
İnsan konuya nereden başlayacağını bilemiyor. İnsanlığın kör uçlarından birini tutmaya çalışırken sağır uçlar yolumu tıkıyor. Bir film hakkında yazmak bu kadar zor olmamalıydı. Mevzu çocuk askerler olunca böyle oluyormuş meğer.
Liberya’nın çocuk askerleri.. 2003’e kadar iç savaşla kanayan, silah kaçakçılığında dünyanın bir numaralı Afrika ülkesinden söz ediyoruz. Amerika’nın ülke sınırlarını bizzat çizdiği ve isim babalığını yaptığı ülke. Amerika’dan geriye yollanan, “özgürlükleri” geri verilen kölelerden oluşan bir ülke Liberya. Bu ismin anlamı “Özgürlerin Ülkesi”. Manipüle eden sembollerle konuşmaya alışkın Amerika’nın yarattığı manidar isim.
Johnny Mad Dog, işte bu ülkenin çocuk askerlerinin hikayesini anlatıyor. Oyuncular gerçek “çocuk askerler”. Onları aktör çocuklar oynayabilir miydi bilmiyorum. Sanmıyorum. Ülkelerine adalet ve özgürlük getirmek isteyen çocuklar onlar, ama taramalı tüfeklerle… Hasan Sabbah’ın askerleri gibi, uyuşturucuyla kendilerinden geçip kanlı görevlerine kilitleniyorlar. Paranoyaları, karşılarına çıkan her insan evladının hükümet için çalışıyor olduğu. Affetmeleri çok zor. Yaraları büyük ve silah ellerinde. Çocuk olmaktan çok uzaklar, ölüm makinesine dönüşmüşler. Dönüşüm nasıl da korkutucu, içten içe başkalaşan her şey nasıl tehlikeli. Gerçeklikleri rahatsız edici, bakışları ayak basılmamış ormanların zehirli sarmaşıkları gibi ürpertiyor insanı. Kocaman gaddar bir el uzanıp ruhlarını çalmış, yerine bir virüs koymuş sanki.
Belgesel gerçekliği, zayıf dramatik kurgu
Film, belgesel gerçekliğiyle çocuk askerlerin Liberya’daki okul, TV kanalı gibi kurumları yağmalayışını iki paralel hikayeyle anlatıyor, yolları çakışacak iki karakterin hikayesi bu. Biri “Death Dealers” isimli çetenin başı Johnny Mad Dog, diğeri Laokolê isimli 13 yaşında bir kız çocuğu. Laokolê savaştan kaçıyor, Johnny Mad Dog ise çetesiyle kaçanları kovalıyor, öldürüyor. İki taraf da çocuk, iki taraf da bir açıdan kurban. Biri öldürmeye mahkum, biri belki ölmeye.
Johnny Mad Dog, Liberya’daki adaletsizliği, kaosu, savaşı bu çocuk askerler üzerinden anlatmaya çalışıyor ancak ortam neredeyse tarif edilmiyor. Sanki sadece Liberya’da olduğumuzu biliyor olmamızın yeterli olması isteniyor bizden. Oysa atmosfer daha geniş bir açıyla anlatılabilirdi. Sonlara doğru olayların gelişme yönünde inandırıcılık konusunda sorunlar var. Neredeyse tüm film boyunca çocuk askerlerin katliamlarını izledikten sonra hızla gelişen birkaç olay seyirciyi bir oldu-bittiyle baş başa bırakıyor. Filmin dramatik yapıda görmezden geldiği bu yerler bilinçli bir tercihten çok eksiklik olarak algılanıyor. Çocuk askerlerin cinai hayatlarına yaklaşırken bizi overdose’dan ölme noktasına getiriyor. Buhranımız soğukkanlılığımızı yitirtiyor, sıkıntımız nedenleri ve sonuçları sorgulama yetimize ket vuruyor. Bu duygusallık ve yakın temas, filmin parmak bastığı temayla ulaşabileceği noktayı da engellemiş oluyor. Yine de filmin yarattığı etki tartışılmaz. Filmden adeta çarpılmış şekilde çıkıyoruz, çocukların donuk bakışları gözümüzün önünden gitmiyor. Yönetmen Jean-Stéphane Sauvaire seçtiği bu gerçekçiliği anlatırken şöyle diyor: “Gerçeği değiştirmek için onu önce görmelisiniz.”
Not: Jean-Stéphane Sauvaire filmin çekimlerinin ardından Liberya’daki çocuk askerler için bir yardım fonu oluşturmuş. Bkz. http://www.explicit-films.com/jmdf/galery/album0.html

