İstanbul’da Bir Mevsim: İstanbul Film Festivali Başlıyor!

Engin Eryiğit'ten festivale merhaba...

İstanbul, film ve festival sözcükleri harikulade bir üçlü; birbirini tamamlıyor, birbirine çok yakışıyor. Mazhar Fuat Özkan gibi; Yasama Yürütme Yargı; Mavi Beyaz Kırmızı; Ramón Sánchez Pizjuán; Esir Şehrin İnsanları, Mahpusu ve Yol Ayrımı; Cobain, Grohl, Novoselic; İyi, Kötü ve Çirkin gibi. İstanbul’a bahar, bu festivalle geliyor. İstanbul Sinema Günleri zamanlarından beri…

37’nci İstanbul Film Festivali, 6-17 Nisan’da sinemaseverlere kapılarını açacak. Aslında ek seanslar ve Berlin’in Altın Ayı’lı filmi Touch Me Not’ın festival bitiminden iki gün sonra gösterilecek olması nedeniyle festival 19 Nisan’a kadar uzanmış durumda. Dileğimiz, daha da uzasın! Sinema virüsü tüm Nisan ayına yayılsın.

Dünya sinemasının yeni örnekleri, kült yapıtlar, usta yönetmenlerin son filmleri, yeni keşifler ve gizli hazineler bizleri bekliyor. 43 ülkeden 218 yönetmenin toplam 210 filmi (198 uzun metrajlı ve 12 kısa film) gösterilecek. Bu yıl festivalin bir ana sponsoru var ve bu durum, festivalin normalde bu etkinlikten haberdar olmayan insanlara da dokunabilmesi açısından çok faydalı. Şimdiden çevremde birkaç kişiden duydum: “Film festivali mi var? Mesaj geldi. Kampanya varmış.” gibisinden cümleler… Sevindirici bir gelişme.

Bu yıl, normalde alışık olmadığımız güzel bir “tersine göç” durumu da söz konusu. Festivalin yeni mekanı “Kadıköy Sineması”, ödüllü salonu ve şirin fuayesiyle yakın zamanda sahalara döndü. “Kapısı sokağa açılan” bir sinema, yeniden hayat bulmuş oldu. Beyoğlu Sineması’nda geçtiğimiz yazdan bu yana yaşanan canlılık da cabası. “Beyoğlu Beyoğlu” ve “Kadıköy Kadıköy”. İki yakanın iki hareketli ilçesinin adını tekrar edebilmek, bu iki sinemanın faaliyette olması Türkiye’de sinema açısından çok değerli ve anlamlı… Tabii gösterimlere ev sahipliği yapan diğer lokasyonlara da haksızlık etmeyelim. 7 mekandaki 9 sinema salonu da Türkiye’de sinemanın nefes alması için çok önemli bir işe imza atıyorlar.

Festival kitlesi bugünlerde kendi festival programını yapma telaşında. Filmler ve etkinlikler titizlikle inceleniyor. Stratejiler belirleniyor. Hafta içi mi hafta sonu mu, gündüz mü akşam mı, oradaki seanstan çıkıp şuradakine yetişir miyim, arada bir şeyler atıştırmaya, geride kalan filmi biraz düşünmeye, arkadaşlarla sohbet etmeye, telefona, e-postaya cevap vermeye fırsat olur mu?

18 bölümde 210 film mevcut. Yapılabilecek kombinasyonlar sınırsız! “Gala” filmlerini takip edip ilerleyen haftalarda çoğunluğu vizyona girecek filmleri önceden izleyebilir, “ortamlarda” söz sahibi olmanın keyfini yaşayabilirsiniz. Veya yarışmalardan birine odaklanıp kendinizi jüri üyelerinin yerine koyabilir, hangi filmin ödül alacağını tahmin etmeye yönelik zihin egzersizleri yapabilirsiniz. 5 ayrı yarışma var: Uluslararası Yarışma, Sinemada İnsan Hakları Yarışması, Ulusal Yarışma, Ulusal Belgesel Yarışması ve Ulusal Kısa Film Yarışması… “Bergman 100 Yaşında” seçkisinin büyüsüne kapılıp dünya sinemasının en saygın yönetmenlerinden Ingmar Bergman’ı doğumunun yüzüncü yılında anabilirsiniz.

Müstesna anılar biriktireceğiniz bir festival olması dileğiyle… 5 filmlik listemi de buraya bırakıyorum.

POROROCA
Yönetmen: Constantin Popescu
Bölüm: Dünya Festivallerinden
Rumen Yeni Dalga sinemasının son dönemdeki en başarılı örneklerinden biri… Bir baba, iki çocuğunu parka götürüyor ve beş yaşındaki kızı parkta oynarken kayboluyor. İki buçuk saat boyunca ailenin öfke, keder, suçluluk, çaresizlik duygularını yakından gözlemlerken adeta bizler de Bükreş’teki o parkta gibiyiz. Bogdan Dumitrache’ye San Sebastián’da En İyi Erkek Oyuncu getiren filmde özellikle 18 dakikalık kesintisiz park planı heyecan verici… Film, ismini Amazon nehrindeki 4 metreyi bulan ve 800 km ilerleyebilen dev gelgit dalgalarından alıyor.

