Jimmy’s Hall: Abdestli Kapitalizmin Sanat Korkusu

Edip Can Rende, Ken Loach'un sinema yaşamındaki son filmi Jimmy's Hall'u yazdı....

“Dans edilemeden yapılan devrim, yapılmaya değer değildir aziz kardeşlerim.” Emma Goldman (V for Vendetta’da da duymuştuk bu cümleleri)

“Yabancılar geldiklerinde bizim elimizde toprakların tapuları, onların ellerinde İncil vardı. Gözlerimizi kapatmamızı istediler. Açtığımızda bizim elimizde İncil, onların ellerinde topraklarımızın tapuları vardı.”

“Jimmy’s Hall” (Jimmy’nin Salonu) komünizmi, solculuğu, işçi sınıfını, sınıflar arası mücadeleyi sinema yaşamının başından beri işleyen ve bu anlamda en istikrarlı yönetmenlerden birisi olan Ken Loach’un son filmi… Loach birçok filminde yaptığı gibi merkeze irlandalıları koyuyor. 1930’larda küçük bir köyde birbirleriyle geçinerek yaşayan irlandalılarla onlardan nefret eden, onları kontrol etme ihtiyacı duyan Rahip Sheridan arasındaki mücadeleye odaklanıyor. Loach’un hedefinde bu kez Kilise var.
1

Bir tarafta küçük köylerinde sıkılarak yaşamak yerine terk edilmiş bir kiliseyi adam ederek burada resim yapmak, şarkı söylemek, müzik bestelemek, boks yapmak, dans etmek isteyen köylüler; diğer taraftaysa bilhassa kadınların ve kız çocuklarının bellerini, kalçalarını, vücutlarını kıvırtarak dans edişlerine “ahlaksızlık” diyen,  “Eskiden öyle miydi azizim? Gayet edepli yapılırdı bu işler,” şeklinde geçmişi yad eden, komünizm düşmanı Rahip Sheridan… Şimdi bir rahibin İngiltere/İrlanda’da çıkıp bunları söylemesi çok komik kaçardı, değil mi? Ama aslında 2014’ün Türkiyesi’nden zerre farkı olmayan bir dönemi anlatıyor ve dindar geçinenlerin ruhsuzluğunu ve kötücüllüğünü bir güzel özetliyor Loach usta. Zaten yazının başlığını “Abdestli Kapitalizmin Sanat Korkusu” şeklinde atmamın nedeni de bu. Sheridan’ın gözlerinden taşan nefret bize biricik diktatörümüzü hatırlatacaktır hemen. Sevgili diktatörümüzün eğlenmeye, dans etmeye, resme, spora nefret duyması; her biri son derece mühim olan sanat dallarına ve spora baktığında sadece para görmesi; insanın var oluşundan beri yaptığı dansa, resme nefretle yaklaşıp yetmeyip bu sanat dallarıyla ilgili mekânları kapattırması ve ödediğimiz vergileri buraya değil de bizleri gericileştirebileceği, aptallaştırabileceği dine, yani son derece gereksiz bir kurum olan Diyanet’e aktarması ile komünistlerden nefret eden, Kemal Tahir’in deyimiyle elinde olsa onları “1’e kadar kırabilecek” güçte birisi olan, bu salona gidenleri fişleten (ki burada da diktatörcüğümüzü anabiliriz) Sheridan arasında bu açılardan bakıldığında aslında bir fark yok.7

Filmin 40’lı dakikalarındaki paralel kurgulu sahneler yukarıdaki paragrafta anlattığım mevzuyu gayet iyi özetliyor aslında. Biraz bu sahneden bahsetmek isterim. Akşam Jimmy’nin açtığı salonda dans etmek, yani eğlenmek için gelen halk sabahleyin kiliseye, kendilerinden nefret eden Sheridan’ın vaazını dinlemek için giderler. 45.dakikada başlayan paralel kurgulu sahnelerde akşamleyin eğlenen halkla sabahleyin Sheridan’ın orada yapılanları tasvip etmeyen vaazı filmin en önemli sahneleri arasında yer alıyor. Kendisine dindar diyen, sorsan “İsa’nın yolundan zerre sapmadığını” kararlıkla söyleyebilecek olan Rahip Sheridan önce komünistlere ve sanat icra eden “ahlaksızlara” nefretini kusar, sonra fişlenen insanları açıklar, en sonundaysa elindeki parayla insanları satın almaya çalışır. Dini kendi ceplerini doldurmak  ve insanlarda hakimiyet kurmak için kullanan kapitalist Müslümanlar için söylenmiş olan “Abdestli kapitalist” tanımını farklı bir dinden de olsa Sheridan’a yakıştırmak son derece doğru olur. Zira Sheridan filmin her anında bu sıfatın hakkını verir.

