Interstellar: Oturup Yıldızlardan Bakalım Dünyadaki Neslimize…

Engin Eryiğit, tüm tartışmalar bir yana Interstellar'ı şiddetle öneriyor....

Yapısı belli, başı sonu belli “formül” filmleri her ne kadar sevsek de, sinemaya çoğunlukla “şaşırmak” için gidiyoruz. Şaşırmak, büyülenmek, biraz da unutmak ve gerçeklikten kopmak için. Çünkü Le conseguenze dell’amore’de Titta di Girolamo reyiz’in üç kelimede hayatın sırrını özetlediği üzere, “Gerçek sıkıcıdır, dostum!” Gerçekleri, olup biteni unutmak tabii ki doğru şey değil ama görünüşe bakılırsa bugünlerde akıl sağlığımızı biraz olsun muhafaza ederek yaşamamızın tek yolu…

Interstellar’ı izlediğimden beri kafamda bin bir tilki dolaşıyor. Bazı sahneler “oturmaya” başladıkça irkilip alakasız bir anda -bir defalık affedin lütfen- hass.ktir diyorum. Filmi anlatacak zihin berraklığına henüz ulaşamadım. Ve söyleyeceğim her şey ağır bir “spoiler”a dönüşebilir. Şu anda bir “spoiler faşizmi”ne kurban gitmek, en son ihtiyaç duyacağım şeylerden birisi. Lakin bir yandan da beğendiğimiz filmlerin “goygoy”unu yapmak görevimiz! Dolayısıyla bu yazı bir film eleştirisi değil, bir tavsiye notu niteliğindedir. Print edip Christopher başgan’a götürür ve “hamili kart yakinimdir” derseniz, size güzel bir yerden koltuk ayarlayacak, sözü var.

Dediğim gibi, ben henüz şaşkınlığı atlatıp filmden bahsedecek boyuta geçemedim. Nolan’ın en iyi filmi mi, kimlere selam çakıyor, neyin propagandasını yapıyor, zaman eğilip bükülür mü, yalan mı essah mı, valla henüz bunları düşünecek kadar toparlanabilmiş değilim. Ömür Kuşluoğlu ve Edip Can Rende arkadaşlarım çok daha hızlı ve dirençliydiler. Sırasıyla “Interstellar: Kurgu mu? Kurtuluş mu?” ve “Interstellar: Spielbergleşen Nolan” başlıklı yazılarında filmi güzelcene anlattılar, etraflıca irdelediler. Detaylara oradan ulaşabilirsiniz.

interstellar eng

“Following’le başlatıp The Prestige’de geliştirdiği, Inception’la zirveye taşıdığı…” diye başlayan havalı bir cümle de kuramayacağım. En fazla şunu söyleyebilirim: Bugünlerde karşımıza çıkan bilim-kurgu filmleri ortalama olarak “akasya avm” ya da “mall of İstanbul” ise, Christopher Nolan ortaya bir Sydney Opera Binası, bir Panteon, bir Guggenheim Müzesi (Bilbao) bırakıp kenara çekildi. “Mikrofon bu, alın buna konuşun” dedi.

Mikrofon demişken, filmin ah o müzikleri… Hikayeyi mi takip edeyim, her sahneyi coşturan, DM’den yürüten müziklere mi kulak kesileyim, görsel şölene mi odaklanayım, bilemedim. Sevgilinle el ele yürüyorsun, diğer elindeki poşette büyük heyecanla aldığın Luis Buñuel box set’i var, fakat bu esnada bir de çikolatalı gözleme yemeye çalışıyorsun! Hangisinden feragat etmeli? Interstellar’ı seyretmek bunun gibi bir deneyimdi. Demek ki birkaç kez daha izlemek, bir de sountrack’i hatmetmek şart olacak.

Huzurlarınızdan ayrılırken, filmi açılış hafta sonunda izlememiş olan sinemaseverlere birkaç naçizane öneri:

– “Senaryoda açık var”mış. Evet, bununla ilgili detaylı listeler de internet ortamlarına düşmeye başladı. “Yetiştirilebilen son ürün mısırsa nasıl biraları yudumluyorlar?”, “Orası öyle de burası niye böyle?”, Kara delik yanlış olmuş, aha böyle olur…” gibi ukalaca listeler, Wikipedia-terk “belgesel” eleştirileri dolaşıyor. Aldırmayın. “Açığımla sev beni” diye bas bas bağırıyor usta yönetmen.

– Dikkat gerektiren işleriniz varsa, filmden önce halletmeye çalışın. Bünyeye göre değişen bir süre boyunca zihniniz hayli bulanık olacak. Teşbihte hata olmaz, ben hafta sonu malak gibi dolaşıyordum.

– Filme toplu taşımayla gitmek iyi bir fikir olabilir. Çıkışta araba kullanmayın. İnsan gerçekten beşinci boyuta geçiyor!

– “Süre mevzusu, bir gün uzun filmlere çift bilet istemedikleri, “ekstra bi sakal atarasın hacı” demedikleri sürece biz sinefillerin pek dert ettiği bir konu olmayacak. Biz kaç dakika diye bakmıyoruz, filme girip bağrımıza basıyoruz sayın seyirciler! Ama sene 2014’te hâlâ “Bilmemkaç dakikayı bulmasına rağmen akıp geçiyor” minvalinde yorumlar yapan dostlarımıza bir fıkrayla seslenmek isterim: “Sana baba mı diyi? Oturmuş yoğurdunu yiyi…”

– Ve yine sıkça gördüğüm bir yorumdan yola çıkarak, filmin ilk yarısı beklediğiniz gibi çıkmazsa telaşa mahal yok. Antrakt sonrası, bilhassa o “paralel kurgu” şovu beklediğinize değecek. Zira Interstellar’ın vitamini kabuğunda…

kategori:
izlenim

ilgili