In The Land of Blood And Honey: Savaşın Kadına Ettiği

Angelina Jolie'nin ilk ciddi yönetmenlik denemesini yazarımız Simge Üngör değerlendirdi....

Hollywood’un en popüler oyuncularından Angelina Jolie’nin, daha proje aşamasındayken konuşulmaya başlanan ilk filmi, yaşandığı dönemde bile kimsenin ilgilenmediği Bosna savaşını konu alıyor. Filmin senaryosunu da kendi yazan Jolie, kamera arkası için yeterince hazır mı buna izleyici karar verecek.

Kan ve Aşk; çatışmalar başlamadan önce beraber olan Sırp Danijel ile Müslüman Ajla’nın savaş başladıktan sonra şekil değiştiren ilişkilerine odaklanıyor. Ajla, kız kardeşi ve yeğeni ile birlikte yaşadığı evden, “Sırp askerlerine eğlence” olma amacıyla esir alınarak götürüldüğü kampta Danijel ile karşılaşıyor… Hem de kampın komutanı olarak.
Savaşın şiddet dalgası ve yok ediciliği içinde kimliklerinin izin verdiği ölçüde hareket edebilen bu ikili, şartların gerektirdiği şekilde gizli bir ilişki yaşamaya başlıyorlar zira hikaye sadakat-ihanet ilişkisine temas etse de esasen bir aşk hikayesi.

2007’de çektiği “Aynı anda dünya üzerinde 27 yerde yaşanan hayatı” konu alan “A Place in Time”ı saymazsak, Kan ve Aşk filmi, Angelina Jolie’nin ilk yönetmenlik çalışması ve yardımsever kişiliğinden ötürü kendisinden beklendiği gibi bir duyarlılık filmi. Jolie’nin, savaşın içinde yeşertmeye çalıştığı aşk hikayesinin kahramanları bir yerde “Düşman”. Aslında hikayenin ortasına bu aşkı yerleştirmek tam bir batılı bakış açısı ve iyi bir fikir. Hatta senaryonun ilk hali içerik olarak daha da cesurmuş ama Jolie, pilot gösterimde yoğun tepki alınca, muhtemelen “Saray Bosnalı kadınlara bir de o darbe vurmak istemedi” ve senaryoyu değiştirdi. (İlk versiyonda Danijel ve Ajla savaş öncesinde tanışmıyorlardı, haliyle bu aşk bir tecavüzle başlıyordu)

Filmin içeriğini bir kenara bırakıp, teknik kısmına değinmem gerekirse, getireceğim en önemli eleştiri filmin İngilizce olması olur. Saraybosna’da yaşayan iki kız kardeşin kendi dillerinde şarkı söyleyip, sonra aralarında İngilizce konuşmaya başlaması maalesef izleyicide soğuk bir duş etkisi yapıyor.

Giriş bölümü hariç, hikaye akışında bir kopukluk görmediğim filmin kan kaybetmeye başladığı yerler sadece – filmin kendini anlatmaya çalıştığı- bölümler. Sanırım bu tuzağa tüm yönetmenler en az bir kere düşüyor. Özellikle Danijel’in babası ile yaptığı o sonsuz açıklama diyalogları… Hele hele komutan babanın, (Ajla üzerinden bize anlattığı) tüm bu barbarlığın-nefretin sebebini, ailesinin Müslümanlarca katledilmesine bağladığı bir bölüm var ki filmden çatırtıların geldiği nadir sahnelerden. Bu sahne olaya dramatiklik katmak – karşı tarafa empati duymak içinse, hemen arkasından gelen sahne ne için?

Jolie, ‘iyi bir anlatıcı olma sinyalleri verdiği’ filminde zaman zaman kaybolsa da sonuç olarak ortaya derli toplu, başı sonu tutan bir film çıkarmayı başarmış. Bu iki aksayan noktayı saymazsak seçilen konu da senaryo da tatmin edici, en azından bir sonraki filmi için gelecek vadediyor.

Kan ve Bal, çarpışma sahneleriyle bezenmiş, dumana boğulmuş, top-tüfek, el kol parçalarının havada uçuştuğu savaş filmlerinin arasında kendine bir yer açıyor. Ve o boşluğa büyük harflerle “Savaşın kadına ettiği” yazıyor. Ülkelerinde açlığa terk edilen insanları, senelerce bodrumda yaşamak zorunda bırakılan aileleri, kocaları-oğulları gözlerinin önünde kurşuna dizilen kadınları, bebeklerin çocukların açlıktan öldüğü, kadınlara sistematik tecavüzün “bir hak” haline geldiği, insanın insanlıktan çıktığı görüntüleri 20 yıl sonra tüm gerçekliğiyle karşımıza getiriyor.

Özellikle 20. Yüzyılda, Avrupa’nın ortasında gerçekleşen bu katliama “Bizim orada ne işimiz var?” diyenlerin ülkesinden çıkan bir yönetmenin tüm tehditlere rağmen böyle bir film yapması azımsanacak bir iş değil. İster kendi reklamı olsun ister olmasın, popüler kültürün belki de markası sayılabilecek bir ismin böyle bir konuya kayıtsız kalmaması, senaryosunu yazması, filmi finanse etmesi ve izleyiciye sunması çok değerli.
Bu anlamda, “Angelina, reklamı için ajitasyon yaptı” şeklinde rastladığım yazılara tarafsız bakamıyorum, film sitelerindeki notların gereğinden düşük olmasını da yapılan ırkçı kulislere bağlıyorum.

Ajitasyon isteyenlere de yaşanan savaşın istatistiklerini verelim: (1992-95)
-10 bin insan öldürüldü.
-Sistematik olarak savaş boyunca 44 bin Boşnak kadınına ve kızına Sırp güçleri tarafından tecavüz edildi.
-Bosna’da yaşayan (Boşnak, Sırp, Hırvat) çocuk nüfusunun yarısı (ortalama 700 bin) öldü, yaralandı, evinden sürüldü ya da başka sebeplerle direk savaştan etkilendi.
-Sadece Srebrenica’da 1995 tarihinde Sırplar tarafından yapılan kıyımda 8372 silahsız Boşnak erkeği katledildi.
-Savaşta hayatını kaybeden sivillerin yüzde 83’ü Boşnak (Bunun yüzde 30’u çocuk ve kadın),
-Savaşta öldürülen çocuk sayısı 17 bin olarak kayıtlara geçerken, savaş boyunca yaralanan çocukların sayısı 35 bini buldu, 1800 çocuk da ömür boyu sakat kaldı.
-1991’den bu yana 4 milyon kişi mecburen yer değiştirmek zorunda kaldı, evini terketti.
-Ülkenin savaştan gördüğü maddi zarar 29 milyar dolar.
-1991’de savaş öncesi dönemde ülkenin gayri safi milli hasılası 1500 dolarken, savaş sonrası 1995’de 350 dolara düştü.

kategori:
izlenim

ilgili