Kapıcılar Kralı: Çoğunluğun Bir Neferi Kapıcı Seyit

15 Temmuz’dan sonra Kemal Sunal'ı Anlamak...

Rahmetli Zeki Ökten’in yönettiği Kapıcılar Kralı, 1976 yılı sonbaharında çekilirken Türkiye, bugünlerde olduğu gibi akıl almaz bir dönemim içine girmeye hazırlanıyordu. Ülkücü Komandoların üniversiteleri bastığı; DİSK’in bu ülkenin başına gelmiş geçmiş en nefret dolu hükümet olan Milliyetçi Cephe iktidarını anayasal yollardan düşürmek üzere “Genel Yas” ilan ettiği günlerdi. Yeni neslin artık adını bile bilmediği DGM’lere karşı 100 binin üzerinde işçinin başlattığı direniş ile Türkiye’de sol, zirveyi zorluyordu.
Böyle bir ortamda Cihangir’in nezih apartmanlarından Selahattin Zeren’de çekilen Kapıcılar Kralı, 40 yıl sonra oluşacak yeni Türkiye’nin bir örneklemi olacaktı. 80’li yılların sonunda Bizimkiler dizisiyle iyice ünlenecek olan Umur Bugay’ın muhtemelen gazetecilikten gelme deneyimleriyle, gerçek Türkiye’yi Nostradamusvari tezahür ile orta halli bir apartmanın içine sıkıştırmayı başarmıştı.

kapıcılar kralı
Filmin ana karakteri Seyit, kapıcılık yaptığı apartmanın düzeninin devam etmesi için canla başla çalışan bir vatan evladı olarak karşımıza çıkar. Türkiye’nin yıllardır çok konuştuğumuz görece az eğitimli ama para kazanmak, toplumda statü sahibi olmak isteyen kendince muhafazakar ve yine görece liberal %50’lik kesimini temsil ettiğini kolaylıkla söyleyebiliriz.
Apartmanın diğer sakinleri ise Türkiye’nin siyasi ve sosyal gruplarını yine çok güzel bir şekilde temsil etmektedir. Filmin bize daire içine girilerek tanıtılan ilk sakini o an yönetici olan Fehmi Bey Türkiye’nin orta sol kesimini temsil eder. Zaten nasıl olduysa bu rol için seçilen Can Kolukısa bu kesimin iki lideri Bülent Ecevit ve Kemal Kılıçdaroğlu’nu anımsatır. Kesin hesap uzmanı kılıklı Fehmi Bey elbette kılıbıktır. Kendisini hem yöneticilik anlayışı hem de kocalığı fena halde eleştirilmektedir.
Yumuşak yüzlü sol kesimden sonra sahneye arabasıyla Nuri Bey girer. Keza bu karakteri de araba ile 1 Mayıs 1977 panik çıkartmak amacıyla Taksim meydanına ülkücü komandolara arabayı satan araba tüccarı olarak hayal edebiliriz imgelemimizi biraz zorlarsak. Nuri Bey aksidir. Üzerinde daimi bir sinirlilik hali vardır. Birazdan hem karısına hem de kazara Kapıcı Seyit’e şiddet uygulayacak olan bu güç günümüzde olduğu gibi filmin ancak %11’9’luk bir kısmında yer alan bir yan karakterdir.
Aynı Türkiye’de olduğu gibi bu apartmanda da güçler dağılımında eşitsizlik vardır. Daha filmin başında, yönetimi henüz eline geçirememiş olan TSK’nın emekli bir albayı Zafer Bey, apartmanın dolayısıyla Türkiye’nin önemli ve kayrılan bir karakteridir. Nuri Bey, seksi karısını şiddet kokan bir gürültüyle döverken Apartman boşluğunda mevcut yönetiminin kifayetsizliğini sert bir dille dile getirir ve yönetimi göreve çağırır. Yönetici istemeyerek de olsa kapıya çıkar ve Kapıcı Seyit’le beraber şiddetin kapısına dayanır. Kapıda yaşanan keşmekeş sonrası tüm apartman sakinleri evlerine geri çekilirler. Bu hareketleri Türkiye’nin çoğunluğun gerçeklerle yüzleşmekten hep kaçmasının doğal bir yansımasıdır. Sahnenin ilerleyen kısımlarında Türkiye’de, son 14 yılda %1400 artan kadına yönelik şiddetin genetik kodu yatmaktır. Şiddette maruz kalan Nuri Bey’in karısı ‘Kocamdır o sever de döver de diye ortaya atılır’. Akabinde karşı resmi dedikoducu Makbule biraz önceki söylemlerinden 180 derece dönerek Nuri Bey’e destek verir. Sakat kültürümüzün ‘karı koca arasına girilmez’ deyimini kullanarak Nuri Bey’in eşinin savını tamamlar. Bu rezilliğe daha fazla dayanmayan solun mazlum yüzü Kılıbık Fehmi görevini cinnet ile Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kapısının önüne dosyaları atarak devreder. Artık kapıcı Seyit için sıkıyönetim günleri başlamıştır.

