Kahve Bahane: Filmlerle Özdeşleşmiş Cafe-Bar’lar

Engin Eryiğit, filmlerdeki cafe-bar'ları kendi deneyimleriyle aktaran bir yazı kaleme aldı....

Sanat düşmanı bir ‘öküz’ olduğumu sanmıyorum ama itiraf etmeliyim ki Madrid’de Guernica’nın önünde değil La Latina’daki muhtelif cafe’lerin, tapas bar’ların önünde hayranlıkla durdum! Amsterdam’da De Nachtwacht’ı görmek güzeldi fakat hemen ardından soluğu Espresso Fabriek’te aldım. New York’ta Metropolitan Müzesi’ni tabii ki ziyaret ettim. Ama Barnes & Noble 555 5th Avenue’da veya Cupcake Cafe saatlerce oturmak daha keyifliydi.

Demem o ki, bu kardeşiniz şehirleri “favori cafe-bar”larla tanımlıyor. Hani derler ya, bilmediğiniz bir mahalleye gittiğinizde sokak kedilerine ve köpeklerine, bir de evlerin zemin katlarına bakın. Kedi-köpekler sizden kaçmıyorsa ve zemin katların pencereleri demirli değilse, o sokağın insanları güzeldir. Bu isabetli halk tespitinin biraz uyarlanmış hali ise şudur: Güzel cafe’leri olan şehirden size zarar gelmez!

Şahsen Saraybosna’nın hüzünlü geçmişini konuşmak üzere sizi davet edeceğim yer Caffe Tito olurdu. Diyelim ki yolumuz Galiçya’ya, A Coruña’ya düştü. Bir Perşembe akşamı ‘O Cachivache’de buluşurduk. Böylece Deportivo taraftarlarının haftalık ‘queimada’ ayinine de tanıklık edebilirdik. (Bazı sert likörlerin yanı sıra portakal kabuğu, limon, şeker, kahve çekirdeği, tarçın ve tabii ki asıl büyülü malzeme olan ‘ateş’le hazırlanan bu içki, takımın üzerindeki kara bulutları, kötü ruhları dağıtıyor. Gerçi Depor’un küme düşmesini engelleyemedi lakin tüm Depor’lular inanıyor ki ‘queimada’ sayesinde tez zamanda La Liga’ya dönecekler!)

Barcelona’da mıyız? İstikamet tartışmasız “Irati” olur. Sıcak-soğuk ‘pinço’lar en lezzetli haliyle önümüzden resmigeçit yaparlar. Kürdanları atmamamız son derece önemlidir zira hesap zamanı geldiğinde kaç paralık yediğimizi barmen o kürdanları sayarak hesaplayacaktır.

Liste uzatılabilir ama sadede geleyim: Bu cafe-bar güzellemesi nereden çıktı? Andrzej Jakimowski’nin Imagine / Hayallerin Ötesinde (2012) filminde mükemmel bir final sahnesi var. 28 numaralı tramvayın arkasındaki kamera, dar biz Lizbon sokağında Ian ve Eva’yı “Cafe do Electrico”da otururken bırakıp yavaş yavaş uzaklaşıyor. (Cafe do Electrico zaten filmin başlıca mekânlarından biri. Kahramanlarımız sıklıkla uğruyorlar bu ufak cafe’ye.) Geçenlerde bu filmi izlerken aklıma düştü: Acaba filmlerdeki favori cafe-bar”larım hangileriydi? Kafamda sahneler uçuşmaya başladı ve bir liste yapayım dedim. Tabii ki Top 5’e giremeyen bazı kült filmler var. Elemeye kıymakta zorlandığım filmler de oldu. Zaten o kadar şahsi bir şey ki, 100 kişi beşer film seçsek kesişen film olmayabilir bile! Her neyse, sonuç olarak aşağıdaki mekânlar ortaya çıktı. Bu şehirlere gittiğinizde uğramanız dileğiyle…

