğeler kullanmak yerine psikolojik gerilime ağırlık vererek korkuyu yansıtmaya çalıştım. Bir evde yaşanabilecek saldırının arabaya uyarlanması fikri ve klostrofobiyi daha gerçekçi biçimde gösterebilecek olma özgürlüğü hoşuma gitti.”

In Fear film

Bu aynı noktaya çıkma yolunu bulamama anısı In Fear için zemin hazırlamış. Kan yerine psikolojik gerilim, ev yerine arabaya hapsetme mantığı yönetmenin fark yaratma arzusundan kaynaklanıyor. Kısmen de olsa bu farkı perdeye yansıtmış ama maalesef beklentinin altında kurgu ve olay dizilimi olmuş. Filmin kurgusunda olan kopukluklar bazı olayların havada kalmasına neden olmuş. Film boyunca aklımızdan geçen “neden?” sorusunun cevabı üstü kapalı olarak verilmiş; yola çıkmadan önce yaşanılanlar diyalogla değil de görsel olarak yansıtılmış olabilirdi. “There is no signal” klişesini yine mi diyerek karşıladım, şaşırmadım. Daha yaratıcı daha klostrofobinin içine düşüldüğü bir çekim ve kurguyla iyileştirilebilirdi.

Bir de olaya pozitif yönden bakarsak, karanlık çökünce adrenalinin artması zamanlama açısından iyi olmuş. Bu olanlar gündüz olsa aynı etkiyi bırakmayabilirdi. Ne zaman yağmur hızlandı akşam oldu o zaman filmin havası değişti. Filmin bana göre tek artısı gri, mistik havasıyla muhteşem İrlanda’da geçmesi ve acaba sonunda farklı bir şey olur mu beklentisi.

Mutasyona uğramış veya adına ne derseniz, değişik insan tiplerinin avına düşen bir grup genci konu alan klasik amerikan slasher türlerinden bir tık ötede bir film In Fear. Ve bana ispanyol yapımı “El rey de la montaña” filmini anımsattığı çok sahnesi oldu. Türün ve konunun seveniyseniz diğer izlediklerinizden fark yaratmayacak ortalamanın seyrinde yer alan bir film In Fear. Yağmurlu bir bahar günü İrlanda havasını yaşamak için denenebilir. İyi seyirler.

kategori:
izlenim

ilgili