kapıcılar kralı3
Sıkıyönetimin ilk sabahı Seyit tüm ailesi ile içtimaaya çıkar. Artık sabah 5.15’te mıntıka temizliği bitecek emri gelmiştir.
Filmin diğer karakterlerini Seyit’in eşliğinde hızlıca tanımaya başlarız. Önce apartmanın mal sahibi, sermaye devi, Haliçteki bir nevi Simon olan Übeyit Bey’i tanırız. Übeyit Bey’in mobilyalı kiralık dairesini tutmak için gelen gizli polis ve eşi kılığına girmiş çift bir tür gizli ajandaya sahip cemaat benzeri bir yapılanma olarak konuya dâhil olurlar. Apartmanın bankeri Übeyit Bey’i soymak gibi nihai bir amaca sahiptirler.
Arada geçim sıkıntısı düşmüş Memur Bey ve ailesini görürüz. Kadına şiddet anlayışını mağduru, boşanmış kız eve döner. İki göz evde tam 7 kişi yaşamaya başlarlar.
Film ilerledikçe Seyit karakteri üzerinden apartmanı tanımaya devam ederiz. Doktor ve Ailesi burjuvayı temsil etmektedir. Uzmanlığı jinekoloji olan doktor kürtajdan iyi para kazanır. Hatta Seyit’in karısının üçüncü çocuklarına hamileliğini Seyit isterse sonlandırabileceğini belirtir. Seyit ‘başımıza masraf çıkarma Doktor’ diyerek teklifi geri çevirir ama asıl neden reisimizin üç çocuk şiarının geçmişteki bir yansımasıdır. Seyit ailesini büyüterek sokaktaki tüm apartmanların kapıcılığını ele geçirmek istemektedir.
Seyit, apartmanı sıkıyönetim kurallarına yöneten Albay’a rağmen gemisini yürütür. Bahşiş almama yasağına isyan eder; fırsatını buldukça karaborsacılık faaliyetlerini sürdürür. Bunları yaparken, dar gelirli memur ailesini gözetir. Zenginde çalar ve kendince fakire dağıtır. Bir durumu pek tabi AKP’nin makarna kömür yardımı ile benzeştirilebilir. Türkiye’de hırsızlık her zaman belli seviyelerde tolere edilen, hak görülen bir menfurdur.
Apartmanın diğer burjuva ailelerinin tüm dertlerini çeken Seyit’in sıkıyönetimdeki günleri diş sıkmalar ile devam eder. Burjuvalar dört bir koldan hem kendisini hem de çocuklarını aşağılarlar. Filmin senaryo yazarının dönemin ulusalcı ama modern elit Türklerini oldukça güzel bir şekilde ortaya koymuştur. Sınıf bilincinden yoksun, eğitimsizliği ve köylülüğü aşağılayan, bunu yaparken eğitim eşitliği gibi konuları hiç aklına getirmeyen eski Türkiye rafine elitleri, deyim yerindeyse her anlamda ayrımcılık yaparlar.
Bu ayrımcılığın doruk noktasına çıktığı sahneler ise Seyit ve Hacer’in çocuklarının yanında sanki çocuklar orada değilmişçesine Seyit’in kapıcılık yetenekleri tartışıldığı andır. Çocuklar kısık gözlerle apartman sakinlerine bakarlar. Ayrımcılığın tavan yaptığı bir diğer sahne ise, Nuri Bey’in seyahatten dönüp karısıyla tekrar kavga etmeye başlamasıyla başlar. Yine o ikiyüzlü serzenişine başlayan apartman sakinleri, bu sefer yöneticilik görevini üstlenen Albay’a seslenirler. Albay’da kapısının önünde ‘tutmayın beni’ ve ‘silahım nerede’ gibi beylik laflar ederek deyim yerindeyse ne kadar dandik bir insan olduğunu gösterir. Çevresindeki yalakaları da onu yalandan tutmaya çalışmaktadır. Sonunda yine Seyit çağrılır. Merdiven boşluğunda duvar köşesine sinmiş ve başına gelecekleri bekleyen Seyit çaresiz bir şekilde ve olacakları bile bile gider. Yönetici zoruyla kapıyı kırması söylenen Seyit direnir fakat tam kapıyı kıracak Nuri Bey kapıyı açar ve çarpışırlar. Tüm apartman yine deliklerine yani dairelerine kaçar. Seyit ‘hem bokunuzu temizliyorum hem dayağınızı ben yiyorum’ diyerek bağırır ve dairesine çekilir.