LAS HEREDERAS
Yönetmen: Marcelo Martinessi
Bölüm: Nerdesin Aşkım?
Sinema olanakları ve üretiminin kısıtlı olduğu Paraguay, bu yılki Berlinale’de sinema dünyasına çok yetenekli bir yönetmen armağan etti: Marcelo Martinessi. 1973 doğumlu yönetmen, iki yıl önce La Voz Perdida ile Venedik’te En İyi Kısa Film ödülü almıştı. Bu kez Berlin’de ana yarışmada yer alıp üç ödüle layık görüldü. Mirasçılar, 30 yıllık birliktelikleri ekonomik sorunlarla yıpranan iki kadın; Chela ve Chiquita’nın hikayesine odaklanıyor. Chiquita bir borç olayı yüzünden hapishaneye düştüğünde, Chela’nın gönlü de yeni bir aşka düşüyor. Bir “ilk film” olduğunu hiç hissettirmeyen kalitesi ve özellikle zarif ve sakin atmosferinden gerçekliğe keskin bir geçişin söz konusu olduğu hapishane sahneleri çok etkileyici…

DER HAUPTMANN
Yönetmen: Robert Schwentke
Bölüm: Dünya Festivallerinden
Robert Schwentke ülkesi Almanya’ya farklı bir tarzla, etkileyici, siyah-beyaz bir dönüş yaptı. “Yüzbaşı”, İkinci Dünya Savaşı’nın son günlerinde Herold isimli bir Nazi askerinin kaçarken bulduğu bir subay üniforması ile hem hayatının hem de kişiliğinin nasıl değişime uğradığını anlatıyor. Ezilen bir asker, gücü eline aldığı anda neler yapabilir? Merak edenler bu filme…

PHASE IV
Yönetmen: Saul Bass
Bölüm: Gömülü Hazineler
Hitchcock filmlerinin unutulmaz afiş ve açılış jeneriklerine imza atmış, 20. yüzyılın ikonik grafik tasarımcılarından Saul Bass, kısa filmi ile Oscar kazandıktan hemen sonra ilk uzun metrajını çekmek için kolları sıvamıştı. Bass, karıncalar üzerinden zeki ve stilize bir bilimkurgu yapmak istiyordu. Fakat stüdyo, filmi klişe bir gişe canavarına çevirmek istedi. Bass’in kurgusu, onay almadan değiştirildi. Farklı bir final eklendi ve ruhuna iş makineleriyle saldırılan film gişede başarısız olunca kısa sürede yok edildi. Neredeyse 40 yıl sonra kayıp finalin 35mm makarası bulununca restore edilen film, nihayet hak ettiği kıymeti geri kazandı. Bass’in çektiği tek film olan Safha 4, benzersiz düşsel atmosferiyle perdede görülmesi gereken bir şölen.

FOTBAL INFINIT
Yönetmen: Corneliu Porumboiu
Bölüm: Belgesel Kuşağı
Laurentiu Ginghina eski futbolcu, yeni bürokrat. 80’lerde futbol oynarken ciddi biçimde sakatlandı. Çalıştığı fabrikada Noel tatili için işten çıkacakları gün ağır bir şey kaldırırken bacağı öylece kilitlendi. Daha önce kırıldığı yerden tekrar kırılmıştı. Herkes servislere binip gittiği için karlı havada 6 km yolu kırık bacakla yürümek zorunda kaldı. İlerleyen yıllarda Miami’de iş bulmuştu lakin tam vizeye başvurduğu günlerde 11 Eylül yaşandı! Ginghina kendince bir “futbol devrimcisi”. “Sonsuz Futbol” adını verdiği bir versiyonla futbolu başka bir boyuta taşıyacağını düşünüyor. Sekizgene kırptığı sahaya çizgiler çekip savunma ve hücum alt-takımları oluşturuyor. Fakat ufak bir derdi var: Ofsayt kuralı! Çağdaş Rumen sinemasının en yetkin yönetmenlerinden (aynı zamanda bir futbolsever olan) Corneliu Porumboiu, bu kez toplumsal dramlarından uzaklaşarak tüm dünyanın ortak ilgisini toplayan ender olgulardan birine, futbola odaklanıyor. Sadece 70 dakikalık süresiyle Sonsuz Futbol ufak bir umut, değişim, yaşam ve elbette futbol hapı niteliğinde. Büyük ölçüde Porumboiu ile Ginghina’nın sohbetlerinden oluşuyor. Arada bir belgesele konuk olan diğer karakterler sayesinde ise Romanya’daki yaşama dair ilginç detaylar öğreniyoruz.

kategori:
seçki

ilgili