Le Pure Cafe (Before Sunset – 2004): Yalan yok. Linklater’ın ‘Before’ serisiyle büyüdük. Sunrise’ın başında trende kavga eden Avusturyalı çifti hatırlarsınız. Şimdi hayli yaşlanmışlardır. Bulup ellerinden öpmek isterim çünkü o ‘Almanca kavga’yı etmeselerdi belki de Celine koltuk değiştirmeyecek ve Jesse’yle tanışmayacaktı! 2004’e yani Sunset’e ve Paris’e gelindiğinde heyecanla bekliyorduk. Kafamızda — Serdar Ortaç’ın deyişiyle — “deli sorular” vardı: 9 yıl önce Aralık ayında Viyana’daki gerçekleşemeyen buluşmaya giden olmuş muydu? İnsan nasıl olur da bir telefon, bir adres almazdı? Jesse ve/veya Celine evlenmiş miydi? Çoluk çocuk var mıydı? Celine dünyayı kurtarma ideallerini ne ölçüde gerçekleştirebilmişti? Hatta Milli şefin treni niçin beyazdı? Ruslar neden yürüyorlardı Berlin’e? Peki neden her şeyi bulandırıyordu ertelenen bir konferans? Geç kalkan bir otobüs? Hepsinin (en azından büyük kısmının) yanıtını o uzun Le Pure Cafe sahnesinde bulduk. Mekân Paris’te, yerli yerinde duruyor. “14, Rue Jean Mace” adresinde…

pure cafe

Cafedraal ve Zwart Huis (In Bruges – 2008): In Bruges… Sıradan, ortalama bir film olarak görülemez. Ya çok seversiniz, filmi izledikten sonra ilk fırsatta şehre gidip çekildiği mekânları tavaf eder, arkadaşlarınıza bıktırana kadar filmi anlatırsınız! Ya da nefret edersiniz. Ben ilk kategoride olduğum için, filmin bu listeye girmemesi imkânsızdı. Zwart Huis (“Kara Ev” anlamında, adres: Kuipersstraat, 23), Ken ve Ray’in Bruges’e geldiklerinde uğradıkları ilk pub. 1400’lerde inşa edilmiş tarihî bir sinema ve tiyatro binasında bulunuyor. Hatta yaz aylarında zaman zaman filmin gösterimi de yapılıyor. Cafedraal ise Chloe ve Ray’in romantik akşam yemeği için buluştukları yer (Zilverstraat, 38). Bruges’e gider de uğramadan dönerseniz tarih affetmez!

zwart-huis

Katz’s Delicatessen (When Harry Met Sally – 1989): Sally’nin ünlü ‘sahte orgazm’ sahnesi! Özellikle en sonda “Kız ne yediyse aynısından istiyorum” diyen yan masadaki teyzenin hastasıyım! Bugün sıklıkla (ve biraz da yerli yersiz) kullandığımız “… ne içtiyse aynısından bana da verin” lafının kökeni, Rob Reiner’in bu unutulmaz filmidir. Katz’s Delicatessen ise NYC’de “205 East Houston Street” adresindedir.

Rick’s Café Americain (Casablanca – 1942): Listemize “klasikler” kontenjanından tabii ki bir filmin girmesi gerekiyordu. Lafı hiç uzatmayayım. Hepinizin evinde DVD, VCD, VHS, vs. bir şekilde vardır. Şimdi hemen açıp tekrar çalın, tekrar oynatın! Gerçek hayatta Kazablanka’ya yolunuz düşerse de Rick’s Café 10 yıl kadar önce Amerikalı bir emekli diplomat tarafından “248 Boulevard Sour Jdid” adresinde açıldı. Humphrey Bogart – Ingrid Bergman nostaljisiyle donatıldı. Canlı çalan bir piyanist var. Peçeteye yazıp As Time Goes By isteyebilirsiniz. En azından Fas’ta ‘Palalı’ya kesinlikle rastlamayacağınız bir mekân olarak aklınızda bulunsun!



Cafe con Libros ve Tarasco Bar (Desperado – 1995): Çocukluğumun filmlerinden biri! Abartısız 20 defa izlemişimdir. Robert Rodriguez, El Mariachi’yi çektiğinde 24, Desperado’yu çektiğinde 27 yaşındaydı. Benim için filmi değerli kılan şeylerden biri de bu “gençlik aşısı”. Carolina’nın Cafe con Libros’u (sütlü kahve minvalinde ‘Kitaplı Kahve’) kötü adamlar tarafından ateşe verildiğinde bizim de içimiz yanmıştı. Tarasco Bar ise Meksika’nın Ciudad Acuña şehrinde gerçek bir bar. (Gerçek hayattaki adı Corona Club.) Uğrayın ama dikkat edin, başınıza bir iş gelmesin!

kategori:
seçki

ilgili