Jodorowsky’s Dune: Bitmeyen Filmler Kuşağı

Gültekin Turgut "Çekilemeyen en iyi bilim kurgu filmi"ni anlatan belgeseli yazdı....

-Çekilemeyen filmlere-

“Her kim ışık saçıyorsa, yanmaya da katlanmalıdır”
Viktor E. Frankl

İki ismin yollarının kesiştiğini bu filmi (Jodorowsky’s Dune) izleyene dek bilmiyordum. Hatta Jodorowsky ile Dune arasında bir bağ da kuramamıştım. “Dune bildiğimiz Dune mu?” diye merak da etmiştim. Belgeseli izlemek için yeterince cahildim yani.
Belgeseli izlemeye iten güdünün altında da itiraf etmeliyim gerçeküstücü sinemasına ne kadar saygı duysam da Jodorowsky’den çok Dune ismi daha etkili oldu. Dune, bilim kurgunun (belgeselde de geçen tabiriyle) incilidir… Frank Herbert inanılması güç bir evren oluşturur. Bu dünya o kadar güçlü bir felsefi altyapıya sahiptir ki; sizi binlerce sayfalık bir külliyatın içinde mutlu mesut bir Fremen, bir kum solucanı sürücüsü gibi günlerce yaşatabilir. Herbert’in Dune’nun David Lynch tarafından kotarılmış filmini de daha sonra bir TV filmi için çekilen versiyonunu da izlemiş ve umduğumu bulamamıştım. Şimdi hiç beklemediğim bir yerden Dune ile ilgili bir bilgiyle karşılaşmak şaşırtıcıydı. Ve bu şaşkınlıkla belgeseli izledim…maxresdefault

Filmi izlediğimde bütün sorularım cevaplanmıştı. Tam 2 yıl boyunca bir rüyanın peşinden koşan yönetmenin (Jodorowsky şair olarak görüyor) belgeselin bir yerinde cebinden çıkarıp gösterdiği paraya yenik düşüşünün öyküsü… Aslında hiç okumadığı bir kitabı peliküle aktarmak için yola çıkan yönetmenin Pink Floyd’dan, Salvador Dali’ye, Orson Welles’den Mick Jagger’e uzanan isimleri tutkusuna inandırmayı başarmasının ama Hollywood’u ikna edememesinin trajedisi de denebilir buna.
Belgeselin kendisi sizi hiç yormadan sıkmadan bu tutkuyu ve hayal kırıklığını size aktarmayı büyük büyük laflar etmeden başarıyor. Bu nedenle yönetmeni çok iyi bir iş çıkarıyor. Çekilemeyen Dune’un aslında, çekilen filmlere, bilim kurguya ve sinema endüstrisine yaptığı inanılmaz katkıyı da gözler önüne sererken sizi olması için elinden geleni yapan ama olmayınca da başka bir yöne dönen – dönmeyi başaran bir sinema dervişi ile baş başa bırakıyor. Sinema endüstri değil bir sanattır diyen , “Yönetmenlik değildir, bu şairliktir” diyen, “Ben bir rüyaya inanmıştım ve bu rüyaya inanan savaşçılarım vardı” diyen bir modern gerçeküstücü gurudur Jodorowsky… dune-headline_0
Filmin yönetmeni Frank Pavich zor olanı anlatıyor, spekülasyona bulaşmadan çekilemeyen bir filmin hikayesini “Ya çekilseydi?” sorusuna fazlaca takılmadan yansıtıyor. Jodorowsky belgeselin hemen başlarında yapımcısının “Ne yapmak istersin?” sorusuna “Dune” cevabını verdiğinde kitabı okumadığını söylerken o an ağzından Don Kişot’un da çıkabileceğini de söylüyor. Elbette bu bana Terry Gilliam’ın bir türlü bitiremediği Don Kişot projesini de çağrıştırdı. Sanırım bitirememeye yazgılıysanız b şıkkı da en az a şıkkı kadar sizi hayal kırıklığına uğratabilir. Dune’u sinemaya aktarılması açısından en çok Proust’un Kayıp Zamanın İzinde adlı eserine benzeten Jodorowsky’nin başına gelenlerle ilgili Proust’un düşünceleri de belki aydınlatıcı olabilir: “Kehanetin gerçekleşmemesi, kesinlikle kahinin zekasının kıtlığına işaret etmez; çünkü mümkün olan şeyleri mevcut kılmak veya kılmamak, dehanın yetkisi dahilinde olmayabilir. Deha sahibi biri olup trenlerin, uçakların gelecekteki başarısına inanmamış olabiliriz; insan ruhundan çok anlasak bile, daha vasat kimselerin, ihanetlerini öngörmüş olduğu bir metresin veya dostun riyakarlığına inanmamış da olabiliriz.”GAC_JodorowskysDune
H.R. Giger, Dan O’Bannon, Jean “Moebius” Giraud, Chris Foss gibi sinema sanatının evrimine büyük katkıda bulunan isimlerin tamamen başka yollarda yürürken 1975 yılında Fransa’da bir şatoda Jodorowsky tarafından buluşturulup sinemaya yönlenmelerinin sağlanması ise en az Dune kadar fantastik başka bir öykü…
Belgeselin sonunda anlıyoruz ki Jodorowsky kendi hayatı için sağlayamadığı o sihirli dokunuşu sinema sanatı için yapmayı başarmış gizli bir kahramana dönüşüveriyor.
Frank Pavich’in “Jodorowsky’s Dune” isimli belgeseli, farklı bir tutku, aşk öyküsü arayanlar kadar, sinema sanatına inananlar için, bir yönetmen-şairin sözlerine kulak vermek isteyenler için de bulunmaz bir imkan sunuyor. O kadar çok sürpriz var ki içeride sizi bekleyen, bu yazıda onları konu etmek izlemeyenlere haksızlık olur.
İster şair, ister yönetmen ister gazeteci olun ne iş yaparsanız yapın; Alejandro Jodorowsky’nin sözleri zihninizde olsun…
“Bir şair gibi olmak zorundasınız. Filminiz tıpkı düşündüğünüz ve istediğiniz gibi olmalı. Bunu değiştirmek için ondan veya başkasından yorum almayın. Hayır! Film tam olarak hayal ettiğim gibi olmalıdır. Filmin tıpkı hayalimdeki gibi olmaya ihtiyacı var. Bir rüya. Benim rüyamı değiştirmeyin.”
O yüzden ilk cümleme geri dönüyorum. İki ismin yollarının kesiştiğini bu filmi izleyene dek bilmiyordum.
Keşke bilmeseydim…

kategori:
izlenim

ilgili