kapıcılar kralı1
Film sonuna yaklaştıkça Seyit’in üzerindeki baskılar atmaya başlar. Apartman yöneticisi Albay’ın itfaiye hizmeti dayatması bir gece kötü sonuç verir. Burjuva ailelerden birinin kızlarının yanlış alarmı ile Seyit yatağından fırlar. Yorgunluk ve alkolün etkisiyle kısmi bir cinnet geçiren Seyit tüm apartmana yangın tüpü sıkar. Bu cinnet hali 2013 Mayıs’ın son gününde Gezi Parkı’nda çadırların yakılması sonucu sokağa çıkan ve direnişe geçen Gezicileri (Gençler, öğrenciler, ilerici ve özgürlükçü azınlık diyelim) kitlenin sokağa dökülmesi ile benzeştirilebilir. Fakat aynı zamanda 15 Temmuz 2016 gecesi Cumhurbaşkanı’nın Facetime’daki çağrısına cevap vererek sokağa dökülen (%50’lik muhafazakâr milliyetçi çoğunluk) halkla, Seyit’in motivasyonunu bir tutulabilir. Turgut Özakman’ın ‘Şu Çılgın Türkler’ diyerek romantikleştirdiği kitle aslında çılgın Türkler diye değil cinnet geçiren Türkler diye tanımlanmalıdır.
Türkiye’nin enfes bir projeksiyonu olan Kapıcılar Kralının apartmanında bir bayram günü sabahı, paralel devlet unsurları tarafından bir darbe kalkışması gerçekleştirilir. Anahtarlarını çalmak için Seyit’e kuyruksallayan hırsız çiftin dişisi bir tecavüz kumpası kurar ve apartmanı velveleye verir. Zaten Seyit’e karşı kin dolu olan Apartman sakinleri bu fırsatı değerlendirir ve Seyit’i derdest ederler. Seyit son anda kumpasa uyanır ve hırsızı suçüstü yakalar.
Kapıcılar Kralı Seyit, film boyunca iki badireyi atlatmış, rüştünü fazlasıyla ispat etmiş olarak artık krallığını ilan etmeye hazırdır. Apartman sakinlerinin tamamını evine toplar ve kapıcısı olduğu apartmanın %51 hissesini satın alarak yönetimi eline geçirdiğini ilan eder. Yöneticiliği kaldırmıştır fakat kapıcılığı kendi yapmaya devam edecektir. Yani kısacası Seyit apartmana başkanlık sistemini getirmiştir.
Neresinden bakarsak bakalım Kemal Sunal bu en sevilen filmlerinden bir olan Kapıcılar Kralı bize aslında çok değişmeyen gerçek Türkiye insanını anlatır. Kemal Sunal filmlerinin bu kadar sevilmesi ve yıllar geçmesine rağmen ısrarla izlenilmeye devam etmesi sebebi de Kemal Sunal’ın bu ülke insanının gerçekliğini aktarma gücüdür. Filmin apartman sakini olan karakterleri daima güçlünün yanında olan Türkiye halklarını (Kürtler hariç) temsil eder. Kenan Evren’e anayasa referandumunda %90’ın üzerinden güvenoyu veren, Tayyip Erdoğan’ı %51’lik oy oranıyla Cumhurbaşkanı seçen halk da aynı halktır. Ve bu halk daima dönemin güçlüsünün yanında olmaya devam edecektir.

kategori:
izlenim

ilgili

  • Zeki Ökten’in Ardından

    Konuk Yazar: Diego Nadas Çok uzundur kaybediyoruz. Tutunmak, hayatta kalmak, pek bir düttürü mü dünya. Önemi bile yok artık diyecek bir anlam kayması. Okudukça daha yalnız bir dünyanın içinde....
  • Sandalye İle Güreş Tutanlara

    Sinemayı niye seviyoruz? Niye perdelerin, ekranların karşısına geçip filmler izliyoruz? Niye kendimizi gerçeklikten koparıp, iki saat başkasının yazdığını, çektiğini, hayallerini, gerçeklerini, rüyalarını, emeğini, yeteneğini, güzelliğini, çirkinliğini, korkusunu, sevincini yaşamayı...