5

Filmi sevmemin ilk nedeni sürekli belirttiğim gibi sanattan nefret edildiği bir dönemde yaşıyor olmam. Belki de böyle sorunları olmayan; tiyatroları, bale sahneleri, sinemaları kapatılmayan, din üzerilerinde Demokles’in kılıcı gibi sallanmadığı insanlar filmle bu derece bağ kurmayıp filmi sevmeyeceklerdir. Ama işte, böyle bir dönemde yaşayınca karşınıza çıkan ve yaşadığınız şeyleri sizlere anlatan filmlerle bağınız kuvvetli oluyor… Taşeron işçi kullandığını öğrenince festivali boykot edip ödülünü almak için oraya gitmekten vazgeçecek kadar işçinin yanında olan, kariyeri boyunca işçilerin, ezilenlerin sorunlarına odaklanan, defalarca kez kanıtladığı gibi sadece filmlerinde değil hayatında da işçileri önemseyen Loach, 30’lu yılların İrlanda’sını, sorunları ve en önemlisi Kilise’nin hakimiyetini bu filminde başarıyla işlemiş. İsyanın doğuşunu bu kez sanat icra edenlerle dolu olan bir köyden anlatmış, iyi de etmiş. Ortaya önceki hafif filmi “Angel’s Share”den daha başarılı bir film çıkmış. Öte yandan filmi izlerken sadece ülkemizin şu zamanlarını değil, geçmişini de hatırlayacağınıza eminim. Geçmişte büyük emeklerle açılan ve çok başarılı olan köy enstitülerini Jimmy’nin çok işlevli salonunu görünce hatırlamamak mümkün değil. Jimmy’nin salonu nasıl yakıldıysa, salona gidenler  nasıl “komünist, din düşmanı, ahlaksız” şeklinde etiketlenip toplum dışına sürülmeleri  amaçlandıysa, en nihayetinde de nasıl Jimmy tekrar kendi vatanından sürüldüyse enstitüler de yakıldı, enstitülere sahip çıkanlara şiddet uygulandı, onlara da “komünist, dinsiz, fuhuş  yapan ahlaksızlar” dendi ve tarihe karıştı. Tarihe karıştı; çünkü iktidardakiler yönetebilecekleri cahil bir halk isterler. Her şeyi sorgulayan, eğitimli bir halk değil. Şu an o halkı da elde ettiler zaten.
2

“Jimmy’s Hall” bizlere 2014’ün Türkiyesi olduğu kadar enstitüleri kapatmaya çalışan 50’lilerin Türkiyesi’ni de hatırlatan etkileyici bir film. Umarız ki Loach sinemayı bırakmaz ve komünizmi  işlemeye devam eder. Yazıyı filmin en çarpıcı replikleriyle bitirelim:

Jimmy:  Bağışla beni peder, günah işledim. Son günah çıkarmamdan bu yana 25 yıl geçti. Papazlığın güvenli minberinden yalanlar söyleyip, nefret ve kışkırtmayla insanları silaha teşvik eden ve masum insanların hayatını tehlikeye atan riyakarlara ne yapmam gerektiği konusunda tavsiyenize ihtiyacım var.

Rahip: Neyden bahsediyorsun sen?

Jimmy: Kibir günahı için ne tavsiye edersiniz? Kendilerini bilginin pınarı addedip oturduğu yerden cehaleti ve batılı teşvik eden kibir sahiplerine ne yapmalı?

Rahip: Günah çıkarmak istiyor musun?

Jimmy: Ve aramızdaki en iyi şeyleri, hayallerimizi, eğlendiğimiz şeyleri lanet tehditleriyle parçalamaya çalışanları? Fakat en kötüsü, içlerindeki zavallı çirkinlikle bizim ruhlarımızı öldürmeye çalışanlar, kontrol edemedikleri her şeye karşı kalplerinde zehir taşıyanlar.

Rahip: Gralton, bu kutsala hakarettir.

Jimmy: Hayır, sana hakaretin ne olduğunu söyleyeyim muhterem peder: Kalbinde sevgiden çok nefret beslemektir.

kategori:
izlenim

